Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '09

 
Kategori
Halkla İlişkiler
Okunma Sayısı
1009
 

Seçmen, tanıdığı, bildiği adaya oy verir

Seçmen, tanıdığı, bildiği adaya oy verir
 

Seçim sath-ı maili, iyiden iyiye “mailli” bir hal aldı. Satıh, günden güne daha da dikleşecek. Mail artacak, artacak… Birileri bu mailin üzerinde duramayıp, aşağı doğru kayacak… Her gün biraz daha mailini artıran bu sathın üzerinde kalabilen aday, 30 Mart 2009 sabahı belediye başkanlığı koltuğuna oturacak.

“Sath- mail” filan… Bırakalım bu Arapça sözcükleri, deyimleri ve mevzuu Türkçe dile getirmeye gayret edelim.

Evet. Partilerin adayları netleşti ve seçim yarışı başladı. Bundan sonra adayları zorlu bir süreç bekliyor. Özellikle de siyaset sahnesine yeni adım atan adayları! Çünkü sonucu, sandığa atılan oylar belirleyecek. Sandıklar açılıp, oylar sayıldığında en çok oyu alan aday, seçimin galibi olacak.

Seçmen (herhangi bir adaya) nasıl ya da neden oy verir?

Bu sorunun cevabı çok kolay:

Seçmen, tanıdığı, bildiği adaya oy verir.

Veya vermez!

Seçmenin oyunu almak için, adayın kendisini iyi tanıtması gerekmektedir. Kendini iyi tanıtırsa, seçmeni ikna edebilirse, oyu alır.

Peki aday, kendini seçmene nasıl tanıtacak?

Projelerini nasıl anlatacak?...

Seçmeni, diğer adaylardan daha iyi olduğuna nasıl ikna edecek?

Bu soruların cevabı çok kolay, kısa ve nettir:

Seçmenle arasında sağlıklı bir iletişim kurarak.

Cevap kolay, kısa ve net ama… Bu iletişimin nasıl kurulacağı mevzuu hayli müşkül!

Çünkü seçmenle karşı karşıya, yan yana gelmeden ona kendini anlatmak, onun beklentilerini anlamak imkansız. Tüm seçmenlerle karşı karşıya, yan yana gelmek de imkansız!.. Sayıları birkaç yüzbinlerle ifade edilen seçmenlerin hangi biriyle karşı karşıya, yan yana gelebilirsiniz ki?.. Adayın birkaç on yıl vakti olsa bir ihtimal halledilebilir belki ama… E o da mümkün değil!

O zaman, sağlıklı iletişime giden yolun üzerinde olan reklam ve halkla ilişkiler köprüsünden geçmek zorundadır her aday.

Amma ve lakin… Birçok adayın reklamdan ve halkla ilişkilerden ne anladığı tartışılır!

Parti, ”Adayımızdır” der demez, masasının çekmecesinde sakladığı vesikalık fotoğrafını kapar, en yakındaki matbaaya koşar adayımız. Partinin amblemi, adayın ismi ve fotoğrafı münasip bir şekilde yerleştirilir. Bir de fiyakalı bir slogan ayarlandı mıydı… Adayımızın afişi basılmaya hazırdır. Üçbin, beşbin, onbin… Artık ne kadar istiyorsa, o kadar afiş basılıp, teslim edilir adayımıza. Kafi miktarda el ilanı ile birlikte, üç-beş metrekarelik vinil afişler de basılıp, kentin muhtelif yerlerine asıldıktan sonra… Reklam işi tamamdır!

Kahvede oturup okey , tavla, ellibir oynayanları ziyaret ederek, esnaf arasında dolanıp, el sıkıp kucaklaşarak da halkla ilişkiler mevzuu aradan çıkarılır…

Adayımız artık seçime hazırdır.

Sandıkları kurulsun, oylarla dolsun taşsın…

Ve gelsin belediye başkanlığı!

Adamcağız daha ne yapsın?.. Reklamsa reklam!... Halkla ilişki kurmaksa?… “Kralını” yaptı adayımız. Sarılıp öpmediği, kucaklamadığı vatandaş bırakmadı memlekette!..

Keşke bu kadar kolay olabilseydi seçmeni oy vermeye ikna edebilmek.

Evet.

İşin sırrı iknada.

Seçmen ikna olmuşsa, oyunu gözü kapalı veriyor. Üstelik, oy vermenin yanında, o adayın ekibinin bir parçası gibi çalışıyor, çevresindeki insanları da “kendi adayına” oy vermeye davet ediyor.

Bu nedenle, ne yapıp edip seçmeni ikna etmek gerekiyor.

Geldik mi yine aynı soruya?

“Nasıl?”

Tabi ki, profesyonelce planlanıp yönetilen bir reklam kampanyası ve halkla ilişkiler çalışması ile.

Ne yazık ki, bu sorunun başka bir cevabı yok.

>> www.markaist.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 118
Toplam yorum
: 150
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1644
Kayıt tarihi
: 20.06.06
 
 

70'li yılların sonlarına doğru (1977 veya 1978... Belki de 1979...) tüm zamanların efsane dergisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster