Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
450
 

Şehirin kayıp insanları …

Şehirin kayıp insanları …
 

Küçük bir köyde dünyaya gelmişti. Ailesinin üçüncü kızı olarak doğduğunda babası adeta yok saymıştı onu…

Öyle bir yok sayıştı ki, ismini bile koymamıştı. Nice bir zaman sonra annesi kendisine Kader demeye başlamıştı. Babası erkek çocuk sevdasında olduğundan Kader’i de diğer kız kardeşleri gibi bir kaza, başına gelmiş bir bela olarak görmekteydi.

Öyle ya, ismini bile koymadığı kıza nüfus mu çıkartacaktı? Okumasın ne gerek vardı. İşte böyle bir hayata merhaba demişti ve doğduğu anda dünya kabul etmemişti Kader’i…

Evde itile kakıla büyümeye çalışıyordu. Yeni yeni serpilmeye başlamıştı. 13 yaşına gireli daha birkaç ay olmuştu. Bir akşam İstanbul’dan köye gelen tanıdıklar evlerine misafir olmuştu. O akşam Kader ne olduğunu bile anlayamadan kocaya verilmişti.

Bir iki gün içinde toparlanılmış ve imam nikahı kıyılan kocası ile İstanbul’un yolunu tutmuştu. Kader daha bebeklerle oynayacak yaşta olmasına rağmen 40 yaşlarındaki Lütfü ile evlendirilmişti. Lütfünün ikinci eşi idi. İlk eşi Nurhan, Lütfü’nün içip içip kendisine eziyet etmesine dayanamamış ve evi terk etmişti.

İstanbul’a geldiklerinin ikinci akşamı idi, Lütfü eve alkollü dönmüştü ve bayıltana kadar Kader’i dövmüştü. Kader için baba eziyeti bitmiş koca eziyeti başlamıştı. Her Allah’ın akşamı bir işkence olmaktaydı. Kader için koca evini terk edip gideceği bir yer de yoktu. Babası en uzun konuşmasını yapmıştı kendisini yolcu ederken, koca evine gidiyorsun kırıp dizini oturacaksın, namusumuza zarar getirme demişti.

Uğurlandığı evinin kapısı kendisine bir daha açılmamak üzere kapanmıştı. Her gece işkencelere tahammül etmeye çalışıyordu. Kaç kere kafası yarılmıştı, kolu kırılmıştı artık kendide hatırlamıyordu.

Daha 16 yaşında ölsem kurtulsam diye içinden geçirmekteydi.

Yine bir gece Lütfü eve sarhoş gelmişti. Kaderi öldüresiye dövmüştü. Kader bir köşede yığılıp kalmıştı. Lütfü marifetini kutlamak istercesine içki masasını kurmuş içmeye devam etmeye başlamıştı. Uzun bir süre sonra Kader kendine gelebilmişti. Lütfü Kader’in yüzüne bakıp pis pis gülüyor bir yandan da içmeye devam ediyordu.

Dışarıda yağmur başlamıştı yağmurun cama vuruşunda çıkardığı sesler duyuluyordu. İçkinin etkisi ile Lütfü sızıp kalmıştı. Sobaya odun atmak için odun sandığının başına gittiğinde Kader bir anda eline küçük odun baltasını alıvermişti. Lütfü’nün başına nasıl geldiğini anlayamadan baltayı hızla Lütfü’nün kafasına vurmaya başlamıştı. Darbeler arkası arkasına iniyordu. Ortalık kan gölüne dönmüş Lütfü kıpırdamaya fırsat bulamamıştı.

Bir duraksama anından sonra Kader birden sokağa fırladı kafesinden kurtulmuş kuş misali yağmura aldırış etmeden karanlıkta kanat çırparcasına yürümeye başladı. Derin derin nefes alıyordu. Sanki özgürlüğü ciğerlerine dolduruyordu.

Karanlığa ve yağmura aldırış etmeden nereye gittiğini bilmez bir şekilde sokaklarda yürüyordu. Bir an duraksadı, hala küçük balta elindeydi. Baltayı elinden bıraktı, bir iki adım attıktan sonra dönüp baltayı yine aldı. O an özgürlüğünün simgesi, kurtarıcısı olarak görüyordu baltayı…

Uzun bir yürüyüşten sonra yorgun düşmüştü. Boş arazi kenarında surların dibinde bir oyuk gözüne çarpmıştı. Toprağa ve üzerinin ıslak olmasına aldırış etmeden kıvrılıp uyumaya başladı. Uzun bir uykudan sonra uyandığında akşam olmak üzereydi. Acıkmış ve susamıştı. Oyuktan çıktı üstü başı çamur içindeydi. Az ileride gördüğü çöp bidonlarını karıştırmaya başlamıştı. Çöpe atılmış olan kuru ekmekleri aldı. Orada bulduğu ambalaj naylonunu ve bir boş su şişesini aldıktan sonra yavaş yavaş yürümeye başladı az ilerideki parka giderek bir banka oturduğunda parktaki çeşme gözüne ilişti. Suyunu içip bir süre daha bankta dinlendi. Giderken tekrar çeşmenin başına geldi ve biraz daha su içip çöpten aldığı şişeyi yıkadı ve su doldurdu.

Akşam olmuş hava kararmaya yüz tutmuştu. Yavaş yavaş akşam gecelediği oyuğa doğru ilerledi. Oyuğa geldiğinde çöpten aldığı naylon poşeti yere sererek kendine bir şekilde topraktan koruyacak bir yer hazırladı. Bir süre dinlendikten sonra çöpten bulduğu kuru ekmeklerden yenebilecek gibi olanları yemeye başlamıştı. Karşısına gelen kendi gibi yuvasız kalmış küçük köpek dikkatini çekti. Halinden onunda acıkmış olduğu belliydi. Çöpten aldığı ekmeklerden bir parça kopararak köpeğe attı. Köpek hem ekmeği yiyor hem arada korkak tavırlarla Kader’i süzüyordu. Kader su şişesinden birkaç yudum su içti. Köpeğinde susamış olabileceğini düşünerek üzerinde oturduğu naylon poşetten bir parça kopardı ve büzüştürerek çanak şekli verdikten sonra içine su koyup köpeğe doğru uzattı. Bir süre tedirginlikle bakan köpek yavaş yavaş yanaşıp suyu içmeye başladı.

Kader kıvrılıp yatmıştı köpek ondan birkaç metre öteye oturmuş ona bakmaktaydı. Gece ilerlemiş ve Kader derin bir uykuya dalmıştı. Sabah uyandığında yavru köpeğin gece kendisine sokulup uyuduğunu görmüştü.

Aralarında bir dostluk başlamıştı, birlikte o oyukta yaşıyorlardı, çöpten buldukları ile karınlarını doyurmaya çalışıyordular. Bu ikili o boş alana içki içmeye gelen serserilerinde dikkatini çekmişti. Bir gece orada içki içen serseriler hem Kader’e bakıyor hem aralarında konuşuyorlardı. Kader tedirgin olmuştu ama yapacak bir şeyi de yoktu. Gecenin ilerleyen saatlerinde serseriler Kader’e saldırmışlar bütün çırpınışlarına rağmen kendisine defalarca tecavüz etmişlerdi.

Bitkin bir halde bıraktıkları Kader bir süre olduğu yerden kalkamamıştı. Yavru köpek gelip yüzünü yalıyor adeta onun acısına ortak oluyordu. Biraz zaman geçtikten sonra Kader ayaklandı naylonunu ve su şişesini alarak karanlığa doğru yürümeye başladı. Yavru köpekte peşi sıra gidiyordu. Uzun bir süre yürüdükten sonra yorgunluğunu gidermek için gördüğü bir parkta dinlenmeye oturdu. Hava yavaş yavaş aydınlanmaktaydı. Poşetinin içinde kalan son ekmek parçasını yavru köpekle paylaştı. Üzerine birkaç yudum su içti.

Tıpkı Lütfü’yü öldürdüğü geceyi hafızasından sildiği gibi bu geceyi de silip atmak istiyordu. Dinlenmiş biraz olsun kendisine gelmişti. Çöp bidonlarını karıştırmak kendilerine yiyecek bir şeyler aramak için ayaklandı. Oturduğu parkın üzerinden yol geçmekteydi ve yolun ayaklarının arasının bir barınak gibi olduğu dikkatini çekmişti. Yamaç şeklinde atılmış betondan biraz zorlansa da tırmanmış ayakların olduğu yere varmıştı. Çöpten alındığı belli olan eski bir yatak ve battaniye ile içinde ateş yakılmış bir teneke vardı. Korunaklı bir yerdi ama belli ki biri burada yaşıyordu.

Yavaş yavaş aşağı indi. Çöpleri karıştırmaya ve yiyebileceği şeyler aramaya başlamalıydı. Kısık kısık öksürmeye başlamıştı ve günden güne vücudu zayıf düşüyordu. Yiyecek sorununu çözmüştü yakındaki bir lokantanın çöplerini karıştırırken kendisini gören garsonlardan bir tanesi içeriden bir torbaya doldurup ekmek ve yanında yiyebileceği birkaç yiyecek vermişti. Poşetin içerisine bir elma ve bir portakalda koymuştu. Hava kararmaya başlamıştı barınacak bir yer bulmalıydı. Aklına sabah gördüğü köprünün ayağının olduğu yer geldi. Yavaş yavaş oraya geldiler. Yavru köpek bir an olsun yanından ayrılmıyordu.

Acaba yerin sahibi gelmiş miydi? Çıkıp bakarken içinde hep bu tereddüt vardı. Çıktığında kimseler olmadığını gördü, için için sevindi. Üzerindeki pislikten rengi belli olmayan yatağa uzandı ve battaniyeyi üzerine çekti bir süre dinlendikten sonra kalkıp birkaç yudum bir şey yedi ve uykuya daldı.

Gecenin bir vakti sırtında bir acı ile uyandı. Biri kendisini tekmeliyor bir yandan da kalk ulan orası benim yerim diye bağırıyordu. Yattığı yerden fırladı karşısında 60-65 yaşlarında bir adam vardı. Adam Kader’i görünce şaşırmıştı, duraksadı sen genç bir kızsın diye kekeleyebildi. Kader’i yerini kapmaya çalışan tinercilerden zannetmişti. Bir süre sessizce bir birlerine baktılar. Yaşlı adam Kader’e özür dilercesine bir kafa işareti yaptı ve yatmasını işaret etti. Kendiside köprünün ayağının arkasında bir çuvaldan başka bir battaniye alıp bir kenara sıvıştı.

Kader bir süre korkudan uyuyamamıştı. Neden sonra göz kapaklarının kapanmasına engel olamayarak uykuya yenik düşmüştü. Uyandığında hava aydınlanalı çok olmuştu. Yaşlı adam yoktu, geldiği gibi belli etmeden gitmişti sanki…

Kader akşamdan kalan yiyeceklerden birkaç yudum yedi. Arada yavru köpeğe de uzatıyordu. Kendince bir yandan da burası bana kaldı diye seviniyordu. Aradan biraz zaman geçmişti ki, aşağıdan yaşlı adamın sesi duyuldu. Kendisini çağırıyordu, ürkek bir şekilde yaşlı adamın yanına indi. Adam gel benle dedikten sonra yürümeye başladı. Kader korkmuş ve duraksamıştı. Adam eliyle gel hadi dedi. Kısa bir tereddütten sonra adamı takip etmeye başladı. Birkaç yüz metre gitmişlerdi adam bir sokağa girdi. Kenara koyduğu eski bir çekyatın yatak kısmının bir ucunu tuttu ve hadi bakma öyle diyerek diğer taraftan da Kader’in tutmasını söyledi.

Uzun ve yorucu bir çabadan sonra çekyatın yatak kısmını köprünün ayağının oraya getirmişlerdi. Yaşlı adamda Kader’de yorgun düşmüştü. Bir süre dinlendikten sonra yaşlı adam Kader’e sen Allah’ın bana yolladığı can yoldaşısın dedi ve oturduğu yerden kalkarak aşağıdaki parkta çalıların arasına bıraktığı poşeti alıp geldi.

Poşette domates salatalık gibi pişirilmeden yenen sebzeler vardı. Üç dört tanede ekmek. Oturdular ve birlikte yemek yediler. Kader hem tereddüt yaşıyor hem gizli gizli seviniyordu. Akşamüzeri adam Kader’e hadi bakalım işe gidiyoruz diyerek birlikte çıktılar. Kader ne iş yapacaklarını merak ediyordu. Ellerine buldukları birkaç naylon poşet almışlardı. Çayırlık kısımları kıyı köşe dolaşıyor buldukları boş içki şişelerini topluyorlardı. İkisi birlikte 17 tane boş şişe toplamıştı. Dönüşte yaşlı adam bir bakkala uğradı ve şişeleri bakkala verip 3 tane ekmek aldı. Yavaş yavaş köprünün ayağına geldiler.

Bir süre dinlendikten sonra adam hava serinledi diyerek etraftan topladığı tahta parçaları ile tenekenin içine ateş yaktı. Ateşin yanında oturup yemeklerini yediler. Adam Kader’e hiçbir şey  sormuyordu. Çünkü kendisinin de anlatacak bir geçmişi yoktu. Tıpkı Kader gibi o da hafızasına sünger çekmiş silmişti. Bir süre yavru köpekle oynadıktan sonra yaşlı adam Kader’e hadi bakalım yat şimdi sabah erken kalkıp hal’e gideceğiz dedi.

Kader anlamamıştı ama günün yorgunluğu ile yatmıştı. Sabah hava aydınlanmadan yaşlı adamın sesi ile uyandı. Adam kenardan iki Pazar çantası aldı, her hallerinden çöpten bulunduğu belliydi. Birlikte yürümeye başladılar. Adam bir fırının önünde durdu akşam sattıkları şişelerden kalan para ile fırından bir ekmek aldı. Sıcak ekmeği böldü ve bir kısmını Kader’e uzattı. Kader çok uzun zamandır ilk defa sıcak ekmek yiyecekti. Bir süre ekmeğin mis gibi kokusunu içine çekti. Kopardığı ilk parçayı yavru köpeğe uzattı. Yaşlı adam köpeğe isimde koymuştu, yoldaş diyorlardı. Yoldaş sıcak ekmeği kemirmeye başlamıştı Kader’de çabuk bitmesin diye ekmeği küçük yudumlar halinde yiyordu.

Hal denilen yere gelmişlerdi burası kocaman sokaklardan oluşan kapalı dükkanların bulunduğu sebze haliydi. Adam kamyonlar arasında dolaşıyor yere düşmüş olan sağlam havuç, salatalık, domates, turp gibi sebzeleri topluyordu. Bir yandan ise yerlerde atılmış temiz poşetleri toplayarak Kader’in eline tutuşturuyordu.

Pazar çantalarını doldurmuşlardı. Adam hadi dönüyoruz dedikten sonra yola koyulmuşlardı. Köprünün altındaki parka geldiklerinde adam şimdi temizleyelim dedi ve çeşmenin başına doğru yanaştı. Önce Kader’e verdiği poşetleri bir güzel yıkadı. Sonrasında topladıkları havuç ve turpları temizledi ve poşetlere göz kararı doldurdu. 8 poşet havuç 6 poşet turp olmuştu.

Kader’e bir şeyler yiyelim bugün yakında pazar var oraya gideceğiz dedi. Akşamdan kalan ekmek ile domateslerden yediler öğlen olmak üzereydi. Poşetleri ellerine aldılar yoldaş kendilerini takip edip insanları korkutmasın diye yoldaşı bir iple bağladıktan sonra yola koyuldular.

Pazara vardıklarında yaşlı adam pazarın başına poşetleri yere bırakarak 1 Lira 1 Lira diye bağırmaya başlamıştı. Kader bir süre seyrettikten sonra o da bağırmaya başlamıştı. Uzun sürmedi bir iki saat içerisinde poşetler bitivermişti. Pazarcılardan bir iki boş sandık aldı yaşlı adam yakmak için ve köprünün ayağına doğru yola koyuldular. Akşam serini çıkmıştı parkın kenarında arabada seyyar çay tezgahını görünce yaşlı adam durdu. Gel birer çay içelim içimiz ısınsın demişti.

Plastik bardakta birer bardak çay aldılar ve kenardaki banka oturdular. Kader gülmeye başlamıştı. Yaşlı adam neden gülüyorsun diye sordu. Kader nasıl gülmeyim sıcak ekmek vardı çay yoktu, şimdi çay var ekmek yok hep bir yanı eksik kalıyor. Yaşlı adamda hüzünle karışık gülümsedi.

Kader birkaç gün öncesine kadar çöpten topladığı yarı küflü ekmekleri yediğini de başına gelenleri unuttuğu gibi unutmuştu.

Bu şekilde yaz boyunca hayatlarına devam ettiler sonbahar gelmiş Kader’in kısık kısık öksürüğü iyiden iyiye fenalaşmıştı. Geceleri havalar soğuk olmaya başlamıştı. Yoldaş büyümüş onların gece korumalığını yapacak hale gelmişti.

Kış bastırmıştı sokakta yaşamanın sertliği kendini iyiden iyiye göstermeye başlamıştı. Yaşlı adam bulduğu yarı yırtık branda ile bir şekilde çadırı andırır korunak yapmaya çalışmıştı. Soğuyan hava beraberinde önce yağmurları arkasındanda beyaz örtüyü getirmişti.

Her yer kar kaplı idi. Rahatsızlığı iyice artan Kader yataktan zor kalkıyordu. Yaşlı adam hem kendi için hem de Kader için deyip kara soğuğa aldırmıyor sebze haline gidiyor bulabildiği sebzeleri topluyordu. Havaların dondurucu soğuğundan dışarıda içki içenler kalmamıştı. Artık boş içki şişeleri nadiren bulunuyordu.

Dondurucu soğuklar başlamıştı. Yaşlı adam sabah kalktı ve yine halin yolunu tuttu. İçine doğmuşçasına ayaklarına dolanan yoldaşa sen burada kal Kader’e göz kulak ol diye tembihledi.

Sebze halinin bulunduğu bayırı zar zor tırmanmaya çalışıyordu. Yaşlı ayakları onu taşıyamamıştı. Dengesini kaybedip düştü. Çevreden yetişenler bir iki hal işçisi yardımına koştu, kaldırdılar. İşçilerden yaşlı adamın sokaklarda yaşadığını bilen biri polise haber verdi. Gelen polis yaşlı adamı alıp evsizlere tahsis edilen spor salonuna götürürken yaşlı adam polislere Kader’i anlatıyordu. Onu da alın diye yalvarıyordu.

Polisler yaşlı adamın söylediğinden bir şey anlamamıştı. Yaşlı adamı ikna etmek için tamam amca onu da alacağız dur seni götürelim diyerek adamı spor salonuna götürdüler. Orada kendisine gereken yardım yapıldı. Yaşlı adam gözü yolda bekliyordu. Gece olmuş Kader gelmemişti. Sabahı zor etti yaşlı adam.

Sabah spor salonundaki yetkililere yalvarırcasına derdini anlattı. Çağırılan ekip ile yaşlı adam köprünün ayağının olduğu yere gitti.

O gece Kader ilerleyen saatlerde son bir kuvvet kalkmıştı. Acaba yaşlı adam nerede kaldı diye merakla aşağı inmeye çalışırken zayıf düşmüş vücudu dengesini sağlayamamış beton yamaçtan aşağı yuvarlanmıştı. Düştüğü yerden kalkacak dermanı yoktu. O gece kar adeta kötü kaderini örtmek istercesine üzerine beyaz bir örtü sermişti.

İyice zayıf düşmüş bedeni dondurucu soğuğa daha fazla dayanamamıştı. Yoldaş Kader’i sanki ısıtmak istercesine yanına sokulmuştu.

Polislerle birlikte gelen yaşlı adamı gören yoldaş yalvarırcasına iniltiler çıkarıyordu. Yaşlı adam üzeri karlarla örtülmüş Kader’i görünce gözyaşlarına hakim olamamıştı.

Polisler olay yerini şeritle çevirmişler savcıya haber vermişlerdi. İş için gelen geçen durup bakıyordu. Kader ilk defa birileri tarafından fark ediliyordu.

Yapılan araştırmalarda Kader’in hiçbir kaydına rastlanmamıştı. Kimi kimsesi bulunamamış tek bilinen yaşlı adamın verdiği isimdi KADER…

Kimsesizler mezarlığına defnedilmişti. Yaşlı adam baş ucuna çakılan tahtaya cebinden eksik etmediği küçük çakı ile KADER KADERSİZ ismini kazımıştı.

Gözlerini açtığı ilk günde onu kabul etmeyen bir damla umut vermeyen dünya şimdi onu bağrına basmıştı…

Şehrin kayıp bir insanı daha sessiz sedasız hayata elveda demişti. Çoğunun çocukluk yaşları olan 17 yıla Kader bir ömrü tarifi imkansız acıları ve çileleri sığdırmıştı. Elveda derken arkasında dost olarak kendi gibi şehrin kayıp insanlarından yaşlı adamı, yoldaşı ve yanından eksik etmediği küçük odun baltasını bırakmıştı.

Peki diğer görünmeyen insanlar bakıp da göremediklerimiz görmek istemediklerimiz Kader’ler, Umut’lar yanımızdan geçip giden kimsesiz hayatlar…

Kader’in hikayesi bitmez çünkü kayıp olan yok sayılan Kader’ler var olmaya, biz görmesek bile aramızda dolaşmaya devam ediyor ve edecekler…

Ve…

Diğer tarafta birileri yine önüne hazır gelen ekmeği beğenmeyecek, üzerindeki kıyafetin markalısını isteyecek, sıcacık yuvasında bir şeylere burun kıvıracak…

 

Burçak YAZICI

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 168
Toplam yorum
: 357
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 1059
Kayıt tarihi
: 02.07.10
 
 

4 kasım 1996 yılında İstanbul'da dünyaya geldim. Bu sene ilköğretimden mezun oldum. Okul hayatımd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster