Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '07

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
363
 

Şehirlerimizin içi ve dışı

Şehirlerimizin içinde yaşayacak alan yoktur pek. Öyle yol boylarını çiçeklendirmek, ağaçlandırmakla olmaz bu iş. Yol boyları tabii ki tertemiz, yemyeşil çimenlik, çiçeklik olmalı. Olmayan bu kadarla yetinilmesi.

Şehirlerimizdeki yeşili yutma konusundaki hoyratlığımız, mirasyediliğimiz yürekleri parçalayacak kadar korkulası. Akla durgunluk vermiş zaten, akıl olsa böyle mi olur!

Şehirlerimizin dışı da pek farklı değildir. Nerede güzel bir su kenarı, çayır, çimen, koru varsa, yemek yensin diye yapılaştırmışız.
Pek düşkünüzdür bu yemek işine... Biraz güzel bir yer bulduk mu çökeriz. Varsa arabamıza, yoksa kamyonlara doluşur güzel bildiğimiz yerlere gideriz. Yanımızda tencereler, çaydanlıklar, bulaşık leğenleri, deterjanlar... Alt tarafı bir öğündür yenecek olan, biraz ekmek, peynir, su, meyve de yeter.

Dedim ya pek düşkünüzdür yemek işine. Yeriz! Zılgıt yeriz, sopa yeriz, dayak yeriz, nane yeriz, ayvayı yeriz, mal yeriz, miras yeriz, rüşvet yeriz, hak yeriz, hukuk yeriz...

Yer, içer çöpümüzü kor gideriz nişan olarak. Burası bizimdi, buradaydık!

Doğal güzelliklerle ilişkimiz böyledir, içli dışlı , sere serpe, samimi ve köklüdür yani.

Sıcak yemek, sıcak para, sıcak oy velhasıl şu sıcaklık düşkünlüğümüzden varımızı yoğumuzu tüketip duruyoruz. Biz "kim öle, kim kala" diye yarını boşlayıp , günü kurtarmayı zar zor becerirken, el oğlu inatla, koca ülkedeki tek kişisiyle bile sabırla, gıdım gıdım yıllarca uğraşa uğraşa, dünyaya olmamış bir soykırım yalanını yutturdu bile...
Elifi görse mertek sanacak kimilerimiz de artlarına takıldılar, yine “sıcaklık” uğruna... Oysa yeşil alanlarımızı talan etmesek belki güneşin altına yatıp ısınmanın keyfine varabilecekler ve böyle aslını bilmedikleri, arşive girseler elifbasını bile okuyamadıkları konularla ısınmaya uğraşmayacaklardı.

Şehir merkezlerimizde neredeyse açık alan bırakmayacağız. Arazinin değeri artmış, etrafı çarşı olmuş, hemen satalım. Özel kişidir satar ya, kamu malı olsa da pek fark etmiyor. İlgili idare para kazansın değil mi ama!

Satmayıp da turşunu mu kuracağız! Okul, hastane sığamıyor mu yerine, eskidi mi resmi binalar... Sat kardeşim! Yerine iş yeri, alışveriş merkezi falan yapılır. Alıcı çooook. Arazi bu boş yatırılacak değil ya, boş bırakmak enayilik olur.
Parasıyla daha güzelini yaparız ötelere, taa ötelere...

“Şehir merkezinde yaşayanlar” mı dediniz? Yüz bilmem kaç tane kavşaklı yollar, 40 basamakla inilip 40 basamakla çıkılan yaya üst geçitleri yaparız gitsinler diye. Hem bu sayede inşaat iş alanı da canlanır, insanlar mecburi spor yapar sağlıklı olurlar, fena mı?

Kentsel yerleşimde başkaları ne yapmış ? Gezdiğim, gördüğüm kimi şehirleri anlatacağım size. Hem yerleşim planları bakımından hem yaşadığım etkinlikleri ile. Belki Türkiye’mizde şehirlerin acınası halini kıyaslama ile biraz gösterebilirim de, bundan sonrasına bir ışık olur diye.
Umut bu ya!

Açıklama: Bu yazı Yenialanya ve Yıldızhaber (İstanbul) gazetelerinde de yayımlanmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aramızı hoşgeldiniz.

Kuşkayası (Turgut Erbek) 
 24.06.2007 9:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 87
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1599
Kayıt tarihi
: 29.05.07
 
 

Doğaya, sanata, spora, bilime ve ülkeme bağlı; doğruya, gerçeğe, akla yönelik; uluslara saygılıyı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster