Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
99
 

Şehirlerle evlilik ya boşanmak

Şehirlerle evlilik ya boşanmak
 

Boşanırsınız aslında ama kimse bilmez ki bir Ademoğluyla bir şehrin boşandığını. Kimse bilmez ki bir Ademoğlunun gözyaşlarıyla o şehrin yıkandığını…


İnsanı yoran geçen zaman değil de, yaşadığı şehirlermiş gibi, bırakıp gidesi ve terk edesi gelir insanın; Zira tükenişlerin resmi şehirlerin suretinde kazılı ve yürüdüğü kaldırım taşlarında…

Ondandır ki baktıkça hatırlarsın, hatırladıkça yorulursun, yoruldukça tükenirsin, acırsın ve öyle bir gün gelir dayanır ki sabrının kapısına, çekip gitmek istersin.

Gittin, bitti mi?

Yo yo, yeni bir hayat, yeni bir çevre, yeni bir şehir, yeni bir sayfa ve o sayfaya yazılacak olan kendi yeni romanını yaşamaya başlarsın artık. 

Sayfa bir, yeni baştan ve sil baştan!

Esasında aynı şeyler bunlar;

Bir filmin başa alınıp, başka yerlerde izlenmesi gibi... Hepsi bu.

İnsanlarla şehirlerin ilişkileri evlilik ilişkileri gibidir;

Her şeyi içinizde yaşarsınız, kimse duymaz; dört duvar arasında olup biten evliliklerin duyulmadığı gibi.

Bazen mevsim İlkbahar olunca şöyle bir hareketlilik kazanır, bazen Yaz olur yorar, Sonbahar olur dökülmeye başlar yapraklarınız, Kış olur zemheri ayazı vurur çenenizi;

Dişleriniz birbirini vurur, biter her şey ve bitirirsiniz sizde her şeyi.

Şehirlerle boşanmanın tek kanunu var;

Bu da olduğunuz yerden hemen uzaklaşmak, göç kamyonunuzun yönünü başka bir şehre yöneltmek.

Bu kadar basit!

Boşanırsınız aslında ama kimse bilmez ki bir Ademoğluyla bir şehrin boşandığını.

Kimse bilmez ki bir Ademoğlu'nun gözyaşlarıyla o şehrin yıkandığını…

Kimse bilmez ki onlardan ne çileler doğmuşluğunu, ne yorulmuşluklarla büyütülmüşlüğünü…

Kimse bilmez ki onların kulağında ne çığlıklar duyulmuşluğunu ve dış aleme ne derin “Sus” olunuşluğunu.

İşte böyle…

Şehirlerle boşanmanın ne hakimi var, ne savcısı, ne davalısı, ne davacısı;

Burada herkes müşteki.

Sen şehri yormuşsundur, o da seni.

Sen ondan çekip gitmek istemişsindir, o da seni itmek istemiştir.

Hepsi bu!

Sen gidersin de o arkandan su döker sanma.

Sen arkana bakmadan gitmek istersin de, o da arkandan bakmayacak kadar tabelasını kapatır yüzüne…

Kapısını kapatır gibi;

Çarpar yüzüne kendini. Ha işte öyle!

Oysa evliklerde boşanmalara ne kadar da üzülür Ademoğlu;

Hep aynı nakaratlar başlar;

Biri der ki “Yazık oldu bunca yıldan sonra!”

Beriki der ki; “Hiçte sesleri yoktu, iyi gibilerdi-ama!”

Öteki der ki; “Çoluk çocuk- olmadı şimdi!”

Kadın der ki; “Sus”lar benim içimde çığlıktı!”

Adam der ki; “Çığlıklarım dışımda “Sus” tu!”

Kadın der ki; “Çe-ke-mi-yo-ruuum!”

Adam der ki “Gemiyi yürütecek küreklerim koptu; gö-tü-re-mi-yo-ruuum”

Çocuklar bir yandan, çevre bir yandan, aileler bir yandan, hakimi, evrakı, kararı, çartı curtu bir yandan hepsi bir olur;

Kopan yayı birleştirmeye çalışırlar…

Ama nafile, biten bitmiştir, kopan yay kopmuştur yerinden bir kere.

Kimseler anlamaz halden, herkes havadan civadan konuşur…

Bir tek avukatlar anlar halden, o da alacağı paranın halinden…

Ha birde en başta üzülenlerin yanında seni kınayarak kendini yüceltme gayretine düşen tipler olur hep;

Vardır böyleleri...

Başlarlar o hep alışılagelmiş filmi oynamaya;

Hepsi de melek olur, evlilikleri ise toz pembe… Roller hep aynıdır.

Nasıl da anlatırlar, anlattıklarından;

“Meğer örnek evliliği de bilirmişler de…” dersiniz içinizden

Erkekler erkeği, kadınlar kadını kınar;

 “Aha bizde evliyiz, biz çekmedik mi vs sıralar dururlar…

Kafalar kazan olur, diller kepçe, neyse ne!

Hele bir boşanma olsun da, mendiller havada nasıl da uçuşur- hayalleri kurulur…

Boşanma olur ama hayalini kurduğunuz gibi oynayamazsınız, o an en ufak sevinemezsiniz de.

Çünkü hiç kimse boşanmak için evlenmemiştir… Neyse!

Önce, yok olan yıllarınıza şöyle bir bakıp ağlarsınız.

O ise çıkartır cebinden eski resminizi verir size. Yüzsüzce!

Siz ona o resmi verdiğinizde o resimde canlıydı sizde; 

Şimdi ise o resminizde eskimiştir, sizde;

Koca bir yaşantının mevsimi sonbahardır zira.

Resminiz sararıp solmuş cüzdanının yılları arasında, siz ise onun hayatında…

Yani ikinizi de soldurmuştur… Büyük başarı…

Yo yo bu duyduğunuz alkış sesleri değil, protesto.

O solgun resimden bir farkınız yoktur sizin aslında; 

De, bunu o an anlarsınız.

Belki canlısınız, belki taze ama ruhunuz yorgun, ruhunuz bitkin, ruhunuz öylesine eski ki;

Ne sizin ruh haliniz o resminizin yeni hali gibi olabilir artık, nede o resminiz sizin gibi.

Ama;

Şehirlerle boşandınız mı kimsenin gıkı çıkmaz, kamyon kapıya dayanırda;

“Elveda” kornasına bile kimse çıkmaz; “Hoşça kal” kornasına da…

Şimdi ben de yaşadığım şehirden boşanmak istiyorum, o da benden…

Biz nicedir konuşuyoruz kendi aramızda;

Kararımızda verdik bu arada…

Bazen konuştuk, bazen didiştik.

“Ben senden çekip gideceğim” diyorum. O da;

“Çokta tın, gidersen git!

Ha giderken şehrin giriş kapısına bak bi, o kapı hep açık, hep de açık kalacak.

Şunu bil ki, senin bir başka şehre gittiğin gibi, bir başka şehirlerden de bana gelecekler var.

Hep de olacak;

Bu devran böyle devir daim olur, bu çarkta böyle döner ca-nım…”

“Yeter artık” der gidersin ammaaa gider yeteriii, gelir beteriii!

Ey hayatın resmini yazıya kaleme döken ruhum;

Biliyorum sen de yorgunsun ben de;

El ele verip çekip gitmenin zamanı geldi mi ne?

Ne zaman yaşadığım şehirlerden sıkılsam, bilirim ki o şehir yormuştur beni, ben de onu;

O vakit başka diyarlara gitmenin zamanı geldi mi ne?

İstikamet İstanbul.

Az daha sabret can, az daha;

Sonra ceketimizi sırtımıza vurup gideceğiz bizi yoran ve bizim yorduğumuz bu şehirden.

İster arkamızdan su dökülsün, ister aynaya.

İster bir ekmeğin yarısı saklanıversin ardımızdan, belki bir gün döneriz diye.

Ama gideceğiz;

Çünkü bir başka şehir, yeteriyle beteriyle, yazılmak üzere bizi bekliyor, ey kalemoşum benim.

Ben başka kalemdaşlar gibi çantamı sırtıma vurup diyar diyar gezmedim…

Ben göç kamyonumu sırtıma vurup diyar diyar gezenlerdenim…

Ondandır ki yüküm hep ağır oldu benim ve senin.

O nedenle seni harbiden çok seviyorum kalemoşum benim…

Sevgilerimle.

 

Dilek EJDER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 593
Kayıt tarihi
: 22.04.08
 
 

Araştırmacı yazar, şair, aforizmacı, ressam, besteci... Kardelenler diyarı Sarıkamış’ta doğdu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster