Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '06

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
16442
 

Şehit haberleri ve "son dakika" saçmalığı

Şehit haberleri ve "son dakika" saçmalığı
 

Özensizliğimiz her yerde sırıtıyor. İşlerimizde hep aynı vurdumduymazlık hakim. Kaldırım döşerken de habercilik yaparken de... Mesela bir şehidin babasına ölüm haberi öyle bir biçimde veriliyor ki, zavallı kalp krizi geçirip ölüyor. Televizyonlarımızın bu haberleri verme biçimi ise bir başka alem...

Özellikle de NTV, CNN Türk gibi haber kanallarının garip bir uygulaması var. Program normal akışında giderken aniden ekranda kırmızı ya da sarı çerçeve içinde “son dakika” yazısı, altta da bir bant belirip çoğunlukla bir felaket haberinin spotu veriliyor. Savaş, uçak kazası, deprem, sel ya da şehit haberi... Haberin hemen hiçbir ayrıntısı yok. Ne ayrıntı vermek için program kesilip haber merkezine bağlanılıyor, ne de ayrıntılar altyazıyla veriliyor. O bant ilk haber bültenine kadar defalarca ekranda dönüp duruyor. Ekranın bütününde eğlenceli bir program devam edip giderken altındaki bantta “.....’da ..... asker şehit oldu” yazısı dönüp duruyor. Ne bu şimdi? Habercilik mi? Hani bir uyarı niteliği taşısa tamam. Tv seyircilerinin olaydan haberdar edilip gereken önlemleri almaya başlaması gibi bir yararı olabilir. Ama bir şehit haberi böyle mi verilmeli?

Güneydoğu’daki acı yıllardır devam ediyor. Yeterince ağır, yeterince çetrefil ve kahredici bir sorun. Nedenleri, çözümleri üzerinde çok şey söylendi, daha da söylenecek. Ben şimdi bunlara girmek istemiyorum. Burada değinmek istediğim işin yalnızca haber boyutu.

“Son dakika” özensizliği

Düşünün, çocukları o bölgede askerlik yapan belki onbinlerce aile o anda sizi seyrediyor. Hele bir de yakını altyazıda adı geçen şehirde, ilçede askerse, çocuklarından sağlıklı bir haber alıncaya kadar yaşadıkları endişeyi varın siz hesaplayın. Eğer kendinizi o ailelerin yerine koymayı hiç aklınızdan geçirmediyseniz ben söyleyeyim: Daha kırmızı ya da sarı çerçeve ekranda belirir belirmez kalbinize bir sancı saplanır. Artık haberin ne konuda olabileceğini az çok tahmin edersiniz. Büyük ihtimalle Güneydoğu’nun bir şehrinde meydana gelen çatışma ve şehit haberidir. Eğer bantta asker yakınınızın görev yaptığı şehrin adı da geçtiyse eliniz ayağınız titremeye, bilinciniz bulanmaya başlar. Hızla diğer kanallara zap yapıp haberin ayrıntılarını, şehitlerin isimlerini, memleketlerini öğrenmeye çalışırsınız ama nafile... Bütün kanallarda sonsuz bir magazin, dizi, reklam sağanağı sürüp gitmektedir. Saat başlarında verilen haber bültenine daha çok vardır. Zaten her bir dakika yıl gibi uzamıştır. Telefona sarılıp asker yakınınıza ulaşmaya çalışırsınız ama bu durumlarda o telefonlar hemen hemen hiçbir zaman cevap vermez.

Haber netleşince kişisel acınızın yerini toplumsal acı alır. Belki siz yakınınızdan iyi haber aldınız, ama biliyorsunuz ki o iyi haberi alamayanlar var. Bu kez gırtlağınıza oturan yumruk ya da boşalan gözyaşlarınız, sadece bir çocuk özentisiyle sarıldıkları silahlarıyla acemice poz verdikleri fotoğraflarından tanıdığınız gencecik fidanlar içindir.

Televizyonlarımızın haber merkezi yetkilisi sevgili arkadaşlar! bu haberleri bu şekilde verirken n’olur biraz düşünün. Olay iyice netleşmeden, ayrıntılar gelmeden altyazıyla verme uygulamasından vazgeçin. Ya yayınızı kesip haber merkezine bağlanarak haberi bütün ayrıntılarıyla bir spikerin dilinden verin ya da hiç vermeyin. İnanın, hiç kimse sizin sandığınız gibi televizyon seyrederken “ah şimdi bir felaket haberi geçse de meraklansam!” diye düşünmüyor. Acele etmeyin, ilk bültende verirsiniz. Hatta ayrıntılar belli değilse ilk bültende vermenize de gerek yok.

"Ateş düştüğü yeri” mi yakıyor?

Bir de şu “ateş düştüğü yeri yaktı” klişesi baydı artık. Şehit haberleri verilirken nereye baksam hep aynı cümle, hangi gazeteyi açsam aynı bayat kalıp... Hem klişe, hem de yanlış bir yorum. Bu ateş öyle sadece düştüğü yeri yakmıyor kendini bilenler için. Vicdanını, duygularını yitirmemiş, bu ülkeyi, bu ülkenin insanlarını, sivilini, askerini, öğrencisini, öğretminini, işçisini, çiftçisini, doğusunu, batısını, günahıyla sevabıyla, yanlışıyla doğrusuyla seven herkesi yakıyor; ya da yakması gerekiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bıçak kemige dayandı artık kemikte dayanmıyor neyi bekliyoruz bilmiyorum bir can daha vermek gerekirse bizler seve seve veririz. yeterki anaların yüregine bir acı daha düşmesin. dagda gezen iki soysuzamı bırakalım bu vatanı. bu ülkeyi kolay kazanmadık. yalvarıyorum sizlere bir şehit daha vermeyelim. ne bekliyor büyüklerimiz ne bekliyor tayip erdogan. geldiginden beri şehit veriyoruz habire. buna bir du demenin zamanı gelmedimi. yarin çok geç ola bilir şimdi engel olalım soysuz puştlara karşı...............

murat sas 
 09.04.2007 21:49
Cevap :
Merhaba Murat bey, bence bu öyle kalkalım, vuralım kıralım diye heyecana kapılarak çözülecek bir sorun değil. Orada hepimizin vergisiyle, insan gücüyle, güveniyle destek verdiği bir ordu zaten görevini en iyi biçimde yapmaya çalışıyor. Hepimiz silahlanıp dağa çıksak ne yapacağız? Karşıda belli bir düşman yok ki. Belki de o bölgede gereğinden fazla asker bulundurarak daha çok şehit verilmesine neden oluyoruz. Bu işi daha az sayıda ve daha profesyonel güçlerle yapmak daha etkili olur bence. Ama herşeyden önemlisi, bölge halkının en azından bir bölümünün onlara neden destek verdiğini serinkanlılıkla anlamaya çalışmalıyız. Saygılar...  11.04.2007 10:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3544
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster