Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

AYFER AYTAÇ GAZETECİ YAZAR

http://blog.milliyet.com.tr/ayferaytac

20 Mayıs '19

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
35
 

Şehr-i Gülistan

BAHÇELERDE GÜLLER AÇTI 
KOKUSUNU DÜNYAYA SAÇTI
Mayıs ayının ikinci yarısına kadem basılınca benim şehrime bir başka türlü güzellik gelir, her bir yanını gül kokusu bürür. Pembe renkleri davetkârdır, çokluğu uzaklardan bile bilinir, meraklılarınca mutlak gidilip yakından görülür.
 
Yine yeni bir Mayıs geldi. Gülüm Isparta  üzerine  yapraklarını gerdi. Isparta'm  da onu pek çok sevdi.  Ne güzelde yakışmış bu kadirşinas topraklara, rengi benzersiz güzeller güzeli pembe gül. Tabiatın sularının buluşma  merkezi  olan  Isparta  bahçeleri güllerle  bezenmiş. Isparta gülleriyle  şehr-i  gülistan  olmuş.
 
Kaybedilmiş Osmanlı  topraklarından yadigâr kalan güle açılmış kucak,  kurulmuş  ocaktır  Isparta. Isparta  gülünün hikmeti,  Isparta toprağıyla buluşmasındadır. Bakmasını bilene gül hayatın aslını ifadelendirir. Yaşamı,ölümü, yalanı, hakikati, sevgiyi, ihaneti, cenneti,cehennemi anlatır  gül, gerçeği  gören göze...
 
Gül;  açmasıyla  hayat  bulur.  Sadece  gecenin  serinliğinde canlı  kalır. O canlılığı süresince dalında iki yana salınıp durur. Bu hali: "Gül Allah'ı zikrediyor toprak bu anlarda sükûnete eriyor."diye yorumlanır.
 
Gül Güneşi görürse  kendi  dalında  çürür.  Güneş doğmadan toplanırsa bu kez ölümü olur. Fakat ölümü paraya dönüşüp pek çok insana dirim verir. Bu dönüşümde geçtiği yollar, (ezilmesi,sıkılması, kaynatılması)  cehennemi  anlatır. Devamında geldiği nokta cenneti anımsatır. Kokusuyla  huzur verirken  işlenmiş  hâliyle  gül, Yaradan'ın  emrine  itaat  etmiş olur. İbret nazarıyla bakabilene gül, çok şey anlatır. 
 
Gül, dalında salınır, koparılınca sepetlere alınır. Güzelliğiyle ve mis kokusuyla anılırken, bahçeden uzaklaşır. Allah'ın emriyle insanların refah yaşamaları uğruna kendini feda eder. Fabrikalara işlenmeye gider. Gül süzülür dalında, dal üzülür gül koparıldığında...
 
İSMAİL EFENDİNİN GÜLÜ 150 YAŞINA YAKLAŞTI
Gülden geçim sağlamanın mucidi İsmail  Efendi  Ispartalıdır  ve  1860-1870'lerde Osmanlı İmparatorluğu  döneminde Bulgaristan'da  görev  yapan  bir memurdur. O yıllarda yol iz olmadığı için bir yerden, başka bir yere çok çetin şartlarda gidilir-gelinirdi. Bu yüzden de erkekler memuriyet   ve  askerlik   gibi   mecburi seyahatlere   maruz kaldıklarında;  at  üzerinde, bazende kara trenle  yapılan  bu yolculuklar sayesinde başka yöreler görünür, öğrenilirdi. 
 
İsmail Efendi  de  iş icabı Isparta  dışına  açılmakla gül gibi  bir  güzelliği tanımış, dahası gülden para kazanıldığını öğrenmişti.
Ispartalı  İsmail  Efendi,  memuriyeti  sona erdiğinde,1870 yılında Isparta'ya dönerken, Bulgaristan'da çok yaygın olan ve yağı çıkarılan “Pembe güllerden" (Rose) bir kaç fide alır atının terkisine,  yol  boyunca  gözünden  bile  sakınarak  Isparta'ya getirir.Evlerinin avlusuna diker ve filizlenmesini sağlar.  Fideler bir  kaç  yıl  içinde  çoğalır  ve  geniş  bir  araziye yayılarak-Gül bahçesi- adını alır. 
 
İsmail Efendi'nin özenle yaptığı bu işi herkes ilgiyle izler. Hatta bazısı haset eder. Kimi konunun sonu için "Hüsran olacaktır." der. 
-"Arapsaçı gibi karışık çalı çırpıyla bu adam niye uğraşır ki?" diyenler olur. 
Kimileri ilgisini gizler.
İsmail Efendi:
-“Bu toprakta gömülü çalılardan hazine çıkacak, sonunda insanlar çok kazanacak.” deyince, deruni bir merak kaplamıştır zihinleri...
 
Mayıs ayının ikinci yarısında görülür ki İsmail Efendi'nin bahçeleri pembe gül çiçekleriyle doludur.  Kokusu  buram  buram  yöreye  yayılmıştır.  Vesveseli insanlar  hayrete  düşerler,  çirkin  buldukları  çalılardan güzellikler fışkırdığını gördüklerinde. Kaygıların yerini keyifler alır. Ispartalı güle meftun olur. Gül Isparta toprağına yaraşmış ve Isparta'ya yakışmıştır. 
 
İsmail  Efendi,  aile  efradı  ve  komşularıyla  topladığı  gül çiçeklerini,  edindiği basit  bir  imbikte  kaynatarak  ve  buhar yoluyla yağını şişelere damıtarak gülyağını elde eder. Böylece, Bulgaristan'da  gördüklerine  ve  edindiği  bilgilere  göre memleketi Isparta'da gülyağı çıkarmayı başarmıştır.  O  bunu  yaparken, tam  yüz  elli yıl  Ispartalıların  bu  işle uğraşacağından, ortalama her yıl on binlerce kişinin bu  işten ekmek  yiyeceğinden,  yılda  tonlarca  gülyağı  üretileceğinden, gülcülüğün  kâğıt  üzerinden  İnternet'e  geçeceğinden  ve Dünya'nın  Ispartalı  İsmail  Efendi'nin  eserini  bir  düğmeye bastığında internetten görebileceğinden habersizdi.
 
Gülcülük  Isparta'da  her  geçen  yıl  inkişaf  ederek  gelişti. 19'uncu  asrın sonlarında  Isparta'nın  kumlu  arazileri  gül bahçesiyle  doldu. Bahçeler  endamlı  gül  ağaçlarıyla  hanelere zenginlik oldu. Isparta'da pek  çok  aile  Mayıs  ayının  ikinci  haftasından itibaren Haziran  ayının  ortalarına  kadar, ağaçlarda  pembe renkte açan gülleri toplamak için sabahın kör alacasında yola koyulurlar. 
Isparta şehri güneşin  davetkâr  ışıklarına aldırmaksızın uyumaktadır. Sokaklarda sessizliğin ve gecenin son karanlığı güneşe teslim olmaya hazırlanırken, bazı insanlar saatle  yarışırcasına gülbahçelerine  koşuşurlar.  Gül  kokusuyla adeta mest olup coşarlar.
 
Ellerinde  çatal  değnek pembe  yapraklarını  açmış, kraliçe edasıyla gökyüzüne mağrurca bakan gülağaçlarının dallarını eğerek,  gülleri incecik  boyunlarından ihtimamla  koparıp, önlerindeki  hasır  sepetlere  doldururlar. Gülün  bu koparılışına bülbüller figan ederler. Güller asil duruşuyla kurumluyken, toplanışta anlatılmaz bir tevazu içinde olurlar. Bu nihanı kimseler çözemezler. 
Birçok evin geçim kaynağı olduklarını biliyormuşçasına sanki her bir gül yaprağından merhamet dökülüyordur. Gülün bu sihirli  etkisini hissetsede insanlar, dikenine  mağlup  olmamak  için nezaketlerini   göstermeden  ivedilikle  her  bir  açmış  gülü koparırlar..  Aradaki  tomurcuklar  bilerek  yarına  bırakılır. Yavrudan ayrılan analar tıkış tıkış pembelikleriyle doldurdukları sepetlerde akıbetlerini beklerler. 
Güneşin  doğuşuna  kalmaz  gül  toplanması; açmış  gül, yeni   günle tanıştırılmadan   serinlikle   buluşturulmaya götürülür.
 
Geçmişte gülcü  insanlar  gül  dolu  sepetleri katırlara yükleyip, yol  boyunca kokular  saçarak  evlerine  ulaştırıyorlardı. İşlenince ekmeğe dönüşecek gülleri kadirbilirlikle ferahlatıcı hanaylara indiriyorlardı. 
 
O  zamanlar  fabrika olmadığından, evlere imbikler kuruldu. Güller  bu  imbiklerden süzüldü. Yağı  çıkarıldı. Damıtılarak gülyağı  elde edildi. Suyu gülsuyu olarak, yaprakları tatlıya dönüştürülerek değerlendirildi. Hem reçeli, hem lokumu ağızlara lezzet verdi. 
 
Gül  posaları  tezek  olarak  kullanıldı. Sobalarda  yakılırken kurutulmuş  bu  tezeklerin rayihası evlere  neşe,  huzur verdi. Tezeğindeki kokular  bile  dünyadaki  öteki  güllerin  tümünün kokusunu örtbas ederdi. 
 
Gül, bülbülü  kendine  âşık  edendi. Bülbülün  ayrılmaz mekânıydı gül bahçesi, güle sevdalılığı belki  de bu yüzdendi. Lakin  aralarında  hep  ayrılık  söz  konusuydu. Bülbül  vatan bellediği bahçenin  içindeki  gülü  seviyor,  ona  sevgisini  belli etmek  için  durmadan  şakıyor,  karşılığını  göremeden  gül kaçıyor. Gülü kopararak kaçıransa insanoğlu... Çünkü gülden aş  yiyecek.  Bülbül  kimin  dikkati çekecek?  Ama  gül  bülbülün umurunda. İhmal  etme  yok  terennümünde. 
İnsanlarca  para olarak  bilinen  narin  gülün  hoyratça  dalından  koparılması, dikeninden sakınılmasından  ziyade, belki  de  adı bülbül olan sevdalısından gayrikabil  bırakılmasındandır. 
 
Gül dalından, toprağından  uzaklaşır; insan  elinde Hakk'a vuslata  erer. O andan  sonra  gülden  yapılır neler neler. Ne yapılmaz  ki?  Yağı  damıtılır,  suyu süzülür.  Yaprağı ezilir  şekerle  büzülür.  O  bir  kök  gül,  tek rengiyle  her eve ayrı kazanç yolu olur. Ispartalı gülü ile dirlik düzenlik bulur. Evet, Isparta toprağı vesile oldu; cemali pak gül nimete  dönüştü. Ispartalı çok  uzun  seneler  gülden  ne ekmekler yedi.
Peygamber Efendimizin ter kokusudur gül kokusu, ateş düşürücü özelliği vardır. Tatlılara damlatılır, ilk lokmada nefaseti anlaşılır. Ağız kokusunu alır, daha pek çok özellikleri vardır.
 
Yarın nasipse devamını yazarım.
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com
NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ayfer Hanım! Bahçemizdeki güllerin kokusu her tarafa yayılıyor. Baharın müjdecisi gülleri koklamaya kıyamıyorum.Dilerim yaşamınızda hep gün kokuları olsun.Selam ve sevgiler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 20.05.2019 15:38
Cevap :
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim değerli öğretmenim sağ olun. Bizim güller her bahçede olan güller gibi değiller. Özel güllerdir, görmeniz gerekir. Yolunuz düşerse gelin buralara misafirim olursunuz. Bahçeler dolusu güllerimizi yakından görürsünüz. Selam ve sevgilerimle, mutlu günler dilerim. Ayfer AYTAÇ  21.05.2019 11:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 415
Toplam yorum
: 192
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 152
Kayıt tarihi
: 08.12.14
 
 

Gazeteci-yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster