Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '09

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
1187
 

Şeker de yiyebilsinler, top da oynayabilsinler

Şeker de yiyebilsinler, top da oynayabilsinler
 

Top da oynayabilsinler.


Kız çocuğu!

Kapıları çalan benim kapıları birer birer.

Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar.

Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu.

Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler.

NAZIM HİKMET

Bildiğim en güzel ifade ile anlatılan bu evrensel öykü, bir Zülfü Livaneli bestesi olarak, öğrencilikle geçen gençlik yıllarımızda, insanı insan yapan yüce duygulardan birinin yüreklerimizdeki sesi olmuştu.

Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan Atom Bombalarının etkisi ile sona eren, İkinci Dünya Savaşından sonra, 1946 yılında kurulmuş olan, İngilizce United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuş, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO)’nun, 23.09.2009 günü yapılan başkanlık seçimlerinde, savaşı ve acı sonuçlarını bu şarkı ile belleğimize silinmeyecek bir etki ile yerleştiren bu kültür adamı, ABD ve Avrupa tarafından desteklenmesine rağmen önümüzdeki 4 yıllık süre için bu kuruluşun başkanlığına gelemedi.

UNESCO’nun Yasası, 1945 yılı Kasım ayında Londra’da 44 ülkenin temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda kabul edilmiş ve Türkiye, bu Yasayı imzalayan ilk yirmi devlet arasında yer almıştı.

Aynı Türkiye’nin 2009’daki Türk Dışişleri’nin “Araplar’a daha önce söz verdik” diyerek, bir tartışma sırasında, “Mısır kütüphanelerinde bir İsrail kitabı bulursam, yakarım” ve “İsrail kültürü insanlık dışıdır” diye sözler etmesiyle tanınan Mısırlı Faruk Hüsnü’yü desteklemesinin ardından, Bulgaristan eski Dışişleri Bakanı İrina Bokova UNESCO’nun başkanlığına seçilmiş bulunuyor.

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” barışçı yaklaşımıyla, Mustafa Kemal ATATÜRK’ ÜN gösterdiği hedefe denk, “Muasır Medeniyetlerin” yer aldığı bu Eğitim, Bilim ve Kültür kuruluşuna, 1945 de adım atarak yürümeyi hedeflemiş Türkiye, 2009 yılında tercihini değiştirmiş ve “Kendi Kültür Değerlerini Temsil Eden” kendi vatandaşı yerine, kitap yakabilecek zihniyetteki Arap Kültürü’nün temsilcisi birisini tercih eder hale gelmiştir.

Ve kaybetmiştir.

Barış ve sevgiyi, çağdaşı olduğu Türk gençliğinin yüreklerine yukarıdaki şarkısıyla kazıyabilmiş bir Türk insanının, UNESCO diye anılan bu Muasır Medeniyet Kuruluşu’nun en üstündeki makamına erişme hamlesi, diğer ülke gençlerinin kalplerine de aynı duyguyu kazıması endişesi ile engellenmiştir. Tutucu zihniyetin tarih boyunca ileriye gitmeye fren olabildiği bilinse de, sonunda yenilmeye mahkûm olduğu da bilinmekte. Okulları yıksalar, yeniden yapılır, Gazeteleri kap(a)salar yenisi açılır. Ya değilse, hâlâ insanoğlu mağarada yaşıyor olmaz mıydı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 813
Kayıt tarihi
: 23.07.09
 
 

1957 Konya-Ereğli doğumluyum. 1960 dan bugüne İstanbul'da yaşamaktayım. İnşaat Mühendisiyim. 2 kı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster