Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1143
 

Şekilsiz kalabalık

Şekilsiz kalabalık
 

“...Ey insan bu kitabı sana ithaf ediyorum. Başının üstünden büyük bir rüzgar geçiyor. Yalancı bir fecirle başlayan asır kararıyor ve sana tek ümit ışığı olarak en kudretli kaynağı uranium’da değil, senin ruhunda sıkışmış maddeden koparak çıkardığın korkunç tahrip aletinin patlayışından yükselecek alevi bekletiyor. Ey bahtsız! Tarihinin hiç bir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. Labaratuarında aradığın, incelediğin, oyduğun, dibine indiğin, sırrını deştiğin her şey arasında yalnız ruhun yok. Onu beyin hücrelerinin bir üfürüğü sanmakla başlayan müthiş gafletin, otuz yıl içinde gördüğün iki muazzam dünya harbinin kan ve gözyaşı çağlayanlarında en büyük dersi arayan gözlerine bir körlük perdesi indirdi. Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini,dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah’ ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel. Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerinin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan manevilere ve mukaddeslere, inan! Onlar hakkında bu kadar küçük düşünmekten utan! Her sezilen derinliğin ifşa ettiklerini düşünmekten bile seni alıkoyan tabiatçı metotlarını fırlat ve bitlenmiş elbiseler gibi at. Ortaçağ papazında haklı olarak ayıpladığın dar kafalılığın anlayış sınırlarını daha fazla darlaştıran beş duyu idrakinin kapalı dünyası içinde kalma:

arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş

gör ne var maverada ibrethiz...........”

PEYAMİ SAFA - YALNIZIZ

“....Dionizos’ un cazibesi içine girer girmez, yorgun medeniyetimizin karanlık çölünde, birdenbire ne değişiklik! Yıllanmış, kurtlanmış, kırılmış, bücür kalmış her şeyi bir kasırga yakalıyor, kızıl bir toz girdabı içinde savuruyor ve göklerde bir akbaba gibi onu sürüp götürüyor. Şaşkın bakışlarımız o kaybolan şeyleri arıyor, zira şimdi gördükleri, bir uçurumdan altın ışığa yükselmiş gibidir, her şey o kadar bereketli ve yeşil, canlı ve bol ve sonsuz bir hasretle şişkindir. Bu hayat bolluğunun, haz ve keder bolluğunun ortasındaki ulvi coşkunluğun içinde, trajedi saltanat sürüyor; varlığın, Boş, Hayal, Istırap, İrade adındaki analarından bahseden uzak ve hazin bir şarkıya kulağını veriyor. Evet dostlarım, benimle birlikte Dionizosvari bir hayata ve trajedinin doğumuna inanınız. Sokratesvari insanın devri geçmiştir. Başınıza sarmaşıklardan bir taç oturtunuz, elinize Bachus’un değneğini alınız, kaplanla panterin izlerinizin önüne yatıp sizi okşamalarına şaşmayınız. TRAJİK İNSANLAR OLMAK CESARETİNİ TAŞIYINIZ, çünkü böyle kurtulacaksınız! Hindistan’dan Yunanistan’a kadar Dionizos’un kafilesine yoldaş olacaksınız. Çetin bir savaşa hazırlanınız, ve Tanrımızın mucizelerine inanınız.....”

NİETZCHE - TRAGEDYANIN DOĞUŞU

Ne yapmalı..... Yüksek bir ruh durumundan söz edemeyiz hiçbir “normal” insan için çağımızda..... Ayrıca “kavgalar” artık yaşanmıyor yüksek nefs-i feda ile... Ya da fedalar artık yüksek değil..... Artık katılımın diğer adı ucuzluk... Bombalar ahval-i adiyeden.... Ucuzluk pazarlarında, pahalı merkezlerde, futbol maçlarında katılıyoruz birbirimize kimimiz elimizde bayrak, kimimiz bomba… Ve ille satırlarla seviyoruz halkımızı.... Aydınlarımız artık sopayla iniyor halka... Komik şekillere büründürülüp daha da çirkinleştirilen canavar çağımızda mutlaka bir şeyler mi yapmalı.... Ucuzlaşıp katılmak mı, sıradanlaşıp kapılmak mı, bombaları yüklenip dalmak mı kalabalığımıza; içip ölebiliriz de, hepsi aynı kapıya çıkıyor sonunda... Rollerimiz belli, biçilmiş, daraltılmış özgürlük alanımızda mutlu, mutsuz ama sonuçta kendimizden, yolumuzdan emin ilerliyoruz....

Alanımız dar.. Genişlik ya da özgürlük diye sunulan bir ekran, bir klavye ile katıldığımız küresel düş veya düşünsüzlük içinde çok darız aslında... Çünkü yaratılarımız bile ısmarlanmış ve izin verildiği kadar... Tövbe kimse ya da hiçbirşey bağlamıyor elimizi kolumuzu... Ama daraldı beyinlerimiz, kıçlarımızla birlikte blue jean’ lerimiz genişlerken... anlamımız daraldı... Hepimizin bir kıyısından figüranı olduğumuz bu muazzam vasat ; bu muazzam düşsüzlük içinde yaşıyoruz kadınlı-erkekli- sevgili- saygılı... Kalabalık gruplar içinde şikayetler ederek yalnızlıktan ve fakat boşaltarak da bir yandan yalnızlığın o sevgili-meşum anlamını, tüm olumlanmış yaşam biçimlerimizi kuşanıp çıkıyoruz sokaklara öteki avına... Çünkü biz vasatın fedaileriyiz.... Saygı kisvesine bürünmüş müthiş korkumuzla saldırıyoruz, yıllarca sahip olmak için uğraştığımız vasatlık ehliyetiyle edindiğimiz silahlarla, bize emredilen hedefe....

İdeolojilerimiz var amenna... Farklılık sandığımız aynı rengin tonları yani.... Ama işte ister bilimi , ister inancımızı kuşanalım sonunda ille bombaları kuşanıyoruz... m..tan bir dünyadan kurtuluyor olmanın verdiği huzurla ölüyoruz sanki, öldürüyoruz... Çünkü her şey ölerek yapılır biliyoruz, bildirilmişiz dünyada... Birini, onun adına onu öldürerek koruyoruz.. Bir çoklarının ölülerini ise hedeflerimize ulaşmaya yetecek sayıya ulaşana dek sayıyoruz... Bir şeyi ölecek kadar sevmenin insanı hiçe sayan öğretisine koşullanmış olarak… Katılıyoruz erkek iktidarımızın en erkek naralarla içimize sindirdiği toplu deliliğimize…

Biz , yani bu “şekilsiz kalabalık”, yani kahvelerde, açık televizyonların başında , yatağında , okulunda salyaları akarak seyreden ve saldıran… Seyreden ve olumlayan çirkin gözlü adamların-kadınların kaliteli şiddetini, kudurmuş erk gösterilerini… Ve bir parçasına dahi sahip olabilmek için herhangi bir şeyin, her türlü insan dışılığı göze alabilen… Biz ...Kurumsallaşmış şiddet öykülerimizin -her türlü alışkanlığımızı ve gerekirse aşkı kullanarak- olumladığımız faşizmini, Allah’ını sever gibi içselleştirenler…. Biz…Ne yapmalıyız…

“vasat toplumları bir arada tutan zamktır.. dışında kalanın topyekün iktidarsızlaştırılmış bir sırtlanlığı kabul etmesi gerekir”( yıldırım türker)

Oysa bizim karşı çıkmalarımız, bizim isyanlarımız -en radikal olanımız dahil- ya da yine bizim olan müthiş tevekkülümüz, muazzam vasatın bize çizdiği sınırlar içinde çabalamaktan başka bir şey değil…Çünkü iktidar aynı zamanda kendi karşıtının sınırını da belirler.. “Kendisiyle savaşanları bile, bilinçlerini biçimlendirerek kuşatır…”(adorno)

Uyanık olmalıyız bu yüzden…. Bilmeliyiz bize öğretilen, alıştırılan hiçbir yaşantının ya da hiçbir “Allah”ın, hiçbir gelecek tasavvuru, hiçbir güzellik içermediğini… İktidarsızlaşmalıyız… En başta aynanın karşısında… Yatakta… Okulda …Yaşamda…

Bu yüzden bilmeliyiz… “aşkın ve iyiliğin ne olduğunu bugünün insanlarından öğrenemeyiz.."(hüsnü arkan)

Bu yüzden Breat Easton Ellis’ i hatırlamalıyız…American Psycho’ da ne demişti….

“Adalet öldü.. Düşünmek yararsız.. Dünya anlamsız.. Kötülük dünyanın tek sürekliliği.. Aşka güvenilmez.. Yüzey, yüzey, yüzey, insanın anlam bulabildiği tek şey yüzey.. Benim gözümde uygarlık buydu, devasa tırtıklı bir bıçak ağzı gibi… Dünyaya lanetler yağdırıyorum ve de bana öğretilen her şeye; ilkelere seçkinliklere, seçimlere, ahlak derslerine, uzlaşmalara, bilgiye, birlik olmaya, dua etmeye – hepsi yanlıştı, hiçbirinin kendi başına bir amacı yoktu. Hepsinin dönüp geldiği şu : Öl ya da uy..Kendi bomboş suratımı gözümün önüne getiriyorum, bedeninden ayrılmış sesi , ağzından çıkan: BUNLAR KORKUNÇ ZAMANLAR.”( çeviren: fatih özgüven)

Bilmeliyiz ve hatırlamalıyız…Öğretilmeyeni ve hatırlatılmayanı….

Belki aynaya bakabiliriz böylece….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazacağız. İlla ki yazacağız. Yoksa kelimelerin ağırlığı altında iki büklüm olacağız. Boynumuz da çatır çutur sesler gelecek. Ha koptu ha kırılacak diye korkacağız. Boğazımızda gıcığa hiçbir öksürük şurubu fayda etmeyecek. Sesimizde ki kalabalığı ve kabalığı bir türlü temizleyemeyeceğiz. O halde yazacağız. Kimmiş ki? Kimmiş ki yazacak. Ben sen biz onlar. Hepimiz bir değil miyiz. Korkunç zamanlari şaşırtarak, ama korkmayarak ama kaçmayarak atlatacağız. Elbet bir gün çok güzel olacağız.

Mayatharet 
 28.09.2006 14:11
Cevap :
oturacağız.. kalkacağız.. ifade edeceğiz... salt duruşla belki bir ifade olacağız... karlar yağacak.. gelinecek... gidilecek.... vesile olacağız birbirimizin kaderine belki... ve tabii ki yazılacak... taşılacak... sarhoş olunacak... vesile oldun... sağolasın...  29.09.2006 22:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 950
Kayıt tarihi
: 11.09.06
 
 

"Aşkın ve iyiliğin ne demek olduğunu bugünün insanlarından öğrenemezsin... Bu yüzden yarın gerçekdış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster