Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '11

 
Kategori
Öğretmenler Günü
Okunma Sayısı
776
 

Sekiz yaşındayım, cezadayım!

Sekiz yaşındayım, cezadayım!
 

Mehmet Ali yasin İlköğretim okulu-Eskişehir-1979-1980


Sekiz yaşındayım, cezadayım!

İlkokul ikinci sınıf. Afacan, şımarık bir kız çocuğu rolündeyim. Saçlarım iki yandan kulak hizasında toplanmış, kocaman beyaz kurdele tokalar takılmış. Siyah önlük, beyaz yaka, kabuk bağlamış dizkapaklarımın hemen altında biten kirli beyaz çoraplarım…

Kocaman elli öğretmenim!

Omzuma elini koyduğunda, minicik kollarımı bile sarıyor sanki. Hep o koca elleri hatırlıyorum. Bana güven veren ama bir o kadar da ürküten eller.

Celalettin Bulut.

Sevgili öğretmenim. O koca eller ve ışık saçan gülümseyen gözler.

Arkadaşıma ceza veriyor. Ben bütün bilmişliğimle “Ona ceza veremezsiniz, öyle olmadı, böyle oldu..” diye atılıyorum. Haddimi aşmama kızgın ama arkadaşımı savunmama memnun bir ifadeyle bakıyor bana “Öyle mi, o zaman sen de cezaya” diyor.

Biz iki kafadar başımız önümüzde çıkıyoruz sınıftan. İkinci katın en sonunda soldaki sınıf bizim. Karşı sınıfla bizimkinin ortasında minicik bir odacık var. Penceresi günün her saati bolca ışık dolduruyor içeriye. Harita odası. Burada bütün okulun Türkiye ve dünya haritaları, bir küre, Hayat bilgisi dersinde kullandığımız iskelet ve iç organlarımızı tanıtan bir insan maketi var. Bir de tebeşirler, silgiler…

Bizi o odacığa cezaya gönderirlerdi. Cezalar bile eğiticiydi yani. Ders sonuna kadar, ama sıkıntıdan ama meraktan haritaları inceler, İskeletle oynardık. Bir de elimize bir matematik sorusu tutuştururdu Celalettin hocam. Onu çözmemiz gerekirdi.

O koca eller hiç can yakmak için kalkmadı, hep okşadı yanağımızı. O çakmak gözler hiç öfke kusmadı, sabır ve şefkat akıttı yüreğimize.

Müzik dersleri vardı. Tahtaya kalkar şarkı söylerdik. Hiç bir gün demedi “ otur, senden bir şey olmaz…”

Çiğ yumurta içmiş sesimizle avaz avazdık o şarkıları söylerken, o sadece gülümserdi dinlerken.

Resim dersimiz vardı. Sınıfta değil, bahçede. Ağaçların altında, toprağın üzerinde. Toz, kir, boya, çığlıklar, kahkahalardı dersin ana konusu.”Güneşimi pembeye boyasam olur mu” derdim, “ olmaz mı!...” derdi gülerek. Hayal kurmayı öğretti bize.

İnsan olmayı öğretti. Dürüst olmayı, yalan söylememeyi, İftira atmamayı, Vicdanlı olmayı, sevmeyi öğretti.

Hastalar için “geçmiş olsun”, ölenler için “başsağlığı”dilemeyi öğretti.

Onun sayesinde gökkuşağını tanıdık biz. Oradaki her rengi aldık giydik üstümüze. Renkler aldık, renkler verdik hayata.

Teneffüslerde, mahalle bakkalından leblebi tozu almaya koşardık. Formül şu; Paketi hızlıca aç, içindeki bütün leblebi tozunu ağzına doldur, sonra arkadaşının karşısına geç ve puahh diye gül!

Ortalık tozzz. Ne anlarmışız bundan bilmiyorum, bildiğim çok eğlendiğimizdi. O simsiyah önlükler her gece yıkanır, sabaha kadar soba önlerinde, kalorifer peteklerinde kurutulurdu.

İki katlı okul kocamandı gözümüzde, Celalettin Öğretmenimin elleri kocaman, yüreği de öyleydi.

Sonra biz büyüdük…

Bilgehan, Yonca, Bülent, Hüseyin, Cengiz, Meral, Serap… Büyüdük.

Hayat öyle iştah açıcı ve renkliydi ki, leblebi tozlarımızda, harita odamızda, saklambaç oyunumuzda bıraktık çocukluğumuzu, ayrıldı yollarımız.

Öğretmenimi gördüm sonraları da. Boyum uzadıkça, o ışık saçan gözlere daha yakın bakabildim, hep aynıydılar. O eller hep aynı güven duygusunu verdi bana.

En son işyerimi ziyarete geldi. Ünüversiteyi bitirmiştim. Nasıl gurur dolu baktı bilemezsiniz, Babam gibi… O kadar ısrar ettim kalmadı,”iş beklemez…” dedi. Öptüm o kocaman ellerinden ve gitti.

Yıllar geçti, büyüdüm, acılar, mutluluklar aktı hayatımdan. Bir leblebi tozu kokusunda, bir pembe güneş sıcaklığında çocukluğumdan bir esinti geldi.

Bilgehan, Yonca. İki afacan arkadaşım, bulduk birbirimizi. Facebook sen çok yaşa emi. Koca koca adamlar, kadınlar olmuşuz. Çocuklarımız şimdi o koridorlarda koşturan.

Ama canım hocam!

Kaybetmişiz onu 2004 yılında. Duymamışım, bilmemişim.

İçim yandı. O gözler, o koca eller geldi gözümün önüne.

Ama, dedim.

Keşke herkes onun kadar onurlu, anlamlı bir ömür geçirebilse. Keşke herkes onun bizim hayatlarımıza attığı imzayı atabilse birileri için. Öğretmenliğin en kutsal anlamını, insan yetiştirmeyi onun kadar güzel başarabilse herkes.

Sevgili Öğretmenim, hatıran önünde saygıyla, şükranla eğiliyorum. Bana kattığın her değer için minnettarım. Işıklar içinde ol.
 

24.11.2011

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir öğretmen olarak, duygu dolu tümcelerle yazdığınız çalışmanızı çok beğendim. Her öğrencinin UNUTAMADIĞI bir öğretmeni ve de ona ait anıları mutlaka vardır. Önemli olan öğrenmenin kişide bıraktığı iz ve hayata dair yaklaşımlarıdır. Duyarlılığınız çok güzel ve anlamlı.

Yalnıztürk 
 02.12.2011 21:05
 

Öğretmen , sözcüğünü duyunca hala saygı - sevgi sözcüğünü birlikte anımsarım.İlköğretmenlerimizin beynimize ektiği tohumlarla yeşerdik yaşama karşı.Bu yüzden yaşamımızı kapsar öğretmen sevgimiz.Kanatsız melek gibiydi öğretmenim ve hep öyle düşündüm yıllar boyu. Nur içinde yatsınlar . . .

mhmt krsl 
 26.11.2011 16:48
 

Çok dokunaklı satırlar... Öğretmeninize Allah rahmet eylesin. Böyle güzel anıldığının farkındadır şu an diye düşünüyorum.

Adil Serkan SATI 
 24.11.2011 11:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 742
Kayıt tarihi
: 13.01.11
 
 

Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Yönetim Organizasyon Yükseklisans. 15 yıllık deney..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster