Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
556
 

Sekizinci mektup

Ankara, Mart 2001 Merhaba Recai.

Bahar günleri...

Havalar ısındı...

Doğa canlandı, her yan cıvıl cıvıl...

İnsanlar bunun dışında. Nedense insanlar asık suratlı...

Gülen birilerini görmek öyle zor ki... Gülen birini görünce, yağlı boya tablo gibi seyredesi geliyor insanın...

1920’li yılların fotoğraflarına bakıyorum. Kadını, erkeği, çocuğu, hepsi pırıl pırıl, güler yüzlü, yaşama coşkusuyla dolu...

İşbirliğine, yardımlaşmaya hazır üretken insanlar...

Gelişen teknoloji mi günümüz insanını, bizi böyle mutsuz eden diyorum...

Belki bu etkenlerden biri, ama başka şeyler de olmalı...

En önemli neden insanların kendini, ruhunu yitirmesi gibi geliyor bana...

Bir şeylerini yitiren insan, geç ve güç de olsa, yeniden kazanabilir onları. Peki, kendini kaybeden insan ne olacak?

Yığınlar halinde, bir birinden habersiz, bir kuru yaprak, bir kum tanesi gibi sürüklenip gidiyor insanlar.

***

27 Mart “Dünya Tiyatrolar Günü.” Zorunlu deprem sigortasının da son günü...

Tiyatroyu kim ne yapsın?... Gitmeyene ceza var mı?...

Dün öğleden sonra evrakları hazırlayıp koşarcasına sigortacı arkadaşıma gittim...

Hiç poliçe kalmamış...

“Bugün git yarın gel, dersek, ayıp olur mu?”

“Yo, yarın gelemem... İzleyen günlerde gelirim... Bir de, bana fax numaranı ver, sana bir arkadaşımın belgelerini göndereyim. İşlemleri birlikte yaparsın...”

“N’ olur başka birini daha getirmeyin...”

...

Şaşırtıcı bir durum. Sigortacı müşteri istemiyor...

Refik Belendir’den Kızılay’a iniyorum. Kızılay’da bir insan kalabalığı, sel misali...

Gökdelene çıkıyorum. Yukarıdan bakıyorum bulvara. Otomobiller kibrit kutusu, insanlar karınca gibi... A

sansörle aşağı iniyorum. Taşıt ve insan sesleri bir birine girmiş. Bir de hiç dinmeyen uğultu...

Yayalara yeşil yanarken de otomobiller geçmek istiyor. Bu yüzden acı fren sesleri duyuluyor. Hemen her kavşakta da simsiyah lastik izleri var...

Trafik polisinin olduğu kavşaktan güçlükle karşıya geçiyorum...

Ticaret Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğüne gidiyorum. Söyleşinin konusu eğitim öğretim. Hasan Âli Yücel felsefe bölümünde çok başarılı bir öğrenci...

Onunla ilgili olarak, bölüm başkanı, Milli Eğitim Bakanına mektup yazıyor.

“Bugüne kadar böyle öğrenci görmedim. Hem zeki hem çalışkan, ödül olarak ona öğretmenlik verelim.” diyor...

Peki, günümüzde, neden çocuğunu ilk okula getiren veliler, “Öğretmen olsun yeter.” diyor?

Bu meslek nasıl bu kadar hızlı değer yitirdi?...

Öğretmenlik nasıl bu kadar sıradanlaştı?...

Liman gibi, sığınak gibi bir şey mi olmalıydı bu meslek?...

Para tek değer ölçüsü mü oldu güzel ülkemde?...

Gençler ya topçu oluyor ya popçu...

Okula gelenlerse sudan çıkmış balık gibi...

Öğrencilerim sürekli benzer soruları soruyor:

—Sunucu mu çok kazanır yönetmen mi?

—Kameraman mı çok kazanır yazar mı?.

...

Cumartesi günü, yıllardır Ankara’da edebiyatın, kültür-sanatın nabzını tutan, eğitimle ilgili tutarlı bir politikası olan bir derginin düzenlediği söyleşideyiz.

Mahmut Makal konuşuyor:

—Hasan Âli Yücel olmasaydı biz buralarda olamazdık. Hasan Âli Köy Enstitülerini kurarak Anadolu toprağını adeta krizma etti. Bizleri köylerimizden çıkardı, okuryazar olmamızı, adam olmamızı, ülkemize yararlı olmamızı sağladı...

Talip Apaydın ve diğerleri de bunu doğruluyor...

***

Mustafa Necati, Mustafa Kemal Atatürk, Hasan Âli Yücel...

Bayrağı hep yukarılarda taşıdılar...

Onların döneminde çıta sürekli yükseldi...

Onlar birer birer toprakla kucaklaştı...

Olsun...

Bu önlenemez bir gerçek...

Kötü olan, onların bıraktığı çıtanın beynimizde olmaması, yüreğimizdeki çıtanın kırılması...

Bir de, bu kırılmanın farkında olanların sayısı öyle az ki...

Misyonsuz insan mı olur?... Bizim gibi insanların misyonu var, olmalı... Çıtaya sahip çıkmak, onu her gün daha çok yükseltmek için çaba göstermek gerek...

İleri Recai; kâğıtla, kalemle, fırçayla, bağlamayla...

Her gün daha çok üretime...

O günlerde yine görüşmek üzere...

Fuat OVAT

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 860
Kayıt tarihi
: 30.06.10
 
 

Kamu yönetimi alanında yüksek lisans yaptım. İletişim, medya sektöründe çalışıyorum... Yazmayı se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster