Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '13

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
862
 

Selanik sizi bekliyor...

Selanik sizi bekliyor...
 

Atatürk 'ün doğduğu ev


O zaman Selanik'ten bahsedelim isterseniz. Muhtemelen eğer bu şehirde bir büyük insan, büyük bir lider olan Mustafa Kemal Atatürk doğmuş olmasaydı Türklerin unutma yeteneğine sahip hafızası, İstanbul'dan bile daha eski bir Türk yurdu olan Selanik ‘i de unutmuş olurdu.

Haydi gidelim o zaman…

Şahsi aracınız ile nasıl gideceğiniz konusunda Halkidiki yazımızda bir şeyler yazmıştık. Artık “Dostluk Treni” yok. O nedenle tek seçeneğiniz otobüs. Metro ve Alpar bu iş için biçilmiş kaftan. Eğer THY ‘nin 99 euroluk seferlerini yakalayamadıysanız uçağı da listenizden silin.

Selanik ‘e araba ile gelecekseniz şu uyarıyı yapmam gerek. En son özel araba ile Selanik ‘e gittiğimizde park yeri aramak için bir saatten fazla gezmiştik. Sonunda adamın biri kendi şahsi park yerine bizi aldı da şehri gezebilmiştik. Yunanistan'daki kentlerde park önemli bir sorun. Bunu Gümülcine gibi küçük bir kentte dahi yaşayabilirsiniz.

Eee geldikte nereyi gezeceğiz ki…

Beyaz Kule

Beyaz Kule

Ben Selanik ‘i üç parçaya ayırıyorum. Şunu söylemeliyim ki eğer müzelerini vb de gezecekseniz iki gün ama genel hatlarıyla tam bir gün ayırmanız gereken bir şehir Selanik.Şehir izmirin küçük bir modeli. Zaten eskiden İzmir'in kızkardeşi olarak da adlandırılmaktaydı. Gözünüzde bir kordon ve ona paralel üç cadde hayal edin.Temelde Selanik bu. En dıştaki caddenin sonunda Türk elçiliği ve bahçesinde Atatürk'ün evi var. Zaten Selanik'te kalan tek Türk evi de bu olmalı. İlk parça İzmir'i bilenlerin, görenlerin benzetmiş olduğu “kordon” kısmı. Bir sonraki kısım Egnatia caddesi ile Dimitru Caddesi arası. Son olarakta panorama da denilen kale kısmı.

Kordon kısmı gezerken karnınızı doyurabileceğiniz mekanlara ve birşeyler içerek dinlenebileceğiniz kafelere sahip. İç kesimlere göre biraz daha pahalı kalmakta. Yunanlıların meşhur içeceklerinden birisi soğuk kahve olan Frape. Denemenizi öneririm.

Sahildeki en belirgin unsur Yunanlıların “Kanlı Kule” de dedikleri “Beyaz Kule”. Kule aslında şehir surlarının güneybatı burcu. Osmanlı zamanında nezarethane olarak kullanıldıysa da Yunanlılar burada işkence yapıldığından bahsetmekte. Yunanlılar şehri bizden teslim alınca ilk iş olarak kuleyi vaftiz edip beyaza boyarlar. 2007 ‘de bakım bahanesi ile zamanla orijinal rengine kavuşan kaleyi yine boyamışlardı. Yer yer şehir surlarından kalanları görebiliyor olacaksınız.

Burada kordonda sizi dolaştırabilecek bir fayton var. Meydanda İskender ve falankslarının olduğu güzel bir heykel var. Denize sırtınızı verdiğinizde sağ tarafınızda kalan parkın hemen girişinde, ağaçların arasında da babası Filip ‘in bir heykeli var.

Madem Osmanlı, İskender diye başladık hızlıca tarihe girelim konu daha fazla dağılmadan.

Şehir surları

Şehir surları

İdari olarak Makedonya bölgesinin başkenti. Öte yandan Makedonya Cumhuriyeti paralarında bile Selanik'teki beyaz kuleyi göstermekte, şehrin Yunan işgalinde olduğunda ısrar etmekte. Her ne kadar Yunanistan tüm komşularıyla sorunlu olsa da bu Arnavut ve Makedonların da kaşındığı yadsınamaz.Mö 3. yy da Makedonya Kralı Kassandros tarafından kurulur ve kral tahtı sağlamlaştırmak için Büyük İskenderin kızkardeşi ile evlenmiştir. Kızkardeşin adı Tesaloniki ‘dir ve zamanla bizim dilimizde Selanik olarak şekillenir.

Romalılar alır şehri. İki Roma arasında uzanan Via Egnatia ‘nın üzerinde, korunaklı bir limana da sahip şanslı bir kent olduğundan hızlıca serpilir. Arada salgın hastalıklar, Attila gibi unsurlar yoklama çekerler elbette. Fakat 1204 ‘teki Haçlı seferi sonucunda başkent düşünce Selanik'te düşer ve bu oldukça can yakıcı olur. Bizans 1246 ‘da emaneti alır.

Osmanlılar devrededir iki yüzyıl kadar sonra. 2. Murat 1430 ‘da şehri ele geçirir. Kalın şehir surları akıncıları durduramaz. Engizisyondan kaçıp Osmanlıların koruyuculuğu altına giren Sefarad Yahudileri Selanik ‘e yerleştirilir. Şehir önemli bir Yahudi nüfusuna sahip hale gelmiştir. Bu durum ekonominin canlanmasını sağlar.

Buna karşın 1666 ‘da şehri başka bir fırtına vurur. Sabetay Sevi ‘dir bu. 1666 dünyanın yok olacağı zamandır ve yeni bir dünya kurulacaktır. Sabetay Sevi beklenen mesihtir. İzmir'den başlayan macerası İstanbul'da Müslümanlığa dönüp bu şehre sürülmesine ve takipçilerinin değişik bir Yahudi cemaati oluşturmasına vesile olur. Sabetayist ya da Müslüman kisvesi altında bir yaşam sürmeleri nedeni ile dönme olarak anılırlar.

Milliyetçilik ve devletin çöküşü Selanik'teki azınlıkları da azdırmıştır. Dağlarda Makedon ve Bulgarlar, şehirde ve ovada Rumlar. Türklere ve askere mütemadiyen saldırırlar. Etki tepkiyi doğurur. Jön Türkler burada doğar. Serpilir İttihat ve Terakki haline gelir. Azınlıklara karşı bir Türk milliyetçiliği beden bulmuştur. Ama meşrutiyetin ilanı ile İttihat ve Terakki İstanbul ‘a geçer ve Sultan Abdülhamit ‘i Selanik’e sürgün olarak gönderir.

Balkan Savaşları patlar. Ordu taktiksel açıdan hazırlıksızdır. Bulgarlar Egeye çıkmak ister Yunanlılar ise kuzeye. Yunan ordusu saldırı için başbakan Venizelos ‘un emrini bekler. Manastır mı Selanik mi sorusunun cevabı “her ne pahasına olursa olsun Selanik” ‘tir.

Şehirde 25,000 tam techizatlı Türk askeri vardır. Depolarda henüz kutularından çıkarılmamış binlerce Amerikan yapımı seri atış yapabilen tüfek vardır. Bulgar ordusu teçhizat açısından geridir. Yunan ordusu ise Bulgar ordusuna göre biraz güçlüdür sadece ama bu Türk ordusundan üç kez daha kalabalık olmasından kaynaklanır.

Rotunda

Rotunda

Sarandaporon ve Vardar Yenicesinde üst üste iki kez Türk ordusu savaş kaybeder. Gerçi iki tarafında kayıpları fazla olmamış ve Türk ordusu bir şekilde şehre dönmüştür. Şehrin yöneticisi Arnavut Kara Hasan Tahsin Paşa ‘dır ve İstanbulun emri kesindir. “Sonuna kadar direneceksiniz”Şaşırtıcı bir şey olur ama. Şehrin dışında, dönemin zenginlerinden birinin köşkünde, kendisini iki kez yenen Yunan ordusunun komutanı Prens Konstantin ile barış görüşmeleri başlar. El sıkışırlar. Şehirde kan dökülmemek şartı ile şehir Yunanlılara teslim edilir. Paşa ayrıca kendisini ve ailesini koruyucu maddelerde ekletmiştir anlaşmaya.

Binlerce sandık silah ve cephane Yunan askerlerince açılır ilk defa olarak. Silah bırakan pek çok Türk askeri ve binlerce Müslüman ve fakir Yahudi o gece katledilir. Zengin Yahudiler canlarını satın alabilmişlerdir. Ertesi sabah şehre ulaşan Bulgarların ise burunlarından adeta ateş çıkmaktadır. Paşaya sitem ederler ve Bulgar kaynaklarına göre paşanın cevabı çok düşündürücüdür. “Elimde teslim ettiğim Selanikten başka Selanik yok”

İstanbul'dan gelen silahlı 5000 gönüllü vardığında şehir çoktan el değiştirmiştir. Kös kös dönerler.

Bugün, Balkan Savaşları Müzesine gitmek isterseniz Yunan ordusunun elinde kalan o tarihi binaya gitmeniz gerekir. İki tane bakımlı mezar göreceksiniz. Biri Hasan Tahsin Paşaya aittir diğeri ise oğluna. Avrupa'da zengin ve refah içinde geçen hayatları bittiğinde düşmana sattıkları Selanik'te yatmaktadırlar. Konu ile ilgili tamamen tarafsız bir yazı usta bir kalem tarafından yazılmış.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20987030.asp

Şehirde anarşi biter. Türkler artık dışarıdaki köylerdedir. Bununla beraber ekonomi halen Yahudilerin elindedir. 18 Ağustos 1917 ‘de garip bir yangın çıkar. Bir buçuk günde şehrin üçte biri yanar. Ellibini Yahudi, onbini Türk yaklaşık yetmişbin kişi evsiz kalmıştır.

Avrupa'dan gelen mimarların da etkisiyle şehir –mecburen- yeniden yapılanmaya ve yapılaşmaya gider. Pek çok cami ve sinagog bu süreçte sağlamda olsa yıkılır ya da dönüştürülür.

Yunanlıların Küçük Asya macerası kendileri için tamamen bir felaket ile sonuçlanınca Selanik ekonomik açıdan çöker. Buna birde 1924 ‘teki mübadele sonucunda gelen Anadolulu Rumlar eklenince kriz derinleşir. Kriz ve gruplar arası çekişme gerilimler günümüzde Aris ve Paok takımlarının maçlarında halen göstermektedir. Bununla beraber mübadeleden sonra artık burada Türk kalmamıştır.

İkinci Dünya Savaşında ilkin İtalyanlar bombalar şehri ama ele geçiremez. Almanlar şehri işgal eder. 50,000 Yahudiyi şehirden alıp gaz odalarına gönderirler. Bugün bile Batı Trakya'daki en ilginç konulardan biri Almanların Yahudileri evlerinden adres adres, isim isim toplamasıdır. Kim bilir belki de birileri Almanlardan önce hazırlamışlardır bir liste…

Gezmeye devam edelim.

Beyaz Kuleye sırtınızı vererek Egnatia Caddesine doğru ilerleyin. Yolunuzun üzerinde, solda Bizans Müzesi var. Gezilmesi gereken bir yer. Egnatia'da sola dönün. Yolun karşısında şehrin eski surlarından geriye ne kaldıysa onu göreceksiniz.

Zafer Takı

Zafer Takı

Karşınıza eski ZaferTakından kalanlar çıkacak. Harika bir şey. Galeriusun zaferleri işlenmiş. Buranın sağında ise Rotunda var. Muhtemelen Galerius ‘a mezar olarak inşa edilmiş. Hristiyanlık gelince kiliseye çevrilmiş ve Aya Yorgo adını almış. Türkler şehri alınca da cami haline getirilmiş. Selanik ‘in son minaresi burada. Bir ara halk galeyana gelip bu son minareyi de yıkmak için ayaklanmış. Ama günümüzde müze olan yapının müdürü bunu yapmak istiyorlarsa öncelikle kendisini öldürmeleri gerektiğini haykırmış. Bu dik duruş halkın ateşini söndürmeye yetmiş. Yıllardır restorasyonda ve yıllardır da bu nedenle de kapalı.25 m.lik yapım zamanına göre devasa bir kubbesi var. Şehrin en eski kilisesi. Tabii Yunanlılara göre dünyanın en eski kilisesi.

Düz gidin ve sola dönün; Aya Pantaleimon Kilisesine bir göz atıp caddede yürümeye devam edin.

Tekrar sola dönüp Zafer Takının oraya dek dönüp sağa girin. Az ilerlediğinizde rastlantı eseri bulunan, İmparator Galerius ‘a ait sarayın kalıntılarına denk geleceksiniz. Burada ücretsiz gezebilirsiniz. Girişteki görevliler isterseniz size bazı dokümanlar verebiliyorlar.

Gallerius Sarayı

Gallerius Sarayı

Burada soluklanıp çevrenize bakının. Türkler ve Yunanlıların olumsuz konularda oldukça benzer olduğunu fark edeceksiniz. Özellikle şehirleşme. Yunanlılar için Balkon ve teras her şeydir ama binalar o kadar rahatsız edici ki… En iyisi görmeyin.Selanik ‘in Aya Sofyasına ulaşacaksınız. 8. yy yapısı. İstanbuldakine benzetilmeye çalışılmış. Her ne kadar ilk dönemlerinde hristiyan görünümündeki paganların kriptada kendi ritüellerine devam ettiği söylenmekte.

Buradan Ermou Caddesinde ilerleyerek gezinizi sürdürebilirsiniz. Ermou şehrin ana caddelerinden birisidir ve özellikle Fransız mimarların şehre taşıdığı art neuveau yapıları sağlı sollu görebilirsiniz. Yolculuğunuza Aristotelise dek devam edin. Bu parkta ve dolayısıyla meydanda bir müddet dinlenmeyi hak ettiniz.

Yunanistanda dükkanlara ve internet kafelere tuvaleti kullanmak için girebilirsiniz. Ücretsizdir ve kimse ses çıkarmaz.

Öte yandan yorulduysanız günlük sınırsız otobüs bileti 4 euro’dur. İlk binişte okutmanız yeter. Ayrıca bu sene üstü kapalı bir hop on hop off servisi de başladı.

Yürüdüğünüzü varsayıyorum. Dümdüz ilerleyin. Şehrin en büyük kilisesi ve dolayısıyla da katedrali olan Aya Demetrius Kilisesine varaçaksınız. 9. yy yapısı. Unutmadan ekleyeyim Demetrius şehrin koruyucu azizi. Yunanlılar buna sıkı sıkıya inanıyorlar. Zaten şehrin Yunanlılara tek kurşun sıkmadan tesliminin yapıldığı günde Demetrius Yortusu ‘nun olduğu günmüş.

Atatürk 'ün doğduğu Ev

Atatürk ‘ün doğduğu Ev

Buradan Dimitrius Caddesi boyunca doğuya doğru epeyce bir yürüyün. Çok önemli bir yere gidiyoruz beraber. Bulamazsanız bir dükkana girin ve Türk elçiliğini sorun. Orta yaş üstündeki insanlar, özellikle de yaşlılar içinde Türkçe bilen, anlayan çok insana rastlayacaksınız. Köşede, eski tip, iki katlı bir Türk evi göreceksiniz. Pembemsi ama koyu bir tonda. Çok değil, yüz sene önce tamamen Türk olan bir mahalledeki sıradan evlerde yaşayan sıradan bir ailenin evi bu. Bu evde doğan çocuklardan biri ise gayet sıra dışı biri, Mustafa Kemal Atatürk.

Yöreden bahsedelim hemen. Burası bir Türk mahallesi. 1917 yangını burayı da dümdüz etmiş ve şehrin Türk özellikleri silinmiş. Tıpkı bir yangının Saraybosna ‘da, Belgrad'da, Podgoriça'da aynı şeyi yaptığı gibi. Evin kalıntılarını bir Rum alır. Yunanlılar ise bir jest olarak Türkiye'ye hediye eder. Zaten günümüzde Türk elçiliğinin bahçesinde yer almakta.

Atatürk 'ün doğduğu Ev

Atatürk ‘ün doğduğu Ev

İçi standart bir Türk evi. Mustafa Kemal ‘in ailesi biraz varsıl sayılacak düzeyde bile olsa Zübeyde Hanım ‘ın altı çocuğunun sadece ikisinin yaşamını sürdürebilmiş olması imparatorluğun en gelişmiş şehirlerinin birindeki durum hakkında kafanızda bir fikir uyandırmıştır sanırım. İmparatorluğun durumu pek iyi değildir anlayacağınız. Elçiliğin kapısını çalmanız gerekiyor gezebilmek için. Grupla gelirseniz sorun yokta, öğle saatlerinde gelirseniz alışılageldik Türk elçiliği konukseverliği ile “neden geldin be kardeşim” moduyla da olsa kapı açılacak ve size verilecek bir mihmandar rehberliğinde ev size gezdirilecektir.

Günümüzde sergilenen eşyalar Dolmabahçe'den ve Topkapı sarayından getirilmiş. Atatürk ‘ün Şahsi eşyaları da sergilenmekte.

Küçük bahçesine çıkıp soluklanın ve küçük, sarı saçlı, yaramaz bir çocuğun koşuşturduğunu düşleyin. Hayal gibi. Ama o günlerden canlı bir hatıra var bahçede. Ali Rıza Efendi ‘nin kendi elleriyle ektiği nar ağacıdır bu şahit. Selanik ‘in Türk günlerini de bilir, Mustafa Kemal ‘in çocukluğunu, ailesinin ve kendisinin acılarını ve mutluluklarını da. Yangını da, işgali de, katliamı da görmüştür. Belki de Selanik'teki son Türk toprağında, hüzünle göğe uzanıyordur dalları. Kim bilir.

Atatürk ‘ün evinin civarında çok leziz börekler üreten, hesaplı, küçük ama salaş dükkanlar var. Ayrıca çok sayıda Türk turist geldiği için çevresinde hediyelik eşya satan dükkan sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Fiyatları da makul sayılabilir.

Zorlu bir yürüyüşle ya da otobüsle Ana Poil yada bizim deyimimizle “Yedi Kule” ye çıkın. Buradan şehri panoramik olarak göreceksiniz. Bizans dönemi bir kale olan Yedi Kule Osmanlı döneminde berkitilir. Hem garnizon burada barınır hem de ilerleyen dönemlerde şehir hapishanesi olur. Bu kısım eski kent olarak geçiyor ve yangının ulaşamadığı bir yer olduğu için Arnavut kaldırımı yolların iki yanı tıpkı Cumalıkızık gibi eski Türk evleri ile çevrili.

Ara sokaklarda pek çok şey var. Zamanla haritayı daha da detaylandıracağım. Elbette ki bu yazı da değişim geçirecek bu süreçte. Rota doğrultusunda yürürken pek çok Bizans dönemi kilise göreceksiniz. Ermou ve Tsimiski Caddelerindeki art neuveau binalara bayılacaksınız. Çok sayıda Osmanlı hamamı ve cami kalıntısını aşacaksınız. Resmi binaların çoğu zaten Abdülhamit döneminden. Tıpkı bu şehre kadar uzanan tüm demiryolu ağı gibi. Zaten Selanik Tren Garı Mimar Kemalettin ‘in elinden çıkma. Mimar Kemalettin kim diye sormayın. Cebinizden ya da cüzdanınızdan bir 20 TL çıkarıp resme bakın. Öğrendiniz.

Selanik sizi bekliyor…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 3468
Kayıt tarihi
: 10.08.09
 
 

Gezmeyi severim. Aileden gelen bir alışkanlık bu. Ufacıktım gezdiğimi hatırlıyorum. Gezeceğim. Ağ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster