Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '14

 
Kategori
Mimarlık
Okunma Sayısı
1991
 

Selimiye: İnsanın Allah'a Armağanı.

Selimiye: İnsanın Allah'a Armağanı.
 

dünyanın en büyük kubbesi...


Bir blog sayfasına ne yazarsan yaz yine de az kalır. Ne kadar anlatmaya çalışsan da kelimelerin kifayeti bir yere kadardır. Gidip o kubbeyi görmeden ne konuşsak anlamsız. Yani kısaca gidip görmek lazım. Ama ben yine de bu yazıda Selimiye'yi başka birinin gözünden, ruhundan ve kaleminden aktarmaya çalışacağım...

Selimiye Camii, Sultan II. Selim tarafından Edirne'de Mimar Koca Sinan'a yaptırılmıştır. 1568 senesinde inşasına başlanmış ve 7 yıl sonra -Sultan II.Selim'in ölümünden ölümünden kısa süre sonra- 1575'de ibadete açılmıştır. Yapımındaki mimari tekniğin hala 21 yy mimarlarınca çözülemediği, 32 metre çapındaki -adeta insan elinden nasıl çıkmış, sanki tanrı eli değmiş hissi uyandıran- dev kubbesinin hiç kolon olmadan nasıl ayakta durabildiğini ve daha birçok mimari detaya girmeden bir alıntıyla yazıyı tamamlayacağım: Edirne'de doğup büyümüş olan   büyük romancımız ve biyografi ustası Şevket Süreyya Aydemir'in, çocukluk yıllarını anlatırken, gölgesini her zaman üstünde hissettiği Selimiye'yi nasıl tasvir ettiğini sizlerle paylaşmak isterim. Bana göre Selimiye hiç bu kadar güzel anlatılmamıştır. İzin verirseniz aşağıya aktarıyorum..: 

"Şehrin en hakim tepesinde Selimiye yükselirdi. Şehrin ovalardan, eteklerden başlayarak kademe kademe yükselen bir sıra camiler, kubbeler, minareler ortasında Selimiye, bir taç gibiydi. Hiçbir taş eseri dünyada bu kadar güzel, bu kadar tenasüplü* olmasa gerektir. Hem de ben bunların nicelerini gördüm.

Selimiye azametli olmaktan ziyade güzeldir. İnsana huşu duygularından ziyade hayranlık verir. Ruhta sükun* ve teslimiyet uyandırır. Kalbe muvazene* ve huzur getirir. İnsan onunla, bir insan eseri olduğu için övünebilir ve bir eşinin daha yapılabileceğine her nedense ihtimal verrmek istemez.

İnsan kalbi onun, bir Allah evi değil, bir kul yapısı olduğu için üstüne titrer. Onun ilan ve temsil ettiği ilahi varlığı  korkarak değil, severek benimser. Yani onun sevdirdiği şeyi insan hiç korku duymadan sever.

Selimiye, daha çok birer kaleye benzeyen, dantela gibi işlenmiş taşlarını, kornişlerini görebilmek için, ta yanlarına kadar varılmak lazım gelen Selçuk mabetlerinden başka birşeydir. Her parçası mıncık mıncık işlenen ve her süsünde cinler, devler, karkırlar* dile gelen Hint eserleriyle onun hiçbir benzerliği yoktur. Bir Çin eseri gibi bir el işi mucizesi değildir. Ne Yunan, ne Rönesans, ne Gotik...Hayır, öyle bir bütündür ki, parçalarından her biri diğerinden ayrıldığı zaman bir mana ifade etmez. Bu caminin, üstünde ayrı ayrı durulacak motifleri, minyatürleri yoktur. Fakat Selimiyede insan kudreti, şu taş denilen ağır maddeyi, öyle kusursuz bir tenasüp içinde, öylesine bir araya getirerek yükselmiştir ki, bu yükseliş bir hayal eseri kadar güzeldir.

Hatta bu göklere ulaşmak hamlesi, bu kubbelerin üstünde son düğümünü işlemekle de kalmaz. Bu kubbeyi dört taraftan dünyanın en güzel dört minaresi dört kanat gibi kucaklar. Bu hamle, müminlerin nerede başladığı ve nerede bittiği bilinmeyen yakarışları gibi sonsuzluk alemine doğru yükselir, gider..."

Aydemir'in bu satırlarını aslında Selimiye'yi ziyaret ettiğinde daha iyi anlar insan. Mekanın uhrevi büyüsü tüm bedeninizi kaplar ve adeta dünyadan soyutlanıp başka bir alemde hissedersiniz kendinizi.

Bu muhteşem eser, tüm görkemiyle tam 439 senedir müslümanlara kucak açıyor. Ve şehrin en hakim tepesinde, Edirne'yi adeta kanatlarının altına almış bir kartal gibi duruyor. İnsan bu kente gidince ister istemez ilk olarak Selimiye Camii'ni görmek ister. Cami'nin etrafındaki hareketlilik boşuna değildir. Bu kentte birçok insana dolaylı yada dolaysız ekmek kapısı olmuştur bu yapıt. Özellikle ramazan akşamlarında teravi namazında Selimiye'de secdeye kapanacak santim, avlusunda ve bahçesinde oturacak yer bulamazsınız. İstanbul başta olmak üzere birçok kent ve kasabadan yüzlerce insan her akşam otobüslerle Edrine'ye akın edip bu güzelliği görmeye ve o tüyleri diken diken eden, yürekleri titreten atmosferi solumaya gelirler. Ben, Selimiye Camii'ni görmemiş blog yazarlarına ve okurlarına -özellikle ramazanda- bu mucizevi yapıtı görmelerini tavsiye ediyorum.

*tenasüp: uygunluk, uygun olma- / *muvazene: denge- /  *sükun: sessizlik, dinginlik, huzur- / *karkır: (karşılığını bulamadım)

*Suyu Arayan Adam; Şevket Süreyya Aydemir. Remzi Yayınları 1967 s.31-32

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 167
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 10666
Kayıt tarihi
: 14.05.14
 
 

Kamu yönetimi ve sosyoloji öğrenimi... Tarih bölümüyle devam eden öğrencilik... Siyasetbilim, top..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster