Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
83
 

Şemsi Tebrizi'nin Şehid Edilmesi / Sonsuza Atılan Çığlık

Şemsi Tebrizi'nin Şehid Edilmesi / Sonsuza Atılan Çığlık
 

O akşam güneş kış ortasında görülmeyecek bir biçimde kan kırmızısı battı. Konya’nın batı ufku kana boyanmış gibiydi. Gün görmüş ihtiyarlar “Hayırdır inşallah” diye mırıldandılar. Kötü bir şeyler olmaması için hayır dualar ettiler. Zaman çok kötüydü çünkü. Bir yandan sonu gelmez iç karışıklıklar, bir yandan da tüm Anadolu’yu kana boyayıp, haraca kesen Moğollar..Yani her tarafın yine kana boyanmaması için yeterince neden vardı yani.

Karanlık çökünce de bir başka tuhaflık belirdi.Adeta katran gibi zifir mi zifir..Göz gözü görmüyor.Hava da oldukça soğuk olunca sokaklarda kimsecikler yok.Ancak gök yüzünde bir şölen var sanki.Yıldızlar o kadar çok ve yakın görünüyor ki elini uzatsan tutulacak gibi. Gökyüzü donanmış. Sanki çok yakında gelecek birine karşılama töreni yapıyor gibiler.Buna karşılık aşağıda binaların pencerelerinden sızan sönük ışıklar. Bu pencerelerden biri de Mevlâna ile Şems’in sohbet ettiği hücreyi aydınlatan mumdan yayılıyor. Birazdan kıyamet kopacak ne gam? İki emsalsız dost bu gece de diz dize, göz gözeler. Öyle bir sohbete dalmışlar ki zaman duraklamış sanki.Koca evren ufalmış ufalmış ve bu küçük hücreye sığmış gibi.Görünüşte ikisinden başka kimse yok ama yerin ve göğün cümle aşıkları burada, iki dostun etrafında halka halkalar.Safi kulak kesilmişler ve harfsiz cümlesiz iki dostun söyleşmesini dinlemedeler. Gece olağanüstü bir sessizlik içinde.Bu sessizlikte uğursuz bir şeyler gizli.Gökyüzünden görünmez yağmurlar gibi felaket yağıyor. Bir şeyler olacak bu gece. Yürekler hissediyor bunu.

Birden hücrenin kapısı vuruluyor.Destur aldıktan sonra içeri giren bir mürit Şems’e doğru dönerek:

-Affedersiniz efendim, dışarıda misafirleriniz var, diye konuştu.

-Ta Tebriz’den gelmişler. Halvetteler dedim ama dinlemediler. Bir elini öpmeden gitmeyiz diyorlar.

Şems yavaş yavaş ayağa kalktı. Sanki gitme der gibi ellerine sarılan dostunun ellerini yavaş yavaş bırakırken yüzünde can alıcı bir tebessüm.Yürekleri burkan acı bir gülümseme ve sonsuz bir hasretin dinmez ıstırabı.Mevlâna hâlâ neler olduğunu anlayamamış gibi ardından baka kalırken Şerms dışarı çıktı. Dış kapıda birkaç gölge vardı. Hazretin geldiğini görünce uğursuz bir karabulut gibi etrafını çevirdiler. O daha neler olduğunu anlayamadan vücuduna birkaç hançer saplandı. Bunlardan biri de Derviş Marufunkiydi ve sapladığı hançeri çark gibi çevirmişti. Dayanılmaz bir acıyla delik teşik olmuş karnını tutarak yere serilirken tüyler ürpertici bir feryat kopardı: Allah! Cansız vücudunu daha yere düşmeden kocaman bir çuvala soktukları gibi karanlığa karıştılar.

Şems’in attığı nara ile yerinden fırlayan Mevlâna ve ev halkı dışkapı önüne çıkınca hiçbir şey göremediler.Tabiatiyla karanlık olduğundan kan lekelerini de. Ancak Şems’in canhıraş feryadını herkes gibi Mevlâna da duymuş olduğundan son derece endişeli bir sesle oğluna:

 - Bahaeddin, ne duruyorsun? Diye seslendi.

- Koş, şeyhini ara. Yine can burnumuz onun misk kokusundan uzak kaldı.

Sultan Velet yanına birkaç mürid alıp, ellerinde fener ve meşalelerle karanlık sokaklara dalarken acı içinde inleyen Mevlâna daha fazla dayanamamış ve olduğu yere yığılıvermişti.

Şems aynen ilk başta söz verdiği gibi can dostunun uğruna başını feda etmişti.Akşam kan rengi batan; bildiğimiz güneş değil Tebrizin güneşiymiş meğer..

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 299
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 429
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster