Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1461
 

Sen, hiç ölümü düşündün mü?

Sen, hiç ölümü düşündün mü?
 

"Ölüm; bir yok oluş değil, ebedi hayata dair yeni bir doğumdur".Resim: İnternet


Sen hiç ölümü düşündün mü? Ölüm anını hayal ettin mi? O an neler yaşayabileceğini hissettin mi?

Evet. Her ölümlü bir gün ölümü tadacaktır (*). Aslında, bizler (inananlar) ölümün mutlak olduğuna ve ölümün aslında bir yok olup gitme değil, bir başlangıç olduğuna inanırız.

İmtihan için geldiğimiz bu fani dünyadaki yolculuğumuzun son bulması ve ebedi hayata geçiş sürecimizin başlangıcıdır (yani şairin dediği gibi; kanat vurup uçmaktır ahiret yurduna) ölüm.

Bizler ölümü hangi sıklıklarla düşünürüz, hatta düşünmeli miyiz? Bu dünyada yaşarken ölümü düşünmenin bizlere ne gibi faydası vardır?

Hadi, kapatalım gözlerimizi ve hep birlikte ölümü düşünelim. O, son nefesimizi veriş anımızı. Azrail (a.s.)’ın bize görünmesini. O an, dilimizin değil amelimizin konuşacağı anı düşünelim.

Hani derler ya! Merhumun son nefeste ne konuştuğu önemlidir diye. İşte o an, aslında konuşan merhumun kendisi değildir. Merhumun amelidir aslında. Hayatta nelerle hasbihal ettiyse, iyi veya kötü neleri ameline geçirebildiyse. İşte, o an, ameli onu söyleyecektir.

Hadi bakalım. Ölüm meleğinin geldiği o an, iyi birer mümin ve mümine olduğumuzu varsayalım. Ve o anın en güzel cümlesi olan “Lâ İlâhe İllallah” diyerek can verdiğimizi düşleyelim.

Olmaz, daha bitmedi. Yakınlarımızın toplandığını, bizi kefenlediklerini düşünelim. Cenaze namazımızın kılınışını, bizi seven yakınlarımızın gözyaşlarını, ağıtlarını, bizi sevmeyenlerin bakışlarını, oluşturulan araç konvoyuyla mezarlığa doğru yola çıkışımızı, mezarlığa geldiğimizde bizim için hazırlanmış olan mezara konuluşumuzu, yüzümüzün kıbleye döndürülüşünü, tahtaların sıra sıra üstümüze dizilişini, ardından kürek kürek atılan toprakların altında kaldığımızı hissetmemizi, ve ardından okunulan sureler ve yapılan duaları duyar gibi olalım.

Vel hasılı kelam, her şey bitmiştir artık. Bizimle gelen kalabalık, bizi toprak altında bırakmış ve dönmeye başlamıştır, bizleri en çok sevdiğini bildiklerimiz bile. Herkes gitmiş ve bir tek hoca kalmıştır talkın vermek için. Onun da işi bitince ayrılacaktır. Ve gitmeye başlamıştır. Ayak seslerinin git gide uzaklaştığınızı duyarız ve o an gelir.

Sorgu meleklerinin gelmesini hayal edelim. Sorgu melekleri gelmiştir artık. Rabbin kim, Peygamberin kim, dinin ne, kitabın ne, kıblen neresi vb... soruları soracaklardır. Bu sorulara hatasız olarak cevap verdiğimizi düşünelim.

Ölümü düşünme, insanı bu dünyanın bütün sıkıntılarından çeker alır. Başka bir dünyaya götürür. Çünkü, ölüm geldiğinde bu dünya ve ona ilişkin kısa ve uzun dönemli tüm planlar anlamını yitirir. Hayata ölümün getirdiği açıdan bakılır.

Hac sırasında Arafat’ta yapılan da, bunun bir provasıdır zaten, kıyamet ve ölüm sonrası kalkış, yeniden diriliş, hesap günü, ölümü düşünmekle ancak bu dünyaya taşınır.

Ölüm, tutum ve davranışları yönlendiren ve biçimlendiren önemli bir parametre olur bizim için. Peşi sıra gidilen nice vazgeçilmezimiz olduğuna inandığımız şeylerin, aslında hayatın özüyle ilgisi olmayan basit ayrıntılar olduğunu ayan beyan ortaya döker.

Müslümanlar ölüme hazırlıklı olmak suretiyle, ölmeden önce kendini hesaba çekmek zorundadır. Ölümü düşünerek, ölümün insanı hazırlıksız yakalamasının önüne geçilmeye çalışmalıdır. Çünkü, ölüm ve hayat ayrılmaz bir bütündür. Hayat, meyvanın içerisinde çekirdeğini taşıması gibi, ölümü beraberinde taşır. Ölümü güzelleştirmeden hayat güzelleşemez.

Bu dünyadaki hayatı anlamlı ve verimli kılabildiğimiz ölçüde, öteki dünyadaki sonsuz hayatımızı kazanabilir ve güzelleştirebiliriz. Zira, sonsuz hayattaki yer ve mekanımız, ölümle son bulacak bu yaşamımızdaki başarımıza bağlıdır. Çünkü, bu dünya ahiretin tarlasıdır ve bu dünya da tarlasına gerekli özeni ve bakımı yapmayanlar; hem bu dünyada hem de ahirette beklediği ürüne kavuşamayacaktır.

Hüsrana uğrayanlardan olmamak için, yaşadığımız bu hayatı daha verimli hale getirebilmek için, ölümü sadece bir tanıdığımız vefat ettiğinde hatırlamayı bırakalım. Böylelikle hem kendi hayatımızı hem de çevremizde bulunan insanların hayatını güzelleştirmiş oluruz.

Rabbim, cümlemizi her iki cihanda da mesut ve baytiyar olacaklardan eylesin İnşaallah...

Sağlıcakla Kalın...

27.01.2011


(*) “Her nefis birgün ölümü tadacaktır. Ve şüphe yok sizlere yaptıklarınızın karşılığı kıyamet gününde ödenecektir. Artık kim ateşten korunur ve cennete girdirilirse o kurtuluşa ermiş olur. Ve dünya hayatı ise aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir” (Kur'an-ı Kerim, Al-i İmran Suresi, Ayet No: 185.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet sevgili kardeşim Yorum Dükkanı, ölümü hiç aklımızdan çıkarmamalıyız... Çok güzel anlatmışsınız, kaleminize ve yüreğinize sağlık... Ölüm ancak bu kadar güzel anlatılabilir ve canlandırılır! Böyle güzel yazılar yazmaya devam edin lütfen... Şen ve esen kalın; Allah'a emanet olun...

Dr Atanur Yıldız 
 31.01.2011 14:56
Cevap :
Selamlar Değerli Blogdaşım. Aslında ölümü aklımızdan çıkarmadığımız müddetçe, yaşadığımız bu hayat, çok basit ve anlaşılır oluyor benim için. Zaman zaman bana da bu hayatın çok karmaşık geldiği anlar olur. Anlarım ki, ölümü hatırlamamaya hatta unutmaya başlamışım. Ölüm yani; Ebedi hayat için yeniden doğum hatırımda olduğu müddetçe bu fani hayatta çok mutluyumdur. İstedim ki, bunu okuyan herkesle paylaşayım... Sağlıcakla ve Mutlu Kalın İnşaallah...  31.01.2011 16:35
 

ölümü düşünüyorum, bazen yitip giden sevdiklerimi düşünürken,resimlerine bakarken.. ölümü hissetiğim anlar da oldu Allah hissetirmesin, çünkü bu anlar ölümle burun buruna geldiğim bir iki kazada oldu . bunu normal hayat akışında hissetmeniz mümkün değil eğer hissediyorsanız ki bu bence akıl sağlığını kötü etkiler.....ölümü yaşamadan ne olduğunu bilemeyiz lakin ben en yakınımdan birinin br hastane odasında an be an can verişini gördüm canımdı kardeşimdi ..oraya gidip de gelen mezara giripte orda ne olduğunu anlatan yok.. inancımız gereği sorgu meleklerinin gelip bize soracağı sorular olduğuna inanıyoruz.. yine dini inancınıza göre bu sualleri doğru cevapalayabilmek için ölmeden önce ders çalışmaya gerek olmadığını da bilirsiniz.. Allah izin vermesse hafız bile olsa bunları yanıtlayamayabilir.. önemli olan amelin iyi olmasıdır.. amelin iyi olması için ise salt ahiret korkusu yetmez biraz akıl ve adalet duygusuna da ihtiyacımız var..

Meltem Şahin 
 31.01.2011 12:55
Cevap :
Selamlar Melda Hanım.Öncelikle ahiret yolculuğuna çıkan yakınlarımıza Rabbimden rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum.Bloğumda da belirttiğim gibi;“...Merhumun amelidir aslında” aslında aynı şeyden benzer cümlelerle bahsediyoruz.Ölümü hatırlamak dünyevi isteklerimin peşinde o kadar çok hırsla zamanımı hoyratça kullanıp yitirmemem gerektiğini anımsatıyor.Her yaratılanın, bir tek Yaradanı olduğunu anımsatıyor. Hepimizin (dini,dili ırkı vb.) birer yaratılan olduğunu anımsatıyor. İşte o zaman insanlara karşı daha saygı ve sevgi dolu oluyorum.Olası öfke nöbetlerimi, olası hırsımı frenleyebiliyorum.Hepimizin eşit olduğunu, herkesin temel hakları olduğunu unutmuyorum. Karşımdaki hiç kimseyi yaftalamıyor ve ötekileştirme hatasına düşmüyorum.Kısacası Melda Hanım, ölümü anımsamak beni bu dünyada mutlu kılıyor. Amacım kimseyi ders çalıştırmak değil :)) özetle okuyanlara; “ölümü hatırlayın ki, diğer ölümlülere karşı hakkaniyetli olun” demekten ibarettir.Sağlıcakla ve Mutlu Kalın.  01.02.2011 8:49
 

Son cümlen dua ile bitiyor, gönülden "amin" diyoruz. Aynen dediğin gibi, yaşarken bu dünyadaki tarlamıza ne ekersek, ebedi hayatta onun mahsulünü biçeceğiz. Ekeceğimiz tohumlar; İslamın farzlarını yerine getirmek ve ilave olarak iyilikler, birbirimizi incitmeden yaşamak, nebatatı, hayvanları, öksüzü fakiri koruyup kollamak ve her hareketimizin sorgusunun olacağı bilinciyle ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünyalık, yarın ölecekmişiz gibi ebedi hayata hazırlanarak yaşantımıza devam etmek...Şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız: bu dünyada yaptıklarımızdan, ayrıca yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumluyuz...Bu demektir ki, "sorumluluk" bilinciyle yaşamalıyız...Esen kal ablacım...

Yurdagül Alkan 
 27.01.2011 22:48
Cevap :
Selamlar Yurdagül Ablam. Çok güzel noktaya vurgu yapmışsınız Allah (C.C.) sizden razı olsun İnşaallah... Hani sözde bir atasözümüz vardır ya; “Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın” diye. Oldum olası karşısında olmuşumdur bu ve benzeri mesajlar içeren sözde atasözlerine. Bir yerde kötülük varsa ve bizler o kötülüğü engellemek için bir çaba göstermiyorsak eğer dolayı olarak kötüye ve kötülüğe destek vermiş oluyoruz. Muhakkak ki, dolaylı olarak verdiğimiz o desteğin de hesabı sorulacaktır bizlere. Hem Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i Şeriflerinde; “Bir kötülük gördüğünüzde, öncelikle elinizle, sonrasında dilinizle buna mani olunuz. Eğer bunlara gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğuz ediniz ancak bu imanın en zayıf halidir” buyurduğu gibi. Sağlıcakla Kalın Ablam. Selam ve Dua ile...  28.01.2011 13:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 108
Toplam yorum
: 398
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2286
Kayıt tarihi
: 05.04.08
 
 

1972 Haziranında  Eskişehir'de doğdum. Edirne'de ikamet ediyorum. Duygu ve düşüncelerimi yazıya d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster