Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Haziran '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
518
 

Sen hangi masala inandın?

Sen hangi masala inandın?
 

"Ben, bu yaşanılanları hak etmedim"…

Elimizde kalan kırık dökük her öyküye bakıp da başka öykülere öykündüğümüz anlarda, hiç tereddütsüz ve bir o kadar telaşsız bir şekilde dökülür dudaklarımızdan: "Ben, bu yaşanılanları hak etmedim"…

Çocukken kurduğumuz hayallerin hiçbirinde kötü kalpli cadı veya prensesi öldüren hain avcı rolünü kendimize layık görmediğimizdendi belki, en temiz, en masum, en beyaz hayatların bizimki olacağına dair inancımız…

Hiçbirimiz, hayatın bizi getirip bırakacağı bu noktayı öngörmedik kendimize.

"Biliyor musun" diye başlamıştı söze, gözlerime hiç bakmadan elindeki bir demet papatyanın yapraklarında gezdirirken gözlerini: "İnsan, en büyük yalanlarını hep kendine saklarmış"…

Elindeki kitabı masanın üzerine koyup orta sayfalardan birini açtığında, sanki kendi sözlerini satırlarda yineliyormuşçasına fısıldadı: "Yalan, iki türlüdür. Birincisi; başkalarına söylediğimiz yalanlar. O kadar tehlikeli değildir bu. İkincisi; insanın kendine söylediği yalanlar. Öyle inanırız ki kendi yalanlarımıza, kendi yalanımızın gelip bizi kuşattığını, boğduğunu fark etmeyiz bile. Asıl tehlikeli olan budur!"

Düşündüm…

Bizi, kendi kendimize yalan söylemeye iten öykünün kapağı aralandığında, hangi göz değmemiş satırlarla karşılaşılabileceğini düşündüm…

Aslında hiçbirimiz fark edemedik; bize en büyük kötülüğü, büyük bir inançla sarılıp sahiplendiğimiz masallar yapmıştı.. Biz, fark edemediğimiz en büyük yalanımızı, kendimizin bir masal kahramanı olduğuna inanmaya başladığımız an söyledik. Ve yine biz, yani ki denizkızlarının varlığına inanarak büyüyen talihsiz çocuklar, büyük bir yanılgıyla okyanusları arşınlamaya başladığımız noktada düşmüştük en büyük yanılgıya. Bütün bir ömrü beyhude yere hayalindeki denizkızını bulmak için uçsuz bucaksız sularda tükettikten sonra limana dönen gemici misali, ömrümüzün en beklenmedik zamanında fark ediverdik; denizkızları, çocukluğumuzun o sıcak masallarında kaldı.

Gerçekle yüzleşmenin ne kadar soğuk ve bir o kadar yakıcı olduğunu bilenler anlarlar, yitirilen düşlerin bir anda nasıl hem buz kestirip hem de kavurduğunu ellerimizi, gözlerimizi, diz kapaklarımızı…

Çocukluğunu masallara inanarak geçirmiş şimdinin yetişkinleri, yüzlerine vuran o soğuk rüzgarlarla sıçramanın düş dünyasından, nasıl da simsiyah bir inançsızlığın ortasına sürüklediğini iyi bilirler.

İşte tam da o an, denizkızlarının sadece masallarda yaşadığı gerçeğiyle yüzleşip de okyanuslarda boşa tükettiğimizi gördüğümüzde ömrümüzü, iki avucumuza ağlamaklı gözlerle bakıp fısıldıyoruz kendi kendimize: "Ben, bu yaşanılanları hak etmedim"…

Oysa ne güzel yazıyordu o satırlarda: "Hayatın yüzde onu başıma gelenler, yüzde doksanı bunlara verdiğim tepkidir" diye…

Ve ömrümüzün bol yıldızlı bir gecesinde (yine bir anda) anlayıveriyoruz ki; "Ben, bu yaşanılanların hepsini hak ettim"…

Kendi seçimlerimizin bizi getirip bıraktığı noktaysa eğer isyan edişimiz, en büyük isyanımız kendimize olmalı; kendi yalanlarımızda boğulup gittiğimiz için.

Şimdi yeni öyküler yazmak yerine, oturup kendi öykülerimizi gözden geçirmeliyiz belki de.

Hastayım…

Yorgunum…

Seni bekliyorum…

Zaman, akışta…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Prensesler, prensler her zaman için bizleriz, cadilar ise bizim düsmanlarimiz, bizleri kiskananlar, çekemeyenler,begenmediklerimiz, hayatin acimasizligi ve hayatin zorluklari. Masallarda oldugu gibi, hayatta da ideali ariyoruz sonuçta. Prens ve prenses bizim gibi ideal olmali. Hayatta esimizi ariyoruz, esimiz illaki bizim istegimiz dogrultusunda mi olmali ? Yoksa onu oldugu gibi kabul mu etmeli, yoksa hayalimizdeki, masallardaki gibi ideal mi olmali ? Idealimizi bulsak, bir süre sonra bunalmazmiyiz ? Ayrilir ve "ben bunu haketmedim" der aglarmiyiz. Belkide masalda (hayatta) rolümüzü iyi oynamadigimiz için sonunda agliyoruz.... Belkide masal (hayat) istedigimiz gibi mutlu son ile bitmedigi için agliyoruz…

Filizzzzzzzzzzzzzzzz 
 12.06.2007 23:28
Cevap :
İstersen şöyle yapalım; sorduğun soruların yanıtlarını ilk kim bulursa, diğerine haber versin. Bir gün mutlaka...  14.06.2007 1:12
 

Zaman akışta, zaman aslında kaçışta...Küçük bir kız iken sevmemiştim külkedisini ''ne kadar aptal ''diye, sahi neden o kadar aptaldı ki? Şimdi bakıyorum o sadece bir masal kahramanıydı, ve yüzyıllarca aynı masalda yaşayacak, ya şimdi ben hangi masalın kahramanıyım ve gerçeklik içinde hangi yalanlarla avuturak cismimi ben bunu haketmedim diyeceğim. Gerçi bu kelimeyi hiç kullanmadım, hakettiğime inanarım olanları, aynaya çokca değilse bile gözlerime bakmak için ara ara bakarım. Sevgili Alptekin Yıldız ben en çok kurşun asker masalını sevmiş ve ona inamıştım ama yıllardır bale ayakkabılarımı bulamıyorum:(. Masallarının sonu ellerinde olsun diyorum, sevgiyle...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 09.06.2007 18:54
Cevap :
"Çocuk kalbi", "Küçük Prens", "Peter Pan" gibi masalları okumak talihsizliğine düşmüş kocaman çocuklarıyız bu dünyanın. Ondandır 'hak etmedim' deyişimiz. Belki de bale ayakkabılarını yanlış yerde arıyorsun; çocukken saklandığın ağaçların arkasına bak... ;)  14.06.2007 1:10
 

Masallarla büyütülmenin iyi ve kötü taraflarını ayırt edememenin, umutla beklemenin, aradan çok uzun zaman geçince de kaybedilenlerin ne kadar büyük veya kendimizi kandırmaktan başka birşey olmadığını görmenin üzüntüsü, kolay olmaz,olmuyor. Adına polyannacılık,iyimserlik oyunu diyoruz ya hastalıklara,yorgunluklara rağmen, kaybetmediğimiz umutlar, beklentilerle...İşte bu da iyi bir başlangıç senin de belirttiğin gibi sevgili Alp.

Tuğba 
 09.06.2007 18:05
Cevap :
"Biz büyüdük ve kirlendi dünya"... Aslında o dünya zaten kirliydi de, biz büyüdüğümüzde fark ediverdik bu kirliliği. Sanırım o masallar da tam bu noktada afyonu oldu hayatın. Düşten uyanıp da gerçekliğin tam ortasına düşmek gibi keskin olmamalıydı masallardan uyanışımız. Bir ara geçiş yaşamalıydık belki. Düşüp de kafamızı gözümüzü paralamamız bundan belki. Yine de iyi bir başlangıç ama Sevgili Tuğba... Yine de...  14.06.2007 1:07
 

Bu düşünceyi ben de dile getirmiştim bir şekilde, cam kırığı düşler blog'um da. Galiba o masallar büyük yer etti hepimizin benliğinde. Hayal dünyası. Evet, çok güzeldir. Fakat gerçeklikle dengelemediğimiz sürece kendi dengemizi kuramıyoruz. Onun için çok ciddi işler düşüyor masal kahramanlarının yaratıcılarına, ya da güncellemek gerekiyor. Sevgilerimle.

Ayrıntıda gezinmek 
 09.06.2007 17:02
Cevap :
Epeydir blog takip edemediğimden, yazını da ancak sen söylediğinde görüp okuyabildim. Burada başka bir soru takıldı aklıma; güncellenmesi gereken diyorum, acaba masalların kendisinden ziyade bizzat kendimiz olabilir miyiz?  14.06.2007 1:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1596
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster