Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Seshenk Kişisel Gelişim Profesyoneli

http://blog.milliyet.com.tr/seshenk

04 Eylül '14

     
    Kategori
    Kişisel Gelişim
    Okunma Sayısı
    370
     

    Sen vampir misin? Kendin misin?

    Sen vampir misin? Kendin misin?
     

    Bu kadar uzun zamandır uzak kaldığın kendinle tanışmaya ne dersin?


    Vampirleri bilir misiniz?

    Benim ki de soru.:) Kim bilmez ki? Özellikle çocukluğumuzun korku dolu ve merak uyandırıcı varlıkları vampirler, son dönemde Alacakaranlık serisiyle iyice hayatımızda yer aldı. Bir yanda yakışıklı ve duygusal kan emici Edward diğer yanda onun biricik sevgilisi ve hatta sonralarında sevgili eşi Bella… Aşk, sevgi işte en duygusuz ve soğukkanlı varlıkta bile sıcacık ifade edilebiliyor değil mi?

    Bu arada zaman zaman bende bir vampir olabiliyorum. Tıpkı senin gibi, sizler gibi.Evet siz bir vampirsiniz. Nasıl mı?

    Hayatın koşuşturmacısının içerisinde savrulan sen, alarmın çalmasıyla yeni güne merhaba diyorsun. Ancak doğan güneş öyle rahatsız ediyor ki, yataktan kalkmak öyle işkenceye dönüyor ki bırak yeni güne uyanmanın mutluluğunu bir ton şikayetle sürüne sürüne kendini lavabonun başında buluyorsun. Avuçlarının içindeki sular yüzüne çarparken kaldırdığın başın aynaya denk geliyor, bakıyorsun ama aynada yüzün yok. Dişleri fırçaladım, tıraş oldum, makyaj yaptım,giyindim, kuşandım derken tüm anlarında çoğunlukla aynanın başındasın, kendine bakıyorsun ama aynalarda sen yok. Paldır küldür evden çıkıyorsun. Otobüse, servise ya da garajdaki arabana koşar adımlarla gidiyorsun bu arada geçtiğin kapıların camlarının, dükkanların vitrinlerinin seni yansıtması gerekirken yansımaların yok. İş güç, akşam oldu derken eve geliyorsun ya da ailenle , arkadaşlarınla dışarıda hoşbeş yapıyorsun ama baktığın yerlerde senden bir görüntü yok.

    Bu arada iş güç demiştim ya ister çalışan ol, ister evde olan ya da okula koşan her kim isen çevrende olan kişiler sürekli şikayette. Kanını sömürebildikleri kadar sömürmüşler, seni de kendileri gibi birer vampire dönüştürmüşler. Sende içinde birikenlerin yarattığı açlık duygusuyla karşına gelen en taze ruhun kanını emmektesin. İçinde biriken tüm olumsuzlukları atabilmek ve ölümsüzlüğüne devam edebilmek için yeni ve taze kanlar peşindesin. Mutlu ve olumlu bir insan görmeye gör, hemen içindeki zehri boşaltıp onun kanını sömürüyorsun ya da ondan olabildiğince kaçıyorsun. Ha bu arada telapati gücün tavan yapmış durumda. Kesin benim hakkımda bu olumsuzlukları düşünüyor, biliyorum. İçinden benimle dalga geçiyor,anlıyorum ki kendini ne zannediyor? Hissediyorum, bunu yaparsam başıma bu şekilde bir kötülük / olumsuzluk gelecek. Altıncı hissim beni uyarıyor,hiç adım atmayayım zaten hep olumsuzluklar gelip beni buluyor. Allahtan önceden hisseden olumsuzluk radarlarım açık, sürekli sinyal veriyor. Özetle güvendeyim. Zaten adım atsaydım da başaramazdım kendimi kandırmama gerek yok. Bak yine her şey ters gidiyor yine her zaman ki gibi hızlı davranır attığım bir adımı on adım ile geri çeker güvenli alanımda takılır giderim. Ben güçlüyüm sonuçta bu mutsuzlukla baş edebilirim. Bla bla bla…

    Evet hepimiz birer vampiriz. Bazen , çoğu zaman ya da her zaman. Ne fark eder?

     İçimizde yarattığımız olumsuz duygular tıpkı bir virüs gibi bizi ele geçirir. Ölümsüzmüşcesine zamansızlığa, düne ve yarına saplanıp kalır, kaygı ve korkuların içerisinde AN’ın varlığının kanını emer dururuz. Okurken bile içiniz sıkıldı değil mi? Peki ya yaşarken…

    Bizler birer enerji kaynağıyız. Enerjimiz nasılsa çevremize de aynı enerjileri çekeriz. Bırakın mutlu insanlar sarsın etrafımızı.  Bırakın hayallerimiz olsun ve eğer hızlı olacaksak hayallerimizi gerçekliğe kavuşturmak için adımlarımızı atalım. Bırakın telapati yeteneğimizle sevdiğimiz insanlara mesajlar gönderelim kalbimizden ya da tesadüfe bak bende seni aklımdan geçirmiştim, iyi ki aradın seni özlemiştim diyebilelim. Altıncı hissimiz yol göstericimiz olsun. Olur da olumsuz bir sinyal verdiyse sadece uyarmak içindir ve bırakalım kalbimizin sesi konuşsun bizimle en tatlı diliyle… ve lütfen bu gecenin sonunda sabaha uyandığımızda yeni doğan güne merhaba diyelim, şikayet yerine şükredelim. O küçük bir bebek . Sabahın ilk ışıkları ile dünyaya gelen ve gecenin karanlığında son bulacak olan. O ‘şu an’, o bizim için en değerli ‘an’, yaşadığımız ‘AN’…Kimbilir bize ne güzel süprizleri, hediyeleri var. Kabul edelim yeni günü ve avuçlarımızdaki suyu yüzümüze değdirirken tüm olumsuzluklardan arınmayı niyet edelim. Bizi görmek isteyen o kişiden korkmayalım, kaçmayalım .KENDİMİZDEN, Özümüzden…Her sabah 10 dakika olsun aynanın karşına geçelim ve sevgiyle gözlerimizin içine bakalım.Orada unuttuğumuz, yabancılaştığımız ya da çok özlediğimiz biri var. Sevgi ve ilgi isteyen biri… Kendimiz. Özümüz. Seni seviyorum demek bu kadar zor mu ki? Şükrederek, sevgiyle yaşamaya başlayalım anı…

    Sadece 10 dakika. Hatta bu yazıyı okuduktan sonra bile.. Aynanın karşısına geç ve yaklaş kendine… İyice yaklaş, gözlerinin içine bak lütfen. Orada kimi görüyorsun? Sana neler anlatmak istiyor? Ondan korkma çünkü o aslolan sensin.

    Hala cevap bulamadıysan bir daha soruyorum : sen vampir misin?  kendin misin?

    Ve bu kadar uzun zamandır uzak kaldığın kendinle tekrar buluşmaya ne dersin?

     

    Sevgilerimle,

    Seshen

     

     

     

     

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 370
    Kayıt tarihi
    : 03.09.14
     
     

    Seshenk ismini; eski Mısır dilinde lotus için söylenilen ve yeryüzünde açan ilk çiçek olduğuna in..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster