Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '08

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
34736
 

Seni anlatabilmek seni. Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini...

Seni anlatabilmek seni. Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır. Üşüyorum, kapama gözlerini...
 

Ne zaman başım sıkışsa yalın ayak, başıkabak, koşa koşa vardığım, soluğu diz(e)lerinin dibinde aldığım, aşka gelmiş cengaverler gibi dizeleriyle bilendiğim, güçlendiğim, kuvvetlendiğim şairim…

Öyle…

Bir ufka vardık ki artık

Yalnız değiliz sevgilim.

Gerçi gece uzun,

Gece karanlık

Ama bütün korkulardan uzak.

Bir sevdadır böylesine yaşamak,

Tek başına

Ölüme bir soluk kala,

Tek başına

Zindanda yatarken bile,

Asla yalnız kalmamak.

Ve her susadığımda, dar vakitlerde, incecik sarılmış ak kağıtlarla sararak kalbini, yetişip sunan dudaklarıma dizelerini.

Tütünü bilir misin?

"Kız saçı" demiş zeybekler,

Su içmez her damardan,

Yerini kolay beğenmez,

Üşür

Naz eder,

Darılır

İki parmak arasında kıyılmış,

Bir parçası var kalbimin

İncecik, ak kağıtlara sarılır,

Dar vakit yanar da verir kendini.

Dostun susan dudağına...

O kalbim her üşüdüğünde, titrediğinde, aradığında sahibini sokağa atılmış enikler gibi sıcağına sığındığım gürül gürül yanan bir ocak gibi… ve rest çekerek çaresiz kalmalara çıkıp geliveren ay karanlığında…

Körsem/Senden gayrısına yoksam

Bozuksam/Can benim, düş benim,

Ellere nesi?

Hadi gel,

Ay karanlık...

Itten aç/Yılandan çıplak,

Vurgun ve bela

Gelip durmuşsam kapına

Var mı ki doymazlığım?

İlle de ille/Sevmelerim,

En leylim gecede ölesim tutmuş… (…ken…)

Etme gel,

geliveren “Ay karanlık” (…ken…) ve alıveren beni benden.

O, … her uykusuz kaldığımda; türküsüz ve tütünsüz … çıkagelen… koyuma… sokağıma… oduma…otağıma… bahar kokularıyla

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cigaram

O: terk edemediğim… ayrı düşemediğim sevdasına…

Terketmedi sevdan beni,

Aç kaldım, susuz kaldım,

Hayın, karanlıktı gece,

Can garip, can suskun,

Can paramparça...

Ve ellerim, kelepçede,

Tütünsüz, uykusuz kaldım,

Terketmedi sevdan beni...

O dellendiğinde yürek, bilendiğinde aşk-a; aşk-la… çoğaldığında… hasbıhal ettiğim(iz) dizeleriyle de olsa hislerim(iz)e tercüman olan, duygularım(ız)a, feryatlarım(ıza) Un eden dağları Ferhadın gürzüyle...

Uy havar!

Muhammed, İsa aşkına,

Yattığın ranza aşkına,

Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!

Benim de boş yanım hançer yalımı

Ve zulamda kan-ter içinde, asi,

He desem, koparacak dizginlerini

Yediveren gül kardeşi bir arzu

Oy sevmişem ben seni...

O: Bir cana, bir başa kalmışken bile… Pusatsız, duldasız, üryan, fütursuzca soyunan ölüme… ve aşka…

Yangınlar,

Kahpe fakları,

Korku çığları

Ve irin selleri, aç yırtıcılar,

Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.

Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!

Pusatsız, duldasız, üryan

Bir cana bir de başa

Seher vakti leylim -leylim

Cellat nişangahlar aynasındasın.

Oy sevmişim ben seni...

Ve sen daha demincek,

Yıllar da geçse demincek,

Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,

Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,

Yaran derine gitmiş,

Fitil tutmaz, bilirim.

Ama hesap dağlarladır,

Umut, dağlarla.

Düşün, uzay çağında bir ayağımız,

Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri

Düşün, olasılık, atom fiziği

Ve bizi biz eden amansız sevda,

Atıp bir kıyıya iki zamanı

Yarının çocukları, gülleri için

Her birinin ayvatüyü, çilleri için,

Koymuş postasını,

Görmüş restini.

He canım,

Sen getir üstünü.

He canım… Gurban olam sen getir üstünü…

O; en yılgın, en bıkkın, en sıkkın anlarımda dağları aşıp gelen ve konuveren omzuna bir dost eli gibi. Bir sırdaş gibi sıcaklığıyla…

öyle yıkma kendini

öyle mahsun, öyle garip...

nerede olursan ol

içerde, dışarda, derste, sırada,

yürü üstüne üstüne

tükür yüzüne celladın

fırsatçının, fesatçının, hayının...

dayan kitap ile

dayan iş ile

tırnak ile, diş ile

umut ile, sevda ile, düş ile

dayan rüsva etme beni!

Ve insanoğlunun o en ayıp, o en çıldırmış, en frengili en hengameli yanını büyük bir titizlikle ve cesaretle hiç utanmadan, sıkılmadan döken ortalığa… bileceklermiş… bilsinler Uyyy gelin. Sana nasıl yandığını.

Bilmiş

Bütün zulalar

Eğri hançer, kara mavzer, kan pusu.

Ve insan düşüncesinin o en orospu,

O en ayıp, frengili yemişi,

Çıldırtılmış uranyum

Bilmiş,

Bilsinler!

Sana nasıl yandığımı

Uuuuy gelin...

Yankın yasak, aynalara.

İnemem bahçende talan,

Tam, boş yanı bu, derim namussuzun,

Tam, bıçağım cehennem gibi güzelken,

Aklıma düşüyorsun

Ellerim arık...

İşte kan tutmuş korsanlar,

Haramla beslenmiş azgın,

Düzmece peygamberler

Ve cüceleri

Ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı,

İşte bir kez daha

Bu can bendeyken,

Delin, divanenim işte

Uuuuy gelin...

dost düşman söz etse de kendi kavlince… kınanmak yiğit başına… inadına… inadına sevda….

İçim, bir suskunsa tekin mi ola?

O Malta bıçağı, kınsız, uyanık,

Ve genç bir mısradır

Filinta endam...

Neden, neden alnındaki yıkkınlık,

Bakışlarındaki öldüren buğu?

Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...

Nasıl da almış aklımı,

Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,

Dost, düşman söz eder kendi kavlince,

Kınanmak, yiğit başına.

Bu, ne ayıp, ne de yasak,

Öylece bir gerçek, kendi halinde,

Belki, yaşamama sebep...

Ve o en yasak koylara düşende gönüller fütursuzca… ve o en ateşli anına… geliverir aklına şairin elleri…

Oysa….

Oysa…..

Çağıdır, can dayanmaz,

Çağıdır, en çatal, en ası,

Cehennem koncası memelerinin.

Çağıdır, kırk gün - kırk gece

Kolların boynuma kement,

Ha canım kötüye inat...

Vah ki ne desem,

Kurşunları namlulara sürülü,

İki elleri kan,

Baskıncılar uykumuzu yıkar olanda,

Alır yüreğim:

Alır yüreği… Alır yüreği… Susar aşka. Susar aşk-a… elleri. Yine de saklar hevesini nar mevsimine…

Leylim - leylim

Ayvalar nar olanda

Sen bana yar olanda.

Belalı başımıza

Dünyalar dar olanda.

Kısacası… O: her her susuz kalışımda ve her umutsuz, ve yalnızdan da yalnız, kurumaya yüz tutmuş ağaçlar gibi muhtaçken mavi serin sularına: o canlıdan da canlı ölümsüz satırlarıyla… mavisi… yeşili… elinde tabakası ve umutları… ve çelik gibi inancıyla çıkagelir sayfaların arasından tutar ellerimden hızır gibi … ilk nefesi gibi cibalide sarılan cıgaranın kokusu gibi…

Sokaklardan,

Kıyılardan,

Gök mavisinden,

Ekmeğinden,

Canevinden ayrı düşmeye

Yani bütün hasretlerin kahrına

Ve zehrine çaresiz kalmaların,

İlk nefesi Hızır gibi yetişir

Cibalide sarılan cıgaranın...

İşte bu her mısrası konuşan, her mısrası efsaneleşen ve nerdeyse her sayfası milyonlar tarafından ezberlenen ve kazınan dimağlara ve bazen ah edilen niye ikinci kitap bir yazmadan, yaz(a)madan gitti diye ve tabii ki daha ilk mısralarda tahmin ettiğiniz “Ahmet Arif” den başkası değil bu günkü şairimiz.

Ahmet Arif (1927 - 1991)

Hasretinden Prangalar Eskittim adlı tek şiir kitabıyla oldukça geniş bir okur kitlesine ulaşan Ahmed Arif Ahmed Arif 21 Nisan 1927’de Diyarbakır’da doğdu, aynı kentte yaptığı ortaöğreniminden sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi.

1950’den sonra siyasi görüşleri nedeniyle sık sık tutuklanıp uzun süreler cezaevinde yattığı için öğrenimi yarım kaldı. Ankara gazetelerinde teknik sekreterlik, düzeltmenlik gibi işlerde çalıştı. 1948-1954 arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayımlandığı şiirlerden sonra uzun bir suskunluk dönemine girdi. İçinde 19 şiir bulunan Hasretinden Prangalar Eskittim 1968’de yayımlandı ve şiir kitaplarından görülmedik bir baskı sayısına ulaştı.

Ahmed Arif ilk şiirini Garip şiirinin baskın olduğu dönemde yayımladığı halde bu akımdan etkilenmedi. Nazım Hikmet’in açtığı yolda kendine özgü bir şiir oluşturdu.

Ahmet Arif 2 Haziran 1991'de Ankara’da öldü.

Bakın Cemal Süreya ne demiş şair hakkında.

Onun uzun bir ağıta benzettiği şiirini “Türkü söyleyerek çarpışan, yaralıyken de arkadaşları için tarih özeti çıkaran, buna felsefe ve inanç katmayı ihmal etmeyen birinin şiiri” olarak niteliyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor: “Doğu Anadolu insanına doğru yayıyor. Sonra bütün Anadolu insanına doğru yayıyor onu. Pir Sultan Abdal’a, Urfalı Nazif’e, Köroğlu’na, Bedreddin’e götürüyor. Büyük bir sevgiyle bir umuda çağırıyor Anadolu insanını; gözlerinden öperek, çıldırasıya severek.”

Ruhu şad olsun büyük kalem ustasının.

Sen rahat uyu Arif Ahmet. Biz dizelerine iyi bakarız. Onları sarar, sever, korur, kundaklarız bir bebek gibi. Büyüsün… Büyüsün… Büyüsün… Bir efsane gibi, ağıt gibi ulaşsın diye yüzyıllar sonrasına. Sen rahat uyu.

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahmet ARİF gibi bir usta şairin şiirlerinin olduğu bir kitap ismini daha belirtmek istiyorum. ölümünden sonra karalamalarının olduğu yeni bir kitap için hazırlık yaptığı ve bu yaptığı karalamaları çocukları tarafından YURDUM BENİM ŞAH DAMRIM adlı bir kitap ile yayınlan. KİTAPÇILARDA VARDIR ... Ahmet ARİFin şiirleri tadında kalın

Hasip YANLIÇ 
 08.10.2008 8:55
Cevap :
Çok teşekkür ederim bu güzel haber için. Mutlaka edinmeye çalışacağım. Umarım bizzat kendisinin kaleminden çıkmıştır. Sevgiler  08.10.2008 10:57
 

her dörtlüğüne yeni bir roman yazılabilecek hale getirip konserve gibi sıkıştırmış sanki tüm kitapları ve duyguları,gelmiş geçmiş en büyük edebiyatçılardan biri.. ve ayrıca sizede sonsuz tşkrlerimi iletiyorummm,hep mutlu ol diycem ama görüyorumki siz zaten çoktan yakalamışsınız bunu :))

olasılıksız 
 16.05.2008 16:58
Cevap :
Teşekkür ederim Nesih Bey mi desem hanım mı bilemedim ama... Baktım blogda da yazmıyorsunuz. Sizinde dediğiniz gibi o gelmiş geçmiş en iyi şairlerden. Allah rahmet eylesin. Biz de sık sık anıyoruz onun adını dost sohbelerinde. Bir şiir okunacaksa eğer ilk onun mısraları süslüyor sohbetlerimizi. Katkınız için tekrar teşekkür eder sağlıklı şiir dolu günler dilerim. Sağlıcakla  16.05.2008 20:45
 

sen nasıl bir insansın yaaa:) Çoğu kimse Fikret Kızılok veya Funda Arar'ı aşk ve şevkle dinler de kimseler bomba şarkıların sözlerinin Ahmet Arif'e ait olduğunu bilmez. 1991 ya da 1992'ydi..Sanıyorum öldüğü seneydi. Lise 3ncü snıfta nasıl da dinler, hayatını okurdum onun..33kurşun şiiri ile tanıştığımda ve hikâyesini dinlediğimde, KANIMIN DONDUĞUNU! hatırlıyorum...Ne mutlu sana, aynı zamanda hem batılı, aynı zamanda da doğu kültürüne hakim, münevver bir kitlenin içindesin. Saygılarımla arkadaşım.

Baver Ergun 
 11.05.2008 19:37
Cevap :
Saygılar benden efendim ne demek. Biliyorsun Ahmet Arif'in tek kitabı var zaten, onu bilmemek, tanımamak, hatta ezbere okumamak Türkiye de yaşamıyor olmayı gerektirirdi sanırım. Listemin ilk sıralarındadır daima Ahmet Arif. Toprağı bol olsun. Ziyaretinizle onurlandırdınız beni. Bilmenizi isterim. Sağlıcakla  11.05.2008 19:46
 

Öyle güzel bir demet derlemişsiniz ki büyük ustanın şiirlerinden, yazınızı zevkle okudum. İçinizdeki şiirin hiç eksilmemesi dileğiyle, sevgiler...

Melek Koç 
 03.05.2008 17:30
Cevap :
Teşekkür ederim meleğim. Sana Meleğim diye hitap etmek istedim çünkü insanların isminin ağırlığını taşıdığını düşünürüm. Sevgi ve saygılarımla.  04.05.2008 2:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 717
Toplam yorum
: 6095
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1250
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster