Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
748
 

Seni aradım İstanbul yüreklerdeki şiir izlerinde

Seni aradım İstanbul yüreklerdeki şiir izlerinde
 

Kulaklarımda Orhan Veli’ nin mısraları, şairlerin şehri İstanbul’u geziyorum.
Ne yazık ki; tüm şairlere, Yahya Kemal en başta sana, kötü bir haberim var !
O tepelere bugün çıkıp aşağıya bakamazdın, baksan bile içinden birşeyler gelip yazamazdın. İnan bana.
Bugün Münir Nurettin, o kadar içten okuyabilir miydi senin mısralarını? Kendinden geçmişcesine; “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul “ diyerek tüylerimi diken diken edebilir miydi?
Kalabalıktan, duvarlardan, kulelerden göremiyorum ki aziz şehrini.
Senin, öpüp başıma koymak istediğim şehir; şimdi yedi yanı tekmelenmiş bir İstanbul... bağrında yılan beslemiş, sanki düşmana teslim olmuş…

Herşeye rağmen vazgeçemiyorum ve vapurdayım Büyükada’ya doğru gidiyorum.
Şairlerimi düşünürken; “Anne ! anne, anne” sesiyle irkiliyorum.
Türkçede en çok kullanılan kelime bu olmalı. Yarım saatte en az yüz kez; “anne öyle, anne böyle” diyor bir çocuk...çocuklar, bebeler, alayı...

Yarabbim ! Bu ne? Nasıl birşey? Etten bir duvar, vıcık vıcık...”üzüm salkımı” gibi yaşıyoruz.
Hiçbir gece boş geçmemiş, hiçbir sperm ziyân edilmemiş...
Birileri ahkâm kesiyor; “an’ı değerlendirin” diyor.
Yaşayın! hayata bir kez geliniyor...
Birileri; “ En az 3 bebe” diyor, Üreyin !..
Herkes kendi bildiğini öneriyor.
An: bir daha elimize geçmeyecek zaman dilimi.
Üremek ise; mazoşist bir eylem.
Türk kadınına işkence ediliyor. “Karnından sıpa, sırtından sopa” eksik edilmiyor.
Yedi tepeli İstanbul ağzına kadar doluyor. Tıka basa...
Korkuyorum; kusacak (!) bir gün...

Nakledilmek değil vapura binişim nedeni. Şairlerimin şehrini tanımak istiyorum. Mısralardaki İstanbul’u arıyorum. Denizi koklamak, martılara simit atmak, içime çekmek istiyorum Istanbul’u...
Doya doya onu yaşamak yani.
İstanbul’u dinlemek istiyorum; kebap kokularından, insan seslerinden uzak...
Susmuyor, konuşuyor, bağrışıyor insanlar; vapurda, otobüste, trende...Kermit’ler gibi...
Sağır olmak, kör olmak istiyorum...
Bu rüzgar ters essin istiyorum. Sıcak, buram buram ter kokusu...

”Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.”

Yok şairim yok…çalışanın alınteri değil bu kokular. Saygı duyamıyorum. Her yer etten bir duvar.
Deniz, dalgalar, martılar neredesiniz?
Sesiniz geliyor duyuyorum ama göremiyorum.
Etten bir duvar...

Vapurdan maviliklere uçan, 4.poşet, 3 pet şişeden sonra, tabii ki dondurma çubuğu, çikolata kağıdından önce...Atılan sakızlar cabası.
Sadece ilk 10 dakikada oldu bunlar. Çarpın saatlerle, günlerle, aylarla…Takip edip, sayamıyorum, gözüm yoruluyor herkes birşeyler atıp kurtuluyor. Diğer atıkları düşünmek bile istemiyorum. Güzelim mavi sular herşeyi içine alıyor.
Korkuyorum, kusacak bir gün!...
Vapurla Büyükada yolculuğu değil; ‘katliam’ yaşadığım.
İstanbul; sahipsiz kalmış bir heykel gibi, güvercin olmuş pisliyoruz her yanını.
Sana dün bir vapurdan bile bakamadım “Aziz İstanbul”
Emir yüksek yerden; “ Üreyin! “ Nitelikli, niteliksiz olmasının ne önemi var, yapılan: ‘Beni besleyin’ çağrısı; “ torbamı doldurun. Üreyin! Allah var, verir kısmetini...Siz benimkini verin…”

Bir çocuk susadı, su istiyor, su bedava değil, anne hesap yapıyor, birine alsa, diğeri bakıyor. Çaresizlikten; “sus ” diye poposuna yapıştırıyor.
“Sus evde içersin” atılan çimdik; bebenin etini, benim yüreğimi burkuyor...
Sessiz çığlıklarıma, çocuğun ağıdı karışıyor.
Diğer bir çocuk köşede annesinin kucağında resim yapıyor. Annesi kalem kutusundan maviyi ona uzatıyor.
Fısıldaşarak konuşuyorlar; “Su ister misin? “ demiş olmalı, çocuk başıyla onaylıyor.

“Analardır adam eden adamı” mısraları makamıyla dilime dolanıyor.
AN’ı yaşıyorum, yedi yanı tekmelenmiş (!) İstanbul’da; kalbim sıkışıyor.
Bu sıcakta yanıma bir bebe daha sığmaya çalışıyor. Haklı, ayakta mı dursun ‘garibim’, minik ayakları yoruluyor. Diğer 3 kardeşi hâlâ koşuşturuyor…
Nefes alamıyorum.
Cinnet hâllerindeyim; bir bir, tutup atmak istiyorum, artıklarını attıkları denize. Kıyamıyorum, günahsızlara...öyle de güzeller ki…
Ama mavilikler daha güzel ve savunmasız.
Üstelik ; “Fabrika” karşımda oturmuş ters ters bakıyor. Biliyorum içinden resim yaptıran anayı kıskanıyor. Gündüz bebelere, gece adama hizmet veriyor. Mazoşist benim kadınım. Full Time çalışıyor. Kalifiye değil, ağır işçi.
Kısır ! kadına inat evde yerini sağlamlaştırıyor; bildiği tek şeyle. Diyemiyorum; bir çocukla da “ana” olunuyor.
Mısır patlağı gibi ürüyoruz. Allah âdil değil, sadece yürekteki ‘bir umut’ bu söylenmiyor.

Çocuk susuzluktan hâlâ yutkunuyor...
Tövbe ediyorum; şairlerin dolduruşuna gelip yollara düşmeye!..
Özür diliyorum İstanbul senden, martılarından, denizinden, tekmelediğimiz yedi tependen.
Su istedin diye ‘çimdiklenen bebe’ özellikle senden özür diliyorum...
İnsanlığımdan utanıp, çaresiz başımı öne eğiyorum...
“Bugün biz değiliz bakan yalılara;
Yalılar boynu eğik bize bakıyor
Biz değiliz sarkan hatıralara..
Göğüs gererek dalgalara
Yalılar bir hayal için denize sarkıyor
Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor.”

Özdemir Asaf birkaç farkla sana kesinlikle katılıyorum. Elimizden kurtulan tek-tük yalı, evet bize bakıyor ama bilesin; çok korkuyor.
‘Affetme bizi İstanbul, al intikamını ! ihânetimizin kes cezasını ! ‘
Biliyorum, mutlaka bir gün kusacaksın…
Hayallerde, mısralarda kalan İstanbul sana layık değiliz, izin verme, sessiz durma; kus bizi!...
Seni korumak istiyorum ama öyle küçük ki ellerim.
“ Dumanın dâim olsun güzel baca ! ”

Saime Eren

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazınızı okuyunca bloğunuzu ihmal etmiş, yazılarınızı okumaya pek vakit bulamamış hissettim kendimi. Müthiş bir gözlemleme, değerlendirme ve cansız dilsizleri hayat verme... Biri bir tepeden bakıp istanbula Asaf olur, hayyam olur, diğeri bakar "Sen mi büyüksün ben mi, göstereceğim sana" deyip küfreder değil mi? İstanbul aynı istanbul. yaşanan an aynı an. Hayat, aynı işte yaşanılan. Ama nasıl algılanır yaşam değil mi? Bu yazını herkes okusun isterim.

Ahmet KARAKAYAN 
 09.02.2009 1:22
Cevap :
Teşekkür ederim Ahmet bey, canlı canlı ayakları yere basan bir yazı yazmaya çalıştım. Ben İstanbullu değilim ama Büyükada vapurunda bunları gözlemledim. Daha gördüğüm olumsuz dolu şey oldu ama 3-5 okuyanı daha fazla germek! istemediğim için kendime sakladım. Elimde olmadan eskilerde kalan büyüklerimizden dinlediğiniz anıları arıyordum. En güzel elbiselerini giymiş, süslenmiş, ellerinde çiçeklerle iskelede eşlerini, yakınlarını bekleyen naif kadınlarımızı...Saygılarımla  09.02.2009 12:09
 

Saime'ciğim, ne yaptın? Uzaklarda İstanbul'un görüntülerine bakıp, hasretiyle kavrulan birinin tüm hayallerini yerle bir ettin:) Çocukluğumun İstanbul'u yok mu artık yerinde? Ben ki o masmavi denizi, martıları, vapur düdüklerini, Boğaz'dan esen o eşsiz rüzgarı anıp anıp iç çekerken. En son altı sene önce görmüştüm, o da kısacık ve sancılı bir haftada. Sonrasında kaybettiğim, çok yakın bir akrabamın hasta ziyaretinde. Yani aslında görememiştim. Kaçamak bir göz atabildiğim Beyoğlu, Taksim, Boğazın el kadar bir kıyısı olmuştu, aklımda kalan da sonsuz sayıda oto ve sonsuz sayıda insan. Etten duvarlar! Tahayyülü bile korkunç. Acaba şu malum şarkıyı mı söylemeye devam etsem: "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli!":) Sevgili İstanbul, sevgililerin en çilekeşi, en yorgunu, en ırzına geçilmişi ama yine de en sevgilisi. Yaralarımı depreştirdin, kanattın Saime'ciğim. Ama yine de bu güzel yazına teşekkürler, bir ezeli ve ebedi sevgiliyi anmak, her zaman tarifsiz bir duygu! Sevgilerimle.

Zühal Voigt  
 02.02.2009 17:30
Cevap :
Zuhal'cim biliyorsun ben ankaralıyım. Emekli olduktan sonra; çekinerek, korkarak geldiğim İstanbul'da 3 yıldır yaşamaktayım. Geldiğime bir gün bile pişman olmadım. Yıllarca şiirlerdeki, şarkılardaki, romanlardaki şehri aradım adım adım...Adaları, denizi, martıları, vapurları...Üzgünüm hayallerini yıktığım için...Asıl sen eski İstanbullulardan, kaybolan ve bir daha yerine konulamayacak değerlerin bir bir yok olduğunu bir dinlesen insan ağlıyor. En basit örneği: Adalara oy için getirilip yerleştirilen insanlar oranın yerlilerinin kaçmasına neden olmuş. İnsan geldiği yere uyum sağlayacağına çoğunluk oldukları için kendilerini olduğu gibi kabul etmeleri için futursuzca yerleşmişler. İnan az bile homurdandım. Ne de olsa ben de sonradan geldim:)) Ama tüm saygımla, sevgimle...Bu konuda anlatılacak öyle çok şey var ki. Ama yine de cennet bir şehir burası bakma sen bana. Ben elimde olmadan tüm eğrilikleri, yanlışları görüyor kendimi mutsuz ediyorum. Ayrıca bunu yazdığım gün fazlaca duygusaldım.  03.02.2009 0:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 31
Ort. okunma sayısı
: 748
Kayıt tarihi
: 18.09.08
 
 

Dünyanın en güzel şehri olan İstanbul' da yaşıyorum. Emekliyim. Güncel olayları yorumlamanın yanı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster