Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
383
 

Seni mi alacaklar AB' ye?

Seni mi alacaklar AB' ye?
 

Çok okuyan mı çok bilir, yoksa çok gezen mi? Ben, bugüne kadar birçok kitap okudum; ancak henüz Türkiye sınırları dışına çıkmadım. Bundan dolayı, bu sorunun cevabını objektif olarak veremeyebilirim. Ancak gözlem gücüme çok güvendiğim için, kendi halkımı tanıdığımı ve gündelik yaşamda yaptığımız yanlışların neler olduklarını bildiğimi iddia edebilirim.

AB ile Türkiye arasındaki müzakerelerin devam ettiği bu günlerde, AB’ye uyum çerçevesinde 1 Ocak 2008 tarihiyle birlikte, ülkemiz insanlarına yeni yasaklar getirildi. Aslında bu kuralları yasak olarak nitelendirmek ve yalnızca bize uygulanan kurallar olarak düşünmek yanlış olabilir. Çünkü AB kriterleri olarak adlandırılan kuralların hemen hemen hepsi, AB ülkeleri tarafından da uygulanan kurallar.

İnsanlarımızın yaptıkları yanlışları anlata anlata bitiremeyeceğim galiba. Gündelik yaşamda, insanımız o kadar çok hata yapıyor ki…

Günümüz şartlarında araba almak çok kolaylaştı. Banka kredileri, evli eşlerin her ikisinin de ev bütçesine katkı sağlaması gibi sebeplerden dolayı, artık hemen hemen her aile, kolaylıkla araba satın alabiliyor. Tabii ki, araç satın alınmadan önce, ehliyet kursuna gidilerek, öncelikle ehliyet alınıyor. Ehliyet kurslarında, tüm trafik kuralları öğretilmesine rağmen; maalesef bizler trafiğe çıktığımızda, öğrendiğimiz tüm kuralları unutabiliyoruz.

Kursa gidip ehliyetini alan vatandaş, soluğu bir araba galerisinde alıyor. Orada arabasını beğeniyor ve yeni bir arabanın sahibi oluyor. Vatandaş, tüm ulaşımını artık kendi arabasıyla yapıyor. Buraya kadar her şey normal. Olağanüstü olaylar, bu saniyeden sonra ortaya çıkmaya başlıyor.

Şuanda ikamet ettiğim mekanın tam karşısında, belediye otobüsü durağı var. Toplu taşıma araçları olan belediye otobüslerinin yolcu indirme-bindirme peronu olarak kullanması gereken o alan, genellikle sivil taksilerin, kamyonların, tırların vb. araçların park yeri olarak kullanılıyor. Oradan otobüse ya da minibüse binmek, hemen hemen imkansız. Toplu taşıma aracına binmek isteyen kişi durakta bekleyecek olsa, toplu taşıma araçlarının onu görmeden duraktan geçme durumu ortaya çıkabiliyor. Aynı kişi, park eden araçların önünden toplu taşıma araçlarına binmek için bekleme yapsa, bu defa da ezilme tehlikesi yaşayabilir. Hadi o kişinin toplu taşıma aracı gelene kadar, bir aracın altında kalmadan bekleyebildiğini varsayalım. Bu defa da, yolcu almak için durağın açığında ve neredeyse yol ortasında durmak zorunda kalan toplu taşıma aracı, trafik kazasına davetiye çıkarıyor.

Araç sahipleri sadece durakların önlerine değil, kaldırımlara da araçlarını park edebiliyorlar. Yayaların ulaşım alanı olan kaldırımlar, kimi zaman araçların park yeri haline gelebiliyor. Üstelik duyarsız şoförler, araçlarını öyle bir park ediyorlar ki kaldırıma, kaldırımda yürünecek yer kalmıyor. Yoluna devam etmek zorunda olan vatandaş ise, mecburen trafik akışının sağlandığı yola çıkarak beş-on adım orada yürümek zorunda kalabiliyor ve yoluna devam ediyor. Tabii o sırada herhangi bir aracın altında kalarak ezilmezse…

Yayalar da, araç sürücülerinden pek farksız değiller. Bazı yayalar da, kaldırım boş olmasına rağmen, kaldırımdan yürümüyorlar. Bu yayalar, araçlara ait olan yoldan yürüyorlar. Hiç de korkuları yok; araç çarpsa, umurlarında olmayacak sanki.

Ayrıca trafik konusunda bir başka sıkıntımız da, trafik ışıklarının dikkate almamasıdır. Üstelik, trafik ışıklarına uymama konusundaki sıkıntı ise, hem araç sürücüleri, hem de yayalar açısından yaşanıyor. Araç sürücüleri, kendilerine kırmızı ışık yandığında da, bu kurala uymadan yollarına devam edebiliyorlar. Aynı şekilde yayalar da, özellikle şehir merkezlerinde kullanılan trafik ışıklarına pek uymuyorlar. Hele ki yolda, çok yoğun bir trafik akışı yoksa…


Bizlerde var olan sorunlar, sadece trafik kurallarına uymamayla sınırlı değil tabii ki. Yine gündelik yaşamımızda yaşanan başlıca sorunlardan birisi de, insanların yerlere tükürmesidir. İnsanlar, böyle bir davranışta bulunarak, karşısındaki insana ne tür bir eziyet çektirdiklerini bilemiyorlar. Yere tüküren bir insanı görenin midesi bulanabilir. Ayrıca yerlere çöp atmayı da çok severiz. Birçok defa şahit oldum: çöp kutusu bir-iki metre uzağında olmasına rağmen çöpünü yerlere atan insanlar yaşıyor bu ülkede. Üstelik o insanı uyarsanız, size aynen şöyle bir cevap da verebilir: “Çöpçü, boşuna mı maaş alıyor? Temizlesin sokakları, ben atarım!” Bu kadar pişkinlik olmaz.

Son yıllarda AB uyum kriterleri sonucunda kısmen uygulama alanı bulsa da; bir başka sorun da, kurban bayramlarında ortalığın kan gölüne dönmesidir. İslam’ın farzlarından olan kurban kesmek, bilinçsiz bir şekilde yapıldığında, hiç de hoş olmayan manzaraların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Dinimize göre, kurban kesmenin de belirli şartları vardır. Fakat bizim insanımız, hem kurbanını sokak ortasında kesip kurbanının kanını sokaklara akıtabiliyor, hem de kurban edilen hayvanın iç organlarını ortalık yerde bırakıp gidebiliyor. Son birkaç yıldır, AB’ye uyum kriterleri sayesinde, bazı illerimizde kurban kesim alanları oluşturuldu. Kurban kesmek isteyen vatandaşlarımız kurbanlarını, bu alanlarda kesebiliyorlar. Fakat kurbanlarını bu alanlarda kesen vatandaşlarımız da, kurban kesim alanının dar olmasından şikayetçiler.

Maalesef, insanlarımızın birçoğu AB’ye girmeyi, serbest dolaşım hakkından faydalanmak için istiyorlar. AB’yi, yalnızca serbest dolaşım olarak gören insanlarımız var. Oysa AB, ekonomiden siyasete, tarımdan ulaşıma kadar çok yönlü bir oluşum.

Sen aracını toplu taşıma araçlarının duraklama yerine ya da yaya kaldırımına park edersen; trafik kurallarından en belirgini olan trafik ışıklarına uymazsan; yere tükürüp, yanı başında çöp kutusu olmasına rağmen çöpünü yere atarsan; kurban bayramlarında ortalığı kan gölüne çevirirsen; AB hakkında hiçbir şey araştırmazsan ve AB’yi yalnızca serbest dolaşım hakkı elde etmek için istersen, ben de sana şu soruyu sorarım: Seni mi alacaklar AB’ye?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Serhat Özbeyli, bizler Avrupa'yı daima vitrinini ile değerlendirdik. Uzun yıllar Avrupa ve dışındaki ülkelerle iş ilişkim vardır. Bu nedenle O ülkeleri ve insanlarını yakından tanıma fırsatım oldu. Sizlere şunu ifade edebilirim. Dünyanın en kaliteli insanlarının başında bizim halkımız gelmektedir. Bizler, eğitimsiz insanımızı, öğrenimli Avrupa insanı ile karşılaştırıyor, sonra da kendimizi nerede ise aşağılıyoruz. Elbette Avrupa’lıların Anadolu içlerinde yaklaşık 200 yıl süren haçlı seferlerinde neler yaptıklarını, yüzyıllarca cadı ve büyücü adı altında insanları fırınlarda canlı canlı nasıl yaktıklarını, İşgal ettikleri ülkelerdeki insanları katlederek, din ve kültür değerlerini nasıl yozlaştırdıklarını okumuşsunuzdur. Halkımızın en büyük eksikliği olan eğitimsizliği, umarım yeni nesil insanımızla, sizlerle birlikte çözeceğiz. Bizim AB'nin sistemine, onların ise ekonomik olarak bizlere ihtiyacı vardır. Ağırdan almaları aslında bir siyasettir. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 02.01.2008 20:26
 

Sevgili Serhat, yazında gerçekten de ilginç noktalara değinmişsin... Yurt dışına çıkmadığından bahsediyorsun; bu açığını şimdilik kapatmak istersen eğer benim sayfamda 3 tane arkası arkasına yazılmış AB'ye girmemize kim engel? Biz mi yoksa onlar mı başlıklı yazı var... onları okumanı önerebilirim, işine mutlaka yarayacaklardır... Bir de sana abi ve hoca tavsiyesi, bu duyarlılığını ve görüş yeteneğini zaman içerisnde daha genişletirsen, topluma eminim ki çok daha faydalı katkıların olacaktır... Sevgiler...

Emin Bülent Erenoğlu 
 02.01.2008 19:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1021
Kayıt tarihi
: 10.12.07
 
 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Kitap okumayı, yazı yazmay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster