Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
153
 

Senin şarkı tutmadı

Senin şarkı tutmadı
 

SENİN ŞARKI TUTMADI


 

Çok sevdiğim arkadaşlarımdan biridir Sedef… Uzun boylu, esmer, zayıf, zarif bir kızdır. Kıvırcık saçları oldukça gür ve uzundur. Çok hoş sohbet ve neşelidir. Onunla beraber olduğumuz saatler bir su gibi akar adeta… Hemen her gün onunla bir araya gelmek yıllardır değişmeyen alışkanlıklarımdandır. Bazen o bize gelir, bazen de ben onlara giderim. Birlikte çok güzel vakit geçiririz. En küçük bir espriye bile dakikalarca güleriz. Birkaç ay önce “Hayırlısı be gülüm!” sözü diline takılmıştı. Bu söz nedense bize komik gelmişti. Hala bu cümleyi duyduğumuzda göz göze gelince kahkahayı basarız.

Bir keresinde, kahvenin yanında çikolata yoktu. Sedef de ne yapsın evde tatlı bir yiyecek olarak sadece kuru kayısı varmış. Onu getirdi:

-Bağırsaklarımız şenlensin, dedi. Buna bile günlerce güldük.

Sedef ve ben kitap okumayı çok severiz. Bu arada Pucca’yı da çok eğlenceli buluruz. Haftanın bir gününü de Pucca kitaplarını okumaya ayırırız. Birimiz sesli okurken diğerimiz onu dinler. Yoruldukça okuma nöbetlerimiz değişir. Kitap okuma seanslarımız arasında çay, kahve muhabbetleriyle neşemize neşe katarız.

Sedef, yakın zamana kadar Adana’da büyük bir alış-veriş merkezinde bulunan tanınmış bir giyim firmasında kasa şefi olarak çalışıyordu. İstanbul’da firmanın açtığı müdürlük sınavına girdi. Başarılı olunca firmanın Mersin’deki şubesine müdür yardımcısı olarak tayin edildi. Buna hem çok sevindim, hem de biraz üzüldüm. Daha az görüşeceğimizi düşündükçe bir burukluk kapladı içimi… Artık kitap okuma günlerimiz iptal edilmişti mecburen. İzinli olduğu zaman Adana’ya geldiğinde sadece bir kez görüşme olanağı bulabiliyorduk. Bir kere de ben Mersin’e gittim onu görmeye… Geçen hafta Adana’ya geldiğinde beni yemeğe çağırdılar. Annesi Zeliha Teyze çok lezzetli yemekler hazırlamıştı. Arkadaşım Sedef yanımda, sofra güzel, sohbet güzel... Daha ne olsun!

 

Annem çok güzel yemekler yapar. Üstelik de neredeyse bilmediği yemek, tatlı yoktur. Eskiden her hafta balık yapardı fakat bir keresinde balık pişirirken midesi bulandı. O günden beri eve balık sokmaz. Sadece konserve ton balıklarından alır ama kendi yemez. Birkaç yıldır arkadaşlarının ısrarıyla ayda bir kez balık lokantasına gitmeyi alışkanlık edindik. Annem önceleri patates kızartması ve salatalardan yerken zamanla bir iki lokma balık da atıştırmaya başladı. Artık tabağındaki balığı bitiriyorsa da evde balık pişirmemeye kararlı görünüyor.

Sedef, bu hafta menüde balık olunca beni tekrar yemeğe davet etmişti. Arkadaşım da annesi Zeliha Teyze de balık sevdiğimi biliyorlardı. Sedef eskiden beri tanıdığı çocukluk arkadaşı Mustafa’yı da davet etmişti. Ben de Mustafa’yı Sedef vasıtasıyla tanımıştım. İkimizin de kardeşimiz kadar sevdiğimiz ortak arkadaşımızdı. Mustafa, her zaman çok hoş sohbet ve oldukça espriliydi.  Güzel bir sofrada sevdiğimiz arkadaşlarımızla olmak hepimizi çok mutlu etmişti. Yemek esnasında gülüp şarkılar söylemeye başlamıştık.

 

Eğlencemiz yukarıdaki komşularının “Susun artık! Burası gazino mu?” diye bağırmasıyla sekteye uğradı ise de kesilmedi. Yemeğin keyifli atmosferine katılan Sedef’in babası Esat Amca aşka gelerek bir şarkı tutturdu. Bu, o güne kadar hiç duymadığımız bir şarkıydı.

 

       “ Vay ben öleydim öleydim görmeyeydim gözlerini kara kız!”

 

       Bu defa yukarıdaki katta oturan komşuları sesini daha da yükselterek bağırmaya başladı:

 

-Burası gazino mu? Kesin sesinizi! Yetti artık ya! Susun!

 

Mustafa sinirlendi, sonuçta geç bir saat değildi. Saat sekizde dostlarla yenilen bir akşam yemeğiydi. Üstelik kalabalık da değildik. Sedef’in ev arkadaşı Gözde, ben, Mustafa, Sedef ve Sedef’in annesiyle babası olmak üzere altı kişiydik. Benim sesim o kadar da güzel değildir. Bu yüzden sadece mırıldanarak katılıyordum bildiğim şarkılarda… Bana göre gürültü yapmıyorduk.

 

Esat Amca ses tonunu yükselttikçe yükselterek büyük bir coşkuyla:

 

 “ Vay ben öleydim öleydim görmeyeydim gözlerini kara kız!” adlı şarkısına coşkuyla tekrar başladı. Sesi kalın do’ya ulaştığı anda yukarıdaki komşu zembereğinden boşanmış gibi haykırmaya başladı:

 

-Yetti artık yahu! Kesin sesinizi! Burası gazino mu? Ayıptır be!

 

          O ana kadar sessiz sakin oturan Mustafa hışımla yerinden kalktı. Pencereyi açıp yukarıdaki komşuya bağırmaya başladı:

 

-Bana bak komşuysan komşuluğunu bil. Evde bir iki şarkı, türkü de söyleyemeyecek miyiz? Yemeğimizi burnumuzdan getirdin. Esas sana yeter demek gerekir be! İn aşağıya, in de kozlarımızı paylaşalım!

 

        Yukarıdaki komşu baktı ki pabuç pahalı sesini kesti. Mustafa bize dönerek zafer işareti yaptı. Sessizce masadaki yerini aldı. Sanki az önce pencereden bağıran kendisi değilmiş gibi Esat Amca’nın kulağına eğilerek yumuşak bir tonda:

 

-Esat Amca, senin şarkı tutmadı, dedi.

Yemek sessiz sedasız son buldu. Sonrasını Sedef anlattı. Birkaç gün sonra iş yerinde elemanlardan birinin “ Vay ben öleydim öleydim görmeyeydim gözlerini kara kız!” diye mırıldandığını duymuş ve çok şaşırmış. Eve geldiğinde arkadaşı Gözde’ye bu olayı anlatmış. Gözde ise hayretler içinde kalmış. Şöyle demiş:

 

-Sedef ya, bu şarkıyı babandan başka bilen var mıymış?

 

Bu, şimdilerde anlatıp anlatıp güldüğümüz son olaylardan biridir. Artık yeni bir konu çıkana kadar dilimizde Esat Amca’nın şarkısı, Mustafa ve Gözde’nin sözleri dolaşıyor:

 

“ Vay ben öleydim öleydim görmeyeydim gözlerini kara kız!”

 

-Esat Amca, senin şarkı tutmadı.

 

-Sedef ya, doğru söyle! Bu şarkıyı babandan başka bilen var mıymış?

 

 

HARİKA UFUK

ADANA

14.12.2013

SAAT: 14.30

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 371
Toplam yorum
: 85
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 229
Kayıt tarihi
: 01.12.13
 
 

Adana'da doğdu. Öğrenim hayatına İstanbul'da Çengelköy İlkokulu'nda başladı. İstanbul Marmara Üni..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster