Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mayıs '12

 
Kategori
Anneler Günü
Okunma Sayısı
59
 

Sensiz başka bir gezegende...

(laptobumdaki sorun nedeniyle bir süre resimsiz olacak yazılarım)

En son görüntülerden birisi takılıp kalmış aklıma.

Nisan ayıydı ve karpuz henüz  bollaşıyordu manavlarda.

Hastaneden çıkmıştık. Çok zor bir tahlil yaptırmıştık. Direksiyona geçtim. Sen arkada uzandın. Bitkindin. Dedin ki bana, "kızım sen akıp giden yolları mı çok seversin yoksa kestirme olup çok tıkanan yolları mı? Ben böyle akan yolları severim"

"ben de akan yolları seviyorum canım" dedim sana.

Canın karpuz istiyordu. Bir kaç market dolaşıp karpuz aldım sana. Karpuzu görünce gözlerin faltaşı gibi açıldı.Çok sevindin.

Seni sevindirmek boynumun borcuydu anacığım.

Sevdiğin yiyecek nedir ki. İmkanımın elverdiği herşeyi sunmak isterdim sana o dönemler ve her zaman. Çünkü akıbetimizi en iyi Allah bilir ama sana karpuz aldığım günün, artık  sona doğru eksilen ve sayısı 30 u geçmeyeceği adeta kesin olarak bana söylenen son günlerinden birisiydi .

Acı ama gerçek:  doktor, yaptığı tahlil sonucunda, hemen hemen hiç duygusuz  bir ses tonuyla sana en fazla 1 ay ömür biçmişti ve ben orada gözyaşlarımı sel gibi akıtmış ama aile fertlerimize karşı ölümünden bir gün önceye kadar ketum davranmıştım. Onların üzülmesini istememiştim.

Karpuzu alıp eve gittik. Bir de mantı pişirdim sana.  Günlerdir doğru düzgün birşey yememiş olan sen o son yemek sayılabilecek yemeğini nasıl iştahla yedin anam. En sevdiğin yiyecekleri sanki ömür boyu yediğin yemeklerin özetiiymişçesine, hepsi kadar lezzetliymişçesine ve "ben şimdi bu karpuzu yediğime inanamıyorum kızım. Allah razı olsun." sözleri arasında sevinçle, afiyete yedin.

Yanında duruyordum. Seni izliyordum.

Öleceği söylenen, canın ciğerin bir insana bakmak. Çaresiz ve çok sevgiyle. İçinden ağlayıp dışından gülerek. Hasta olan yakınına da moral vererek. Benim annem, hastalığından bıkmış usanmıştı ama asla  büyük bir ağrı yaşamamıştı ve hep iyileşeceğini düşünmüştü. Biz ona bu hissi veriyorduk.

O  bir defasında bu hastalığı tamamen yenmişti. Bana hastalığı sayemde yendiğini söylemişti. Çünkü ben internetin başında araştırıyor, en küçük bir olumlu bilgiyi dahi hemen onunla paylaşıyordum. Morali fırlıyordu  Sonra, 4 yıl filan geçince yeniden ortaya çıktı illet.( Aslında bu dönemde bile onun daha uzun yaşayabileceğini düşünüyorum. Yani en az 1-2 yıl daha yaşayabilirdi. Belki daha uzun ama burası, tıbbi bir eksiklikl ilgili her neyse.)

Annemle ilgili diğer bir tesellim, onun sadece ikimizin başbaşa kaldığımız o son 1 aylık süreçte, bir gün balkonda otururken durup yüzüme bakarak, "kızım sen beni hiç incitmedin" demesidir. Şaşırmıştım sözlerine. Çünkü ne yalan söyleyeyim o her zaman ablamla daha uyumluydu. Ablam üniversiteye gitmediği ve evlendiği, annemle aynı şehirde kaldığı için, bir de ablam ev işlerine benden daha yatkın olduğu için, ikisi hep beraber ve kafadardı. Hatta ablamı benden  fazla sevdiği düşüncesini kabullenmiştim.  Ancak, ablam anne babamı çok sevse de, bazen pat diye sinrlenirdi. Laflara tahammülü pek yoktu. Oysa ben genelde  sakin yaradılışlıyımdır.

Bu nedenle, annemin sözlerine inanamayarak "ne dedin anne?"  dedidiğimde."Sen beni hiç incitmedin kızım. Bana sesini hiç yükseltmedin"  diye cevap verdi tekrar.

Annemin bu sözleri hayatımın en önemli ödüllerinden birisidir. Çok şükür.

Annemin ölümüne günler kala sarfettiği bu sözler, "iyi evlat olma yolunda kazandığım, dışardan  görünmeyen, tevazu içinde kalbime taktığım zümrüt bir kolyedir. Paha biçilmezdir. 

Onun hep yanında oldum. Ağırlaştığında da, bilinci kaybolduğunda da kulağına eğilip eğilip sevgimi fısıldıyordum."sabret annem" diyordum Benim annemle konuşmamı ona sarılmamı izleyen bir yakınım, kendisi  doktor olduğu halde gizliden epeyce ağlamış. Sonradan söyledi. Zaten o an ben hiçbirşeyin farkına varacak şekilde değildim. Annemi son günlerinde en iyi şekilde ağırlamakla meşguldüm.

Sonrası malum. Onu kaybettim. Pek çok annesini kaybeden gibi... Yıkıldım. Sırtımı bir koca ağaca dayayıp oturuyorken, bir kuvvet arkamdaki ağacı alıverdi ve ben....ben boşluğa yuvarlanmıştım.

Annemden sonraki günlerde, özellikle 1 ay sonra filan, sokaklarda yürürken,"Allahım burası neresi? diyordum adeta. Bildiğim annemin öbür aleme gidişinden sonra, bu Dünya benim için tamamen yabancı bir gezegene dönüştü. Hiçbir akraba, eş dost bu eksikliği gideremedi.Gideremez.

Hiç bir telefon görüşmesi annemle yaptığım konuşmalar gibi olamaz.

Beni her deafsında, keder ırmağının kıyılarından alıp mutluluk denizine gönderemez.

Ne desem boş, ne desem eksik.

Biliyorum.

Annesi olmayanlar...Biliyorsunuz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, Mukadderat denen şey bu olsa gerek. Geliyoruz, zamanı gelincede gidiyoruz. Ne mutlu burada hoş bir sada bırakabilirsek. Şahsınızda bütün annelerin anneler gününü kutluyor, ebediyete göçenlere de ışıklı yollar diliyorum. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 13.05.2012 21:59
Cevap :
Sağolun.Ben de bütün annelerin anneler gününü kutluyorum ve bu dünyada sevdikleri için emek veren herkese de sevdikleriyle beraber sağlıklı mutlu ömür diliyorum. Doğaçlama yazıverdim işte. Biliyorsunuz ta baştan her iki dünyanın ne olduğunu, hangisinin asıl, hangisinin illüzyon olduğunu farkeden bir insan, zaten çevresine karşı hep iyi olmak ister.  14.05.2012 10:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 216
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 386
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster