Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '20

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Serap Belet

Serap Belet

Sevgili okurlarım, başarıları alkışlamaya devam ediyoruz. Bugün sizinle Sayın Serap Belet'in başarı öyküsünü paylaşacağım.

Serap Hanım öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

-1978 yılında doğdum. Kırklareli Vizeliyim ama çocukluğumun büyük bölümü İç Anadolu'da geçti. Babam bankada çalışıyordu o nedenle farklı yerlerde görev yaptı. 3 kardeşiz. Ablam ve erkek kardeşim var. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Tv ve Sinema Bölümü mezunuyum. Çalışmaya da çok küçük yaşta üniversite ile birlikte başladım. Üniversiteye de ilkokula erken yaşta başladığım için 17 yaşımı doldurmadan başlamıştım. Sigortacılıktan, mağazada satış elemanlığına, öğrenciliğimde farklı işler yaptım. Mesleğimi yapmaya da yine öğrenciyken 1997 yılında başladım. Evliyim ve iki oğlumuz var.

Başarılı olmak için neler yaptınız? Nasıl çalıştınız?

-Teşekkür ederim eğer başarılı buluyorsanız. Ne mutlu bana. Küçük yaşlarda çalışmaya başlamanın iyi yanları da kötü yanları da var. Benim adıma kötü yanı (çok yoğun çalıştığım için) öğrenciliğimi ve ilk gençliğimi  dolu dolu yaşamaktan biraz alıkoyması oldu. Diğer taraftan yaşıtlarınızdan daha önce çalışmaya başlayınca deneyim kazanıyorsunuz, bir adım önden gitme şansını yakalıyorsunuz, hayatı daha erken öğreniyorsunuz. Bunun gibi pek çok katkısı var. Çok çalıştım. Yaşadığım şehirdeyken bile evimin yüzünü günlerce görmemecesine, gece gündüz, hatta bu sektörde dahi az görülür yoğunlukta çalıştım. Bazıları, 'gazetecilerin neden yıpranma payı var ne yapıyorlar ki' diye bu mesleği küçümser, dışarıdan bakınca ama bu meslek dışardan göründüğünden çok daha meşakkatlidir. Gecesi, gündüzü, saati yoktur. Özel hayattan fedakârlık ister. Örneğin bir gazeteci resmi bayram tatili bilmez, yılbaşı gecesi bilmez. Gece her an ulaşılır olmanız gerekir, her an her yere gitmeye hazır olmanız gerekir, çünkü haberin saati olmaz. Ben küçük yaşlardan beri bu mesleği hayal ettiğim için tüm bunları göze alarak başladım. Hatta benden istenenden fazlasını yaptım hep...

1997 yılında Kanal D Arena Programı'nda değerli ağabeyim Uğur Dündar'ın ekibinde çalışmaya başladım. Kanal D, Star Tv, kısa bir dönem ATV, sonra yeniden Kanal D'de muhabir olarak çalıştım. Arena Programı’nda bir çok özel haber dosyası hazırladım. Haber peşinde memleketimizin dört bir yanına gittim. Sonraki yıllarda muhabirlik spikerlikle birleşti. Star Tv'de Hafta Sonu Ana Haber Bültenlerini sundum. Uzun süredir Haberturk Tv'de haber programları yapıyorum. Şu anda sabah haber kuşağı Gün Başlıyor'u sunuyorum.

-Gazetecilik yapmasaydınız ne yapmak isterdiniz?

-Sinemacı olmak. Üniversitenin ilk yıllarında eğer vakit bulabilirsem film festivallerini kaçırmamaya çalışırdım. Çok değerli Metin Erksan nur içinde yatsın dersimize girerdi, çok zevkle dinlerdim derslerini. Sinemaya hep ilgi duydum. Hatta yine bir diğer değerli hocam, yazar ve sinema eleştirmeni Rekin Teksoy bir gün, "Trt'deki programımda stajyerim olabilirsin," demişti ama çok istediğim halde hayat şartları buna izin vermedi. İşimi bırakmaya cesaret edememiştim ekonomik nedenlerle. Belki oraya gitsem farklı yönde ilerlerdim bilemiyorum.

Hayatta sizin için çok önemli üç şey nedir diye sorsam ne cevap verirsiniz?

-Aile, arkadaşlık, ne yapıyorsan tutkuyla yapmak.

Sizin için aşk nedir? Aşka inanır mısınız?

-İnanırım tabi... Dünya bunun üzerine dönmüyor mu:) Ama aşk biraz da şansla birleşince mutluluğa götürüyor bence... Âşık olduğunuz kişiyi seçemiyorsunuz. O kişi de size aşıksa, bir de hayalleriniz, zevkleriniz, eğlence anlayışınız benzeşiyorsa o zaman hayat size gülmüş demektir.

Serap Hanım, sizi en çok ne mutlu eder? Nelerle mutlu olursunuz? En çok keyif aldığınız şeyler nelerdir?

-Ben yaşamımı tek bir amaç üzerine kurmamaya çalıştım bugüne dek. Mutlu olmayı sadece kariyerime, sadece evliliğe vb bir hedefe bağlamamaya çalıştım. Hayatta tek bir hırsın peşinden giderseniz orada işler yolunda gitmediğinde sizi ayakta tutacak başka bir amaç kalmaz. Sevdiğim insanlarla vakit geçirmekten mutlu olurum, çocuklarımı öpüp koklamaktan, büyüdüklerini görmekten, annemle çay içip sohbet etmekten, güzel bir yemek hazırlayıp birlikte sofraya oturmaktan, misafir ağırlamaktan mutlu olurum. Eşimle seyahati, yeni yerler görmeyi çok seviyoruz. Buna vakit bulursak mutlu oluyorum. Konuşulan bir röportaj yapmak, yaptığım bir haberin insanlara katkısını görmek ve takdir edilmek de mutluluk sebebi. Mutluluğu günlük hayatımızın sıradan gibi görünen anlarında bulmayacaksak nerede bulacağız.

Bence mutluluk tam da bu söyledikleriniz... Şimdi biraz da gelecekten konuşalım. Geleceğe dönük ne gibi planlarınız var?

-Mesleğimi çok severek yapıyorum ve uzun süre sürdürebilmeyi hayal ediyorum. En büyük dileğim sağlıkla ve sevdiklerimle yaşlanabilmek.

Başarmak isteyenler size, “Başarınızın sırrı nedir?” diye sorsalar, ne cevap verirsiniz?

-Ne istediğini bilmek, sorumluluk sahibi olmak, gerçekçi olmak, eksiklerini görebilmek. Bir de şurada ince bir çizgi var, kendimizi dev aynasında görmek bizi yanıltır ama kendi değerimizin de farkında olmamız gerek. "Hak ettiğimiz yerde miyiz?" arada bir bunu sorgulayıp, hayır yanıtını alıyorsak neleri değiştirmemiz gerektiğine bir kez bakmamız gerek.

Peki, sosyal medyayla aranız nasıl? Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor musunuz?

-Kullanıyorum. Aktif olmaya çalışıyorum ama beceremiyorum. Takip etmeyi, izleyenlerin yorumlarını okumayı seviyorum ama sürekli paylaşım yapıp ömrümü orada geçirecek takatim yok açıkçası. Beni yoruyor. İşim gereği tümüyle uzak durmadan bir dengede götürmeye çalışıyorum.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

-3:30'da kalkıyorum ve yola çıkıyorum. Editörümle bir toplantı yapıp haber akışını planlıyoruz. Sonra hazırlanıp sabah 6'da Gün Başlıyor'u sunmak için stüdyoya geçiyorum. 9'a kadar aralıksız bir canlı yayın kuşağı bu. Sonrasında bir sonraki gün için bir ekip toplantısı yapıyoruz konuk planlaması ve içerik belirlemek için... Ofis dışındayken de bu devam ediyor, çünkü sonraki sabaha kadar pek çok önemli gelişme olabilir. Öğleden sonra eğer fırsat yaratabilirsem kısa da olsa uyumaya çalışıyorum ama biraz zor. İki oğlum var, salgın nedeniyle şu an okula başlamadılar. Onlarla ilgileniyorum. Sürekli gündemi takip ediyorum, okuyorum. Neler olup bittiğini kaçırmamaya çalışıyorum.

Hafta sonları neler yaparsınız?

-Pek yerimizde durmuyoruz. Eşim trafiğe hiç tahammül edemiyor o yüzden ne yapacaksak günün erken saatlerine planlıyoruz, dönüş trafiğine yakalanmamaya çalışıyoruz. Neyse ki ailece erkenciyiz. İstanbul'un yakınında kamp, deniz, yürüyüş... Ayrıca da piknik için gizli kalmış köşeleri bulmayı seviyoruz. Zaman zaman Kandıra'da dalga sörfü yapmayı deniyoruz, kış geldiğinde günü birlik de olsa kayağa gitmeye çalışıyoruz. Eşim çok ileri seviyede ama ben daha acemiyim. Çocuklarla birlikte öğreniyorum. Ailemizle ve arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz. Çok sık İstanbul'daki büyüklü küçüklü müzeleri, ara sokakları, tarihi yarımadayı geziyoruz. Küçük semtlerin lezzetli lokantalarını keşfetmeyi seviyoruz (Salgında bunu askıya aldık tabi). Çok yürüyoruz, çocuklar da alıştı buna. Ve inanın İstanbul'da çok para harcamadan yapılabilecek çok şey var. Avrupa'dan Asya'ya bir şehir hatları vapuruna binmek bile insana iyi geliyor. Türkiye, taksitle binlerce liralık telefonlar alan insanların 'Tatile gidemiyorum,' diye şikayetçi olduğu bir ülke... Bu bir öncelikler meselesi. Yoksa çantaya bir sandviç koyup Kınalıada'nın etrafını yürüyerek turlamanın ne kadar maliyeti var. Hele de bunu bir bahar günü yaparsanız çok güzel bir gün geçirebilirsiniz.  

İş dışında uğraştığınız spor veya hobileriniz var mı?

-Salgın öncesinde 1 yıl kadar haftada 3 gün düzenli ve epey de sıkı spor yaptım ama sonra yarıda kaldı. Evde kısa süre devam ettik ama şu an hiçbir şey yapmıyorum ne yazık ki spor adına... Çocuklarımızla küçük bir bahçe yaptık bu sene, domates kabak mısır ektik o bize karantinada iyi geldi. Yemek yapmayı seviyorum. Evde daha çok müzik dinlememiz gerektiğine karar verdik eşimle ve bir pikap aldık... O nedenle plaklara merak saldık şimdi... Ve bir süredir Fransızca öğreniyorum. Eşim Fransız, aramızda İngilizce konuşuyoruz. O burada yaşadığımız için Türkçe’yi öğrendi ama ben Fransızca’yı ihmal etmiştim.Fakat kursa gitmeye başlayınca epey yol aldım.

Evde yemek yapar mısınız? Yaparsanız en çok hangi yemekleri yaparsınız?

-Üniversiteye başladığımdan beri kendi yemeğimi yapıyorum, uzun süre yalnız yaşadım evlenmeden önce. Yemek yapmayı çok severim. Benim eve geç geldiğim dönemlerde eşim bu görevi sırtlamıştı, hala zaman zaman o da yapar ama şu anda ağırlıklı olarak bende yemek işi. Mutfağın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çevremdeki insanların yemekten zevk alması da önemli benim için. Yemek seçilmesinden de pek hoşlanmam. Hemen hemen her yemeği yaparım, tencere yemekleri, et yemekleri, zeytinyağlılar, mantı, ev makarnası , börek çörek bildiğiniz anne mutfağı benimki.

Bize bir yemek tarifi verir misiniz?

-Basit bir çorba tarifi vereyim. Bizde çok yaygın olmayan Balkabağı çorbası. Birkaç kaşık sıvı yağda (ben zeytinyağı kullanıyorum) 2-3 diş sarımsağı çevirin, 1 soğanı bütün olarak tencereye atın üzerine de 3-4 dilim bal kabağını ekleyip karıştırın. 1 tatlı kaşığı kimyon ve 1 çorba kaşığı un ve tuzu da ekledikten sonra 3 bardak su, 2 bardak et suyunu (tavuk suyu da olur) ekleyin. Pişene kadar kaynatın. (Ben düdüklüde 10 dakika pişiriyorum). Piştikten sonra içindeki soğanı çıkarın, çorbayı blenderden geçirin. İçine yarım paket krema ve bolca karabiber ekleyip karıştırın. Çorbanız hazır.

Bu çorba tarifiniz harikaymış. Peki, evde mutluluğun sırrı nedir?

-Evde mutlu olmak için önce o evi sevdiğiniz ve sizi seven biriyle paylaşmanız gerek. O yoksa gerisi zor. Eğer öyleyse; paylaşmak, sarılmak, birbirine onu sevdiğini söylemek, gülmek, dedikodu yapmak, birlikte yemek yemek, müzik dinlemek, kapılarınızı arkadaşlarınıza açmak, bu konuda cömert olmak, tembellik etmemek, birlikte yapılacak uğraşlar bulabilmek ve hep 'ben ben' dememek mutlu olmanın sırrı. İnsan yeter ki mutlu olmak istesin.

Okurlarım için önerebileceğiniz bir kitap var mı?

-Birkaç klasik önereyim; Sabahattin Ali/ Kuyucaklı Yusuf, Umberto Eco/Gülün Adı, Cemal Süreya /Sevda Sözleri, Yaşar Kemal /Karıncanın Su içtiği, benim önerilerim olsun.

Serap Hanım bu harika söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Siz hem başarılı hem mütevazi hem de samimisiniz. Yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Cengiz Hortoğlu

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 814
Toplam yorum
: 551
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 4651
Kayıt tarihi
: 20.11.10
 
 

CENGİZ HORTOĞLU Cengiz Hortoğlu Gaziantep'te doğdu. İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. Serbest a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster