Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '13

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
905
 

Serbest çalışmanın Manevi zorlukları

Serbest çalışma, pek çoğumuzun hayallerini süsleyen çalışma şeklidir. Sabahın köründe, gözü kapalı yapılan duş,  kapatılan fermuar, düşülen yollar,  ve saire ve saire.. Öyle ki aceleden yenen poğaçalar ya da hiç edilemeyen kahvaltıların kilomuza yaptığı artış da cabası.

Serbest çalıştığımız zaman ise programı kendimiz yaparız. İki gün yoğun çalışsanız, bir gün evde oturabildiğiniz zamanlar olur. Rüya gibidir. Tatilinizi ayarlarken kimseye sormazsınız. Bütün tatiller sizindir. Hafta sonu kaçamakları sık sık yapabilir; pazartesi yetişemem korkusu yaşamazsınız. Pazartesi süreli ve mühim bir işiniz yoksa pazartesi de pazarın yavrusudur.

Kadınsanız, bir bebeğiniz varsa rahat rahat emzirebilirsiniz. Kimse sizi arayıp arayıp hadi demez.

Home Office olayı ise daha da rahatlık sunar. Bu konuyu sonra irdeleyeceğim. Bahsettiğim serbest çalışma şeklinde amaç sadece genel olarak serbest çalışmayı anlatmaktır. Yanında hiçbir çalışan olmadan tek tabanca çalışanlardan bahsediyorum.

Serbest çalıştığınız zaman, her ay düzenli olarak kiranızı, faturalarınızı, verginizi, muhasebeci ücretinizi, sosyal güvenlik priminizi, oda aidatlarınızı, ofis aidatlarınızı ve akla gelebilecek her türlü masrafınızı çıkartmak zorundasınız. Benim gibi ofis kirası ödemeyen kişilerden iseniz gerçekten şanslısınız demektir. Çünkü pek çok kişiyi caydıran bir kalem masraf kiradır.

Sigorta primleri, pek çok serbest çalışanın, borçlanırım gider, mantığı ile hep ilk feda ettiği masraflar olmasına rağmen, çok önemlidir. Ülkemizde sık sık gelen prim afları da bizi biraz bu alana yöneltir. Ancak bu durum çok yanlıştır; çünkü bu yılan sizi ya sokacak ya sokacaktır. En iyisi günü gününe ödemektir.

Bütün bunlar serbest çalışmanın sizi dış dünya ile muhatap kılan maddi zorluklarıdır.

Bence en çok bel büken şey ise ofisinizde yaşadığınız yalnızlığınızdır.  Değişen toplum yapısı, bilgisayar ve teknoloji ve bunun sonucunda işlerimizi bazen bir tıkla halletme şansımız beraberinde bazı kötü sonuçları da getirebilir. Yalnızlık gibi.

Ofisinizde tek çalışıyorsunuz ve bir ortağınız da yok. Ortağınız olsa o ayrı sorun. Bu nedenle bir ortak edinmediniz diyelim. İşinizle ilgili kafa kafaya verip de uzun bilgi ve fikir alışverişi yapamayacaksınız demektir.   Telefonun ucundaki diğer arkadaşlarınızın daima kendi işleri olacaktır. Onlar da kendi telaşe denizlerinde yüzmektedirler.

Bazen kapınızı açtığınızda bir ses istersiniz. Baktınız ses yok. Her işiniz internet üzerinden online. 

Sonuç döner dolaşır, home office'e döner.

Eve taşınan dosyalar.

Evde en azından arada yemek yaparım, yer silerim hem işim biter hem de sıkılmam dersiniz.

Yalnızlığınızı aşmaya çalışıp bir çare aradıkça; herkes size rahatın battığını söyleyip sitem edecektir.

Öyle ki pasta kurabiye kurslarından medet umabilirsiniz. Yeter ki hayatınızda bir ses olsundur.

Ya da astrolojiye sarabilirsiniz. Ondan sonra da Merkür retrosunda tadilata başlamanın iyi  bir fikir olmadığını söylemeden edemezsiniz.

Her gün ofisinizi kapatsanız hangi sektörde başarılı olabileceğinizi düşünürsünüz. Eşiniz size sosyete kadınlarının kocalarının  parasını batırmak için açıp kapattığı, hobilerini paraya dönüştürme çabalarını hatırlatıp gülecektir. Amacın stres olmaksızın çalışmak olduğunu söylersiniz. Ancak sadece o değildir. Karakterinize uygun değilse, serbest çalışmak yalnızlık tünelinde yaşamaktır.

Siz yalnızlaştıkça, insanlar da kuşkulanmaya başlayacaktır.

İşini iyi yapsa kocaman bir ofisi olurdu. Falancanın yanında çalışan birkaç kişi var.

Doğru olabilir, belki de başarısız olmuş olabiliriz.

Ya da bu kadarı yeterlidir.

Kendinizi tanırsınız ve satacak olduktan sonra Ferrari almak istemezsiniz. :)

Ya da Ferrari almak için hevesiniz yoktur.

Hayatta herkesin doğruları farklıdır.

Karakterimize uygun yaşam koşullarını yaratmak gerekir.

DOĞRU YA DA YANLIŞ YOKTUR. HERKESİN DOĞRULARI VE YANLIŞLARI FARKLIDIR.

ANCAK İNSAN ATTIĞI HER ADIMDA KENDİ KARAKTERİNE GÖRE HAREKET ETMELİDİR.

Şöyle başınızı alıp, 30 yaşında, bir sahil kentine yerleşmeyi düşünüyorsanız...

Ya da şöyle bir Hindistan Nepal yapayım diyorsanız..

Ya da başınızı göklere çevirmişseniz....

Mesleğinizde yanlış yolda olabilirsiniz.

Para kazanmak önemli değildir.

Ruhunuzla aklınız arasında kalan bedeninizin bacakları ayrılmak üzeredir.

 

(Bu arada söylemeden geçmeyeyim, bağımlılık yapar. Artık başka yollardan da korkarsınız. ) 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Karakterimize uygun yaşam koşullarını yaratmak" ve hele astrolojiye sarmak insanda ne yalnızlık ne de cansıkıntısı bırakır sanırım,sayın Onur...Aslında yaşam,çalışma hayatı,geçip giden ömür...Herşey bir yana da, beden ve ruh uyuşmazlığında sıkıntılar sarar insanı. Sağlıklı ve mutlu,başarılı olmanın yolu iç huzuru tesis etmekten geçer.Bazan sağnak yağmurlar da hoşuna gider insanın..Güzeldi!Zevkle okudum.Elinize sağlık.Selam ve saygılarımla...

Abbas Oğuz 
 13.07.2013 1:02
Cevap :
Teşekkür ederim. Ruhla beden arasında bacakların ayrılmaması için uyum gerekiyor. :) Sevgiler.  13.07.2013 11:40
 

Yazınızda ifade ettiğiniz düşüncelerinizi genel olarak doğru buldum,home-office kendi işini yapan insanlar için en doğrusu ama bu şekilde çalışabilmek için en başta akıllı ve özgün olmak gerekiyor.

Suiza Karol 
 11.07.2013 21:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 87
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 5197
Kayıt tarihi
: 20.05.12
 
 

Hukukçu bir anne.  Hayatta her şeyin kontrol edilemeyeceğini zor da olsa öğrendim.  Hayat, kısa b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster