Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1392
 

Serbest zaman hakkı bir ütopya mı?

Serbest zaman hakkı bir ütopya mı?
 

(Değinmeler)

"...Eğer işi varsa, geliri artarsa halk mutlu olur. Halkın işinin olması, gelirinin artması ekonominin büyümesine bağlıdır. İşi olan, geliri artan halk daha çok tüketir. Halk daha çok tüketince mal ve hizmet talebi artar. Mal ve hizmet talebi artınca istihdam ve üretim artar. Büyüme tırmanışa geçer."

G. Uras 11-9-2007 Milliyet

André Gorz’un beni en çok etkileyen saptamasıysa şuydu: Sayılamayan, toplanıp çıkartılamayan, satılamayan ve satın alınamayan şeyler insan oluşumuzun ve mutluluğumuzun özüdür. Ütopya ne zaman başlar? Mesela bir sabah sevgiliyle biraz daha baş başa kalabilmek için işe gitmeyi reddetmekle...

Aktaran H. Babaoğlu 29-09-2007Vatan

Ölene kadar sahip ol, mülk edin tüket; bunlar için ölene kadar çalışacaksın... Ölmek için çalışmak?!

Yeni dünya; çoğu zaman tüketmek için çalış ve sonra öl, yaşam felsefesizliği ile çarpıtılmış bilinç -yabancılaşma, üzerine kurgulanmış gibi..

"... tehlikeli olan kimseler, genellikle,

mal mülk yığmaya pek vakit harcamamış kimselerdir"

(H.D. Thoreau, Haksız Yönetime Karşı, 1999)

Küreselleşen dünyada; bireyler, aileler, hatta ulus devletler ve sosyal sınıflar daha fazla tüketmek, mal mülk edinmek üzerine oturmuş gibi. Her şeye, ama her şeye pazarda satılır-alınır (alındığı için satılır değil!) gözlüğüyle bakan yeni dünya; hiç durmadan, ölene kadar çalışmayı dayatmış durumda.

Herkes çalışmalı tüketmek için. İşsizler, yeni iş arayanlar, iş kurmak isteyenler ise çalışmadıkları için daha fazla tüketemedikleri için mutsuz!.. Serbest Zaman Hakkı ("boş zaman" hakkı değil) gibi bir temel insan hakkından söz edilmemelidir.

***

"Boş zaman" kavramına karşı olduğumu hemen belirtmek istiyorum. "-Boş zamanlarınızda ne yaparsınız"?! sorusu ve kavramlaştırması yerleşmiş gibi. Hatta "Boş Zamanlar Sosyolojisinden" dahi söz edilmektedir. "Boş zaman", "boş insan", "boş oturmak" gibi kavramlaştırmalar negatif, olumsuz ifadelerdir.

Boş: "1. İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan. 2. Bilgisiz. 3. Anlamsız..." (TDK Sözlüğü) anlamlarına gelmekte.

Boş zaman yerine Serbest Zaman kavramlaştırılması daha doğru ve anlamlı olacaktır.

Serbest: "1. Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin. 2. Tutuklu veya bağımlı olmayan, özgür, hür. 3. Zamanını istediği gibi kullanabilen, yapacak bir işi olmayan [yapacak bir işi olmamayı, zorunlu ve artı değerin gasp edilmesinin dışına çıktığını ifade edildiği anlamında yorumluyorum. Devamındaki anlamda bunu açıklar nitelikte] 4. Bazı kurallara bağlı olmayan... 8. zf. Rahat, özgür, bağımsız bir biçimde..." (T.D.K. Sözlüğü) anlamlarına gelmekte.

Serbest Zaman Hakkı, özgür varoluş hakkıdır. Bir başka ifadeyle, insanlığın özgürleşme sürecinde ki birincil temel koşuldur. Birey, kendini (duygusal, bedensel, düşünsel, sosyal-kültürel) serbest-özgür olduğu zaman geliştirebilir.

Tüketmek için çalışan insan, kendini geliştiremediği gibi, yaşamdan haz alması zordur. Ancak yüzlerce renk ve coşkunun içinde birkaç tanesini yaşayabilmektedir. Çok çalıştığını, sömürüldüğünü bilir, fakat bu durumdan kurtulamayacağını düşünür!.. Çünkü çalışmazsa tüketemez, “tüketmezse” öleceğini düşünür. Düşünsel, kültürel, sosyal açıdan tüketme dünya görüşsüzlüğünün kıskacına girmiştir. Hep ne alacağını düşünür. Almayı, sahip olmayı varoluşunun nedeni görme düşüncesizliği-yabancılaşması içindedir.

"Çalışın, çalışın işçiler, toplumsal serveti ve kendi yoksulluğunuzu artırmak için çalışın. Çalışın ki, daha da yoksullaşarak daha çok çalışmak ve yoksullaşmak için bir takım nedenleriniz olsun." (Paul LAFAR-GUE, Tembellik Hakkı, 1999)

Daha fazla çalışmak, daha fazla pazar için mal-hizmet üretmektir. Ne kadar çok çalışırsan o kadar ...

İnsanın, meta üretimi sisteminin yarattığı suni ihtiyaçları tatmin etme peşinde hayatını neden heba ettiği sorusuna ömrü boyunca yanıt arayan A. Gorz için özgürlük, değişimin veya pazarın üretime hakim olması değil, insanların kendi ihtiyaçları için üretimde bulunmalarıdır. Değişimin kendi başına bir amaç değil, bu ihtiyaçların bir türevi olmasıdır.“Aktaran A. İnsel Radikal İki

„Binlerce yıl boyunca yaşamak için çalışan insanların yerini şimdi çalışmak için yaşayan insanlar almıştır.

Para kazandığımızı sanırız, oysa para bizi kazanır.

Para harcarız. Gerçekte paranın bizi “harcadığı”nı çok sonra ve tatsız tecrübelerle anlarız.“ André Gorz den aktaran H. Babaoğlu Vatan

***

20. ve 21. yüzyılda (21. yüzyılda nereye kadar şimdilik bilinmiyor!) iktidar sahibi ulusal devlet veyameclisler değil! Ulus ötesi ya da üstü sermaye örgütlerinin elinde; şimdilik iktidar.

Ulusal sınırlar ortadan kalkacak. Ulus devletlerin bağımsızlıklarını yeniden tanımlanıyor. Dünya çitlerle çevrili, bağımsız ulus devletler, yerine küreselleşmiş sermaye dünyası üzerinde inşa ediliyor.

20. yüzyılın sonunda çevre ülkelere biçilen roller oldukça belirgin.

Küreselleşmeye geçişle birlikte çevre “devletçik” ülkelerin hükümetçiklerine özelleşmelerini, kredilenmelerini, borçlarının faizlerini ödemelerini, küreselleşen dünyada köle-devlet (çevre-ülke) olmasını kendi elleriyle uygulatmaya devam ediyor gibi. "Saf yürekli işçiler" 17 Ağustos 1999 saat 03.01'den önceki depremden daha geniş, tarihsel-toplumsal depremlerden haberdar değil gibi!..

"Saf yürekli işçiler, ekonomicilerin ve ahlakçıların çalışmaya ilişkin kuramlarını ciddiye aldılar ve bunun uygulanmasını kapitalistlere zorla kabul ettirmeye çalıştılar. İmanları gevreyerek. İşçi sınıfı "Çalışmayan yiyemez" ilkesini attı ortaya. 1831'de Lyon işçileri "ya bizi kurşuna dizin ya da iş verin!" diye ayaklandı..." (P. Lafargue)

Neden yarışırcasına tüketmek gerektiğini pek düşünmeden -düşünemeden tüketiyorlar. "Bir şey yapmalıyı" daha çok nasıl çalışıp tüketirim gibi algılıyoruz.

"İşçilerin kendilerini öldürürcesine çalışma ve yokluk içinde sürünerek yaşama gibi çılgınlığı karşısında, kapitalizmin büyük üretim sorunu, üretici bulmak ve onların gücünü iki katına çıkarmak değil, tüketici bulmak, isteklerini kamçılamak ve onlara sahte gereksinimler yaratmaktır artık" (P. Lafargue)

***

Serbest zamanı dahi yanlış kavramlaştırıp, anlamlaştırmışız. "Boş zaman". Bu nedenle Serbest Zaman Hakkını toplumsallaştıramıyoruz gibi.

Serbest Zaman kavramı yerli yerine oturmadığı için Serbest Zaman Hakkı talebinden bulunamıyoruz!.. Bizim çalışma zorunluluğumuzun süresini, yaşını, artırma karşısında varoluşsal bir mücadele ve anlaşma sorunsalımız var.

Serbest Zaman Hakkı şimdilik düşünsel boyutta tartışılacak gibi!..

Serbest Zaman Hakkı tartışmaları ve talebi insanın-insanlığın en önemli varoluşsal mücadelesi içinde olduğunu düşünüyorum.

"Çalışma süresinin ve yaşının kısaltılması", "iş güvencesi", "adaletli ve eşit ücret ayarlaması"; insanca yaşamın, varoluşumuzun gerekleridir. Ve insanca yaşamak özgürlüğümüzdür...

21. yüzyıl Küreselleşme -özelleşme yerine insanlığın tarihsel ilerlemesinin zorunluluğu- özgürlüğü olan Dünyalaşma-toplumsallaşma çağı olacak mı...

Satın almaya, daha fazla tüketmeye, sahip olmaya, mülk edinmeye “değer” mi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

serbest boş ne dersek diyelim önemli olan insanın kendine ait zamanın çoğalması.. Çünkü bu zamanlarında insana özgü olanlar çoğalıp gelişme imkanı buluyor.. Şu an ben işten kaçmasaydım gorz la ilgili kim ne yazmış diye bakma olanağı bulamayacaktım. Yaşam için gerekli üretimin dışında kalan üretimler nelerdir neye yol açmaktadır. çalışmanın anlamının yeniden elden geçirilmesi acildir. Bu konularda yazmak konuşmak elzemdir. elinize saglık sevgi ve saygıyla..

Salih ERDAGI 
 26.10.2007 14:46
Cevap :
katkınız için teşekkürler. saygılar...  27.10.2007 13:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1313
Kayıt tarihi
: 03.09.07
 
 

Sosyolog olarak mezuniyetimle birlikte; iki yıl köy öğretmenliği (birleştirilmiş 5 sınıfta tek öğr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster