Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
138
 

Serçe!

Serçe!
 

Miting alanını park yeri yapmışlar ama feribot iskelesine yaklaşık bir kilometre mesafesi var.

Hava buz gibi olup üzerine tokatlar gibi yağmur yağınca, o ara uzadıkça uzuyor.

Toplantıya gidiyorum diye de üstüme başıma dikkat etmeye çalışıyorum, su birikintileri, çamur…Eskiden, kış aylarında okula giderken pantolonun paçaları çamurlanmasın diye çorapların içine sokardık.

Kendi icadımız değildi, ağabeylerimizden, amcalarımızdan öğrenmiştik.

Beyaz çoraplar, gri pantolon!

Okula varınca, kahverengiye kesmiş çoraplar paçaların altında kalırdı, nasıl olsa kimse tarafından görülme imkanı yoktu.

Bir dönem Türkiye'de keneden korunmak için de kullanılmış yöntemi, nasıl görünüyoruma  aldırmadan uyguluyor, kapağı en yakın kafeteryaya atıyorum.

                                             &&&

Böyle zamanlarda trafiğe yakalanmayayım diye erken çıkıyorum evden.İstanbul fobim var, malum.

Saat sabahın altı buçuğu, kalabalık.

Şiş gözler, arapsaçına dönmüş saçlar, bezgin yüzler, yakınları ile vedalaşanlar, el sallayanlar, gidenlerin ardından mırıldanan dudaklar, topuk tıkırtıları…

Kimi ben gibi mola veriyor, feribot hareket edene kadar geçecek zamanı, içlerini ısıtacak kahveyi yudumlayarak değerlendiriyor.

Elleri soğuktan kıpkırmızı olmuş, spor ayakkabıları yırtık bir kız çocuğu geliyor sonra, mendil satmaya çalışıyor.

Sümüklü, pasaklı bir şey!

Nereli olduğu çok önemli değil.

Edirne'de, Çorlu'da ve seyahat ettiğim neredeyse her yerde bu çocuklardan var.

Başka bir çocuk daha geliyor, başka bir çocuk daha, başka bir çocuk daha…

 

                                             &&&

 Bir sene kar yolları kapatmış, "nasıl olsa bir gece değil" mi diye düşünerek, bekçi kulübesinde sabahlamıştım. Hani yolda kalanlara belediye battaniye, sıcak yemek götürmüştü işte o sene.

Kulübenin yanında donmasın diye naylon sardığımız bir çeşme vardı.

Yarısı çürümüş bir de zeytin ağacı, şimdi oralara neler olmuştur kim bilir?

Çeşmenin etrafındaki su birikintisini ince buz tabakası kaplamıştı ve onlarca serçe buzu eritebilmek ve su içebilmek için küçücük göğüslerini buz tabakasına bastırıyordu!

Bir taraftan çay demlemeye çalışıyor diğer taraftan ekmek kırıntılarını onlarla paylaşıyordum…

                                                &&&

Bu fotoğraf dün İstanbul'da bir otobüs durağında çekilmiş. Hücrelerine işleyen soğuktan bir dakikalığına kurtulmak için egzoz dumanına ciğerini dayamış, üstü başı perişan, küçük bir kız çocuğu…

Kim olduğu ve nereli olduğu hiç önemli değil.

Buz tutan su birikintisini göğsü ile eritmeye çalışan serçeden ne farkı var? Buz tutan su birikintilerini eritmek kolay oysa

Ya buz tutan vicdanları eritmek?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Seni okuyunca şöyle derin bir nefes alıp ''Yaşıyorum yahu'' diyorum sevgili Gülcü... İyi ki yazıyorsun.

Adil Serkan SATI 
 30.11.2014 0:55
 

İyi ki yazıyorsunuz. Siz, günlük sıradan gibi görünen yaşanmışlığı öyle bir kadrajda gösteriyorsunuz ki. Usta bir yönetmen gibi. Ve bunu yalın bir dilin ustalığıyla yapıyorsunuz. Yazarlığı tahlil etmek, bana düşmez belki ama okuduğumda hissettiklerimi söylemekte sakınca görmüyorum. Selamlar

devrimce 
 28.11.2014 3:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1267
Toplam yorum
: 7727
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1078
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı adlı kitabın yazarı... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster