Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Kuşkayası (Turgut Erbek)

http://blog.milliyet.com.tr/kuskayasi

06 Ekim '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
31955
 

Serçeler ağlayınca ölür

Serçeler ağlayınca ölür
 

google, görseller


Serçenin öyküsünü bilir misiniz?

Kaza mıdır, kundaklama mıdır bilinmez; doğanın çiçek açtığı, insanın, hayvanın soluk aldığı, börtü böceğin yurdu ormanda yangın çıkar. Çevredeki göletten ormana gidip gelmekte olan serçe:
- Ne yapsam?
- Umarsızlığına tutsak insanoğlunun
- Nereye kaçsak?
- Yüreksizliğinde yitip giden hayvan oğlunun gözünden kaçmaz; bir ağız olup sorarlar:
- Sen ne yaptığını sanıyorsun? Söylesene...
Serçe sakin, ağırbaşlı, yaptığının bilincinde olmanın onuruyla yanıtlar:
- Gagamla su taşıyıp, alevlerin üstüne boşaltıyorum...
- Gagadan taşınan suyla şu koca yangın söner mi hiç? Şaşkın kuş! kıkırdamalarına serçenin yanıtı tokat gibi iner:
- Ben elimden geleni yapıyorum ya!

Evet, birçoğumuz yaşadığımız ülke için elimizden geleni yapıyoruz. Tarih boyunca ulus olarak da yaptık. Bizler, yani şairler, yazarlar, gazeteciler (istisnalar kaideyi bozmaz) olarak okuyucularımızı aydınlatmak için elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz. Halkın ve haklının yanında olduğumuzu herkes iyi bilir. Bunu bildikleri için bazıları bizi sevmez, fakirlik edebiyatı, doğu batı ayrımı yaptığımızı söyleyerek, cahilliklerini açığa vururlar. Düzenin oluşturduğu çarkın dişlileri olmadığımız bir gerçek. Bu çarkın kimleri ezdiği ise gün gibi ortada…

Bizi öyle bir duruma getirdiler ki, çevremizi görecek halimiz kalmadı. Günden güne yozlaşmaya, bencil olmaya itiliyoruz. Bazı değerlerimiz yok olmak üzere. Eski dostluklar, arkadaşlıklar, yardımlaşmalar artık yok. Dini bayramlarda büyükleri, hasta insanları ziyaret etmekten çekinir olduk. Mutlu günlerinde yanlarında olmamız gereken insanları yalnız bırakıyoruz. O sıcak sarılmaların, o tatlı sohbetlerin, özlem gidermelerin yerini ahizede uğuldayan duygusuz, renksiz, korkusuz bir ses aldı. Bir telefonla gönül alacağımızı zannedip büyük bir iş yapmış gibi böbürleniyoruz. Ama kaybetmeye başladığımız değerler aklımıza bile gelmiyor.

"Ben insanım insan... Telefondaki yapmacık kahkahana, yarım yamalak öğrendiğin, çoğu yabancı kelimelere ihtiyacım yok. Ben sarılmak, koklamak, tenine dokunmak istiyorum. Gözlerine bakmak, yüzünün şeklini beynime kazımak istiyorum. Ne kadar yaşayacağım belli değil. Belki sizleri bir daha hiç göremeyeceğim. Ey sevdiklerim, ey dostlarım, dost bildiklerim beni hatırlayın ve kapımı çalın. Biz büyüklerimizden gördüklerimizi, yaşadıklarımızı unuttuk mu? Bize enjekte edilmeye çalışılan batının soğuk, samimiyetsiz, yapmacık ve yüzeysel davranışları hak etmiyoruz..."

Dememek için yaşlıları, dostları kucaklamanın, yardımlarına koşmanın zamanıdır. İnsanlığımızı, yüreğimizdeki sevgiyi, gözlerimizdeki pırıltıyı, sesimizdeki okşayıcı yumuşaklığı kaybetmeden bunu yapalım. Yürek gözümüzün, gönül kapımızın kapanmasına seyirci kalmayalım. Yanınızda yörenizde sizin her türlü yardımınıza muhtaç insanlar mutlaka vardı. Hem de çok yakınınızda... Bir düşünün... Yaşlılarımızın buruşuk yüzlerinden gözyaşı yuvarlanmadan, gün görmemiş körpecik çocuklar açlıktan ağlamadan yanlarında olalım. Onlara yalnız olmadıklarını hissettirelim. Paylaşalım, çoğalalım...

Dünyadaki hiçbir şey için bir çocuğu ağlatmaya değmez, hiçbir şey onlardan değerli değildir. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince birbirimize destek olalım, arka çıkalım. İçimizdeki bu duyguyu öldürmeye kimselerin, hiçbir teknolojinin gücü yetmez.

Gelin hepimiz birer serçe olalım ve elimizden geleni yapılım. Henüz geç kalmış sayılmayız. Söndüreceğimiz bir yangın, birçok can kurtaracaktır.

Serçenin ağlayınca öldüğünü biliyor muydunuz?
O zaman ağlamamak için övünülecek, gurur duyulacak şeyler yapalım ki yaşam anlamlı olsun.

Şair Atilla Erdemli’nin yaşanılası güzellikte şu dizeleriyle son verelim yazımıza:

dağlar da düz olur bir gün
bilgiler eskir, gençlik kocar, güzellikler gider
her şey bittikten sonra ne kalır sanıyorsun;
ne parıldar, ne coşar;
yalnızca iyi olan
yalnızca içimizdeki insan.


Not: Serçe öyküsü, Y. Bekir Yurdakul'un. Gazeteci - Yazar Okan Yüksel'in 3F adlı kitabına yazdığı önsözden alınmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kırk yıldan beri yaşadığım Fethiye'de bazen merkezden eve kadar yürüyorum. Kaç kişiyle selamlaşıyorum biliyor musunuz? Haydi ben söyleyeyim "en fazla beş."kültür yozlaşmasına gelince, caddelerde gezinirken kendimi yabancı bir ülkede sanıyorum.Bütün iş yerlerinin adı yabancı sözcüklerle yazılıyor. Turistik yerlere giden yollarda da hiç Türkçe yok. herkesin serçe gibi olmasını yürekten diliyorum.Başka gidecek, yurt edinecek yerimiz yoksa, bu güzel topraklara sıkı sarılmamız gerek.Sevgilerle. Ünal Şöhret Dirlik

Ünal Şöhret Dirlik 
 11.01.2009 10:11
 

Bir kızılderili atasözü vardır çok sevdiğim. 'son ağaç kuruduğunda, son nehir zehirlendiğinde, son balık öldüğünde paranın yenilemeyeceğini göreceksiniz'

medisis 
 29.06.2008 12:28
Cevap :
Sevgili medisis, haklısınız. Burada SON BALIK ÖLDÜĞÜNDE ADLI Blog'umu okursanız, aynı atasözünü kullandığımı göreceksiniz. İlginize teşekkürler...  29.06.2008 23:49
 

Ağlayınca... Elinize sağlık

Ayrıntıda gezinmek 
 18.05.2008 12:54
 

Sayın Erberk; Sizin gibi değerli bir edebiyat işçisinden (cüretimi bağışlayın) naçizane yazdığım, iç dökmesi niteliğinde ki blog yazıma yorum almak beni hakikaten onurlandırdı. Bu sayede sizin yazdıklarınızı okuma fırsatını da bulmuş olmak olmak beni ayrıca keyiflendirdi. İçinizde ki coşkunun hiç kaybolmamasını dilerim.

ElçiNSevgİ 
 02.07.2007 14:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 327
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1393
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Edebiyata ortaokul yıllarında şiirle merhaba dedim. O yıllarda şiirlerim ve yazılarım yöresel gezete..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster