Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
640
 

Serdar'ı Cihan

Serdar'ı Cihan
 

Başbakan Erdoğan, tatil yaparken “tebdili kıyafetle “Bodrum'da ki koyları denetlemeye çıkmış.(16.08 2013 Milliyet gazetesi.)

Dilerseniz haberi dikkatlice bir daha okuyun ve “tebdili kıyafetle” sözcüğü özerinde biraz düşünün!

Bu ifade, zihninizin taaa derinliğinden su yüzüne çıkacak ve geçmişle ilgili bazı çağrışımlar yapacaktır.

Erdoğan maskeli baloya gider gibi, kostümle kılık değiştirip “tebdili kıyafet” etmediyse; beşikteki çocuk bile onu tanımış, arkasından kızlar “Huggies”ini Oğlanlar İse”Huggies”ini kaşıyarak gülmüştür.

Yok, böyle bir şey!

Allah aşkına hangi çağda yaşıyoruz?

Gazeteye Manşet olan “tebdili kıyafet “ ifadesi bile Guardian Avrupa editörü Ian Traynor'un, “otokrasi “tezini güçlendiren maddi delil sayılmaz mı?

Sayılmaz diyenlere, küçük bir fıkra anlatalım da ister gülün geçin, isterseniz kıssadan hisse çıkartın.

Buyurun fıkrayı birlikte okuyalım!

Çok soğuk bir kışGünü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.

Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler.

Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış:
 

"Selamunaleykum ey pir'i fani..."

"Aleykumselam ey serdar'i cihan..."

Padişah sormuş:

"Altılarda ne yaptın?"

"Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..."

Padişah gene sormuş:

"Geceleri kalkmadın mı?"

"Kalktık... Lakin ellere yaradı..."

Padişah gülmüş:

"Bir kaz göndersem yolar mısın?"

"Hem de ciyaklatmadan..."

Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah başvezire dönmüş:

"Ne konuştuğumuzu anladın mı?"

"Hayır padişahım..."

Padişah sinirlenmiş:

"Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım."

Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmışadam hala orada çalışıyor.

"Ne konuştunuz siz padişahla..."

Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:

"Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz Altınsöyleyeyim."

Başvezir, yüz altın vermiş.

"Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu."

"Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi."

Vezir kafasını kaşımış.

"Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?..."

Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.

"Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kışgünü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı Ay yaz değil, altı ay da kışçalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim."

Vezir bir soru daha sormuş...

"Geceleri kalkmadın mı ne demek?"

Adam bir yüz altın daha almış.

"Çocukların yok mu diye sordu… Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..."

Vezir gene kafasını sallamış.

"Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..."

Adam gülmüş.

"Onu da sen bul..."

Ekran karşısına gelince, ellerine tutuşturulan mikrofona; demokrasi üfleyenlerin, fiiliyata gelince paçasından oligarşi losyonu  akmıyor mu? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 383
Toplam yorum
: 154
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 410
Kayıt tarihi
: 27.08.07
 
 

Karanlığın düşmanı Işık! Gecenin zifiri karanlığı, şafak sökerken yerini, ufukta yükselen Gün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster