Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
1147
 

Şeriata hizmet eden laiklik anlayışımız

Şeriata hizmet eden laiklik anlayışımız
 

Eğer Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ciddi ciddi bir şeriat özlemi içinde ise, büyük olasılıkla davetlere eşsiz çağrılmış olmasından ve dengeleri gözetme zorunluluğundan kendi resepsiyonunda eşine yer verememiş olmaktan dolayı en mutlu olan kişi olmuştur.

Çünkü bir şeriatçı için eşinin ortalık yerde görülmemesi ve yüzlerce yabancı erkeğin arasında yer almaması, başında türban takarak salınmasından daha tercih edilir bir şeydir herhalde.

Şeriatın ilk hedefi kadını toplum yaşamından soyutlamak ve onu kafeslere mahkûm etmektir. Bu nedenle Sayın Hayrünisa Gül’ü bürokratik hayatın dışında tutma ve ortalıkta görülmesine engel olma çabasının hangi ideolojiye hizmet ettiği ortada. Ve ne yazık ki, eğer ülkemiz şeriat düzenine bir adım daha yaklaşıyorsa, bunun nedeni ülkemizin çarpık laiklik anlayışının savunucularıdır.

Kanımca, eğer Hayrünisa Gül giyim tarzı ne olursa olsun, devletin başı konumundaki eşinin yanından yer alır ve o makamda kendine has sorumluluklar, misyonlar geliştirebilirse, kadın cinsi adına dışa açık ve toplum adına sorumluluk üstlenen bir rol üretir.

Bu ifademden yanlış bir anlam üretilmesin. Bu işlemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı adına bir ileri adım olduğunu iddia etmiyorum. Şu ana kadar son derece aktif cumhurbaşkanı eşi örnekleri sergilendi. Ancak Hayrünisa Gül’ün bu noktada özel bir konumu olduğu son derece açık. Çünkü devlet ve onun temsil makamlarında yer alanlar ile geniş tutucu toplum kesimleri arasındaki bağın çok güçlü olmadığı bir gerçek. Eğer bu bağ çok güçlü olsa idi, toplumdaki bayanların büyük kısmı cumhurbaşkanlarının eşini örnek almış olacağından, ülkemizde bir başörtüsü sorunu yaşanmayacaktı. Yani ne yazık ki, 80 yıl boyunca cumhurun bayan kısmı ile başkanlarının eşleri arasında bir paralelik kurulabilmiş değil. Bu paraleliğin kurulabilmesi açısından Hayrünisa Gül son derece avantajlı olduğu kesin ama bu avantajı ne yönde kullanacağı henüz meçhul. Eğer toplumun ürettiği gelenekler ve inancının öğretileri doğrultusunda hareket ederse, onun Çankaya’da bir harem dairesi inşa etmekten başka bir işlevi olmayacaktır ki, zannedersem onun için, bizim için ve ülkemiz için en kötü olasılık budur.

Oysaki Cumhuriyetin yarattığı gelenekler doğrultusunda eşinin yanında yer alan ve toplum önüne çıkmaktan çekinmeyen, kendi adına sosyal ve kültürel sorumluluk alanları belirleyen bir Hayrünisa Gül, bu ülkedeki İslam anlayışının şeriata evirilen bir türü olmadığının ispatı olacaktır. Bu ülkede herhangi bir konuda sorumluluk alan bir kadın örneği, araba sürme hakkı olmayan Suudi Arabistan'lı kadına dönüşmek istenilmediğinin işaretidir.

Ben şu anda, Hayrünisa Gül’ü geri planda kalmaya davet eden inancının öğretileri ile bizim garip laiklik ilkelerimiz arasında önemli bir fark göremiyorum. Neticede ikisi de Hayrünisa’yı toplumun önünde görünmekten alıkoymaya çalışıyor ve onu saha içinden tribüne davet ediyor. Eğer sayın Hayrünisa Gül inancının öğretilerine sadık birisi ise, kamuya ait herhangi bir alanda, eşinin iş ve temsil ortamında bulunmaması, bir erkekle tokalaşmaması, gülmemesi, kahkaha atmaması gerekir.

Basında şu ana kadar Hayrünisa Gül’ün işlevine dair bir izlenim edinmek mümkün olmadı. Kısaca bildiklerimiz karı koca Gül ailesinin henüz Çankaya’da konaklamadıkları, hala dışişlerinin konutunu kullandıkları ve köşkte bir dizi düzenleme çabasından sonra taşınacakları. Yani zannedersem şu sıralar Hayrünisa Gül’ün tek işlevi perde deseni seçmek ve yeni yatak örtüsü takımları beğenmek olmuştur. Elbette müstakbel kayınvalide adayı olmanın sorumluluklarını yerine getirme çabalarını da unutmayalım.

Cumhurbaşkanlığa ait web sitesinde konulan ve “fotoğrafın fon görüntüsü cami midir değil midir?” tartışmalarına yol açmaktan başka bir işe yaramayan değişiklikten hariç, onun Çankaya’daki varlığına dair bir şey hissetmedik. Açıkçası ben, eşi 30 Ağustos resepsiyonunda iken ya da yine eşi tarafından köşkte verilen iki resepsiyon esnasında o nerede idi, ne işle meşguldü ve o sıralar ne düşünüyordu merak ediyorum. Umarım, “fasulyenin neden bir türlü pişmediğini düşünmüyordur?”

Bence, kendisine çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin modern kadını olarak tanımlayan tüm bayanlar ve ülkenin tüm demokratları Hayrünisa Gül’ü kamu sahnesine davet etmeliyiz. Ve orada sergileyebileceği en aktif rolü ondan talep etmeli ve bu talepte ısrarcı olmalıyız. Çünkü bu ülkede esas tehlike bir Cumhurbaşkanı eşinin türban takması değil, eşinin yanında olmayan ve toplumsal yaşamdan kopan bir bayan profili çizmesidir. Ve emin olabilirsiniz ki bu talep, eğer gerçek bir şeriatçı ise en fazla Sayın Abdullah Gül’ü rahatsız edecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Bibliyofil, laiklik anlayışımızın şeriata hizmet etmesinden değil de, laikliğin belirsizliği bizzati içinde barındıran tanımsızlığı ve dini referans alan devlet tarzı ile doldurulabilmesini olasılıksal olarak mümkün kılan boşlukları da içinde barındırması itibarıyla dine hizmet ettiğinden rahatlıkla söz etmemiz mümkün. Nitekim, 84 yıllık cumhuriyet tarihimizde bugüne kadar gerçekleşmemiş ama gerçekleşebilir olması her zaman mümkün olan: "devletin üç tepe makamına dini esas ve referans alan yaşam tarzını benimsemiş kişilerin ve eşlerinin yerleşmesi" olasılığı, 22 temmuz seçimleriyle birlikte gerçekleştiyse eğer bu, laiklik demokrasi ve hukuk sistemimizin ilişkisel boşluklarının her türlü olasılıkla doldurulabileceğinin de en belirgin örneğidir... Saygılar

Yeşim E. Narter 
 10.09.2007 18:29
Cevap :
Merhaba Yeşim Hanım, öncelikle içinde diyanet işleri başkanlığı gibi dini idare etmeye çalışan ve elbette beceremeyen bir kurumun varlık gösterdiği, tüm din adamlarının maaşını her türlü vatandaşın vergisinden ödeyen ve din dersi adında sünni inançları eğitimini zorunlu kılan bir uygulamanın laiklikle bir alakası olmadığı kesindir bence. Bunlar olsa olsa teokrasiye dayalı rejimlerin uygulamalarıdır. Eğer bu ülkede laiklik devlet dini kurmak isteyenlerle din devleti kurmak isteyenlerin belirleyiciliği olmadan uygulanabilse idi, büyük olasılıkla devletin en üst üç noktası dini referans alan yönetici tarafından temsil edilmeyecekti. Ancak temsil edilse dahi bir risk oluşturması söz konusu olmayacaktı. Çünkü laik bir düzende dini inançlı insanların ülke yönetirken sınırları belirlenmiş olacaktı. Ancak şu an bir başbakan isterse diyanette görevli 70 bin memur sıfatlı imamı devletin en üst noktalarına bürokrat olarak atayabilir. Değerli katkınız için çok teşekkür ederim, saygılarımla,  12.09.2007 9:26
 

Bu bir yorum değil,kutlama mesajıdır... ............ Okurlarınıza değer vererek bir köşe yazısı kalitesinde verdiğiniz yanıtlar,ülkeme sahip çıkacak ,süper bir neslin geldiği inancıyla umutlarımın yeşermesine neden oldu... Elinize ,gönlünüze sağlık.Ailenizle de tüm yaşamınızın mutlu geçmesini dilerim. Sevgiler...saygılar... Mesut Selek...

Mesut Selek 
 10.09.2007 16:56
Cevap :
Sayın Mesut Selek, yorumunuzun yorum kategorisinden çıkıp, yazara onur verici bir katagoriye eriştiği kesin. Ben bana ulaşan her türlü yoruma saygı duyar ve kendi anlayışım, fikrim ve bilincim seviyesinde cevap vermeye çalışırım. Gariptir en çok da karşıt fikirli görüşlere yanıt vermek kolayıma gelir. Söyleyeceklerime yenisini eklemek, fikrimi ve tezlerimi zenginleştirmek heyecan verir bana. Ama destek ve fikir paylaşımlı yorumlara ise cevap vermekte zorlanırım, çünkü kendimi tekrar etmekten korkarım. Ama en zorlandığım yorum cevapları ise övgü ve iltifat dolu yorumlardır ki, sizin kutlama mesajı adını verdiğiniz bu yazı da o sınıfı giriyor. Elimden kuru bir teşekkür etmekten başka birşey gelmiyor. Ama bilesiniz ki, bu teşekkür kesinlikle yüreğime sunduğunuz heyecanı ve mutluluğu yeterince ifade etmiyor. Tüm iyi dileklerinizin ve gönül zerafetinizden dolayı bir kez daha teşekkür ederim, bilmukabele, hayat umarım sizin içinde gönlünüzden geçtiği gibi yaşanır,  10.09.2007 19:36
 

bu ülke seçime gitti? TBMM cumhurbaşkanı nı yeterli sürede seçemediği için. doğru mu? evet! Kimdi aday.. tek bir kişi.. aday damı sorun var.. biraz .. ama eşi.. ewet.. toplumun büyük bir kesimi isetemiyor.. partiler uzlaşamıyor veya sivil toplum örgütleir şu bu.. ama ne yazıkki aynı kişi cumhurbaşkanı oluyor.. hayırlı olsun.. vatana millete.. içime sindi mi? bir TC vatandaşı olarak! Hayır... hiç bir zaman terettüd etmeyeceğim bir konuda çok açık HAYIR.. diyeebildim.. belki bu topraklarda "azınlık"ta kaldık ama prb değil.. kurtuluş savaşınd ada pes etmedik.. şimdi de etmeyeceğiz.. istrelerse yemen e sürsünler (zatti c başkanını beğenmeyenelri vatandaşlıktan kovan biri de var..) bu vatan bizim.. ülkeyi karanlığa sürükleeyen iç ve dış emeller ilk hamlelerini yapıyor ve yapmış bile.. benim hipnozlu vatandaşım henüz gerçekleri göremiyor.. çok arayacağız bu günleri çoook.. bitmedi sivil anayasamız bir çıksın da:) 22 temmuzdan sonra yaptığım ilk siyasi yorumdur.. kendime söz vermiştim ama.:(

SERHAT ARSLAN 
 10.09.2007 15:42
Cevap :
Sayın Serhat Arslan, öncelikle bu ülkenin neden seçime gittiği konusunda uyuşamıyoruz. Çünkü bu ülke seçime cumhurbaşkanını yeterli sürede seçemediği için değil, cumhurbaşkanlığı sürecinde hukuku da ayaklar altına alan akıl almaz ayak oyunlarının sergilenmesi sonucunda gitti. Toplumun büyük çoğunluğunun istemediği bir cumhurbaşkanı tanımıda büyük olasılıkla yanlış, çünkü %46,6 oy almış bir partinin adayının toplumun çoğunluğu tarafından desteklenmediği düşünmek için demokrasi ile açıyı bayağı bir açmış olmak gerekir. Elbette bu %54'lük kesimi yok saymak anlamına gelmez elbette ama meşruiyeti olmayan bir cumhurbaşkanı seçildiğini de kimse iddia edemez. kabul etmmek herkesin hakkıdır. Bende çok memnun değilim ama en başta demokratım. Hukuka ve siyasete saygılıyım. Bu vatan hepimizin olduğu doğrudur ve bu hepimiz tanımının içine başörtülülerde girer Sorun zaten o insanlara vebalı gibi davranmamızdan çıkmıştır. Umarım daha demokrat bir muhalefet örgütleyebiliriz, katkı için teşekkürler,  12.09.2007 9:36
 

Bence insan bugüne kadar şikayetçi olduğu ülkeye first lady olursa sanırım ne yapacağını da biliyordur.Bence davete ve desteğe gerek yoktur.Hanımefendinin şahsıyla ilgili hiçbir sorunumuz yok umarım o bizi utandırır ama inanın sizin kadar iyimser değilim.

Eylül 
 10.09.2007 14:57
Cevap :
Sayın Eylül, aslında bu AİHM'ye açılan dava ile ilgili yine bu yazıya yorum yapan karanlıkta nokta rumuzlu arkadaşa da düşüncemi aktardım. Eğer bu dava açma işlemi tamamı ile Hayrünisa Gül'ün iradesi ile gerçekleşti ise bu bende onun adına olumlu bir bakış yaratır. Çünkü hak arayan ve hukuka güvene bir kişi olması benim için olumlu bir adımdır. Ama eğer onun adına başka birileri bu dava işini örgütledi ve o da bu işin piyonu oldu ise ancak onun adına üzülebilirim. Ben Çankaya'da hak ve hukuk kavramlarına güvenen bir Cumhurbaşkanı eşi olmasını tercih ederim. Türbanlı olduğu için, "nasıl olsa benim okumama izin vermiyorlar" deyip evine kapansa benim için daha kötü bir örnek olurdu. Elbette ki, cumhurbaşkanı eşinin türbansız olmasını tercih ederim ama olduğu takdirde de ona vebalı gibi davranmam ve kişisel tercihi olarak görür ve saygı duyarım. Türbanın onu toplumdan ve yaşamdan soyutlama olasılığına ve bunun tüm kadınlara örnek olmasına karşıda direnirim, katkı için teşekkür ederim, sygl  10.09.2007 15:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1709
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster