Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '18

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
152
 

Sermaye ve Sosyoloji; Dün, Bugün, Yarın

Sermaye ve Sosyoloji; Dün, Bugün, Yarın
 

üretimde mekanikleşme


Dünya nüfus vakfının 2014 açıklamasına göre her saniye 2,6 insan doğuyor. Her saniye yeni gözler, tertemiz zihinler geliyor dünyaya. Her yeni gelen, biz insanlık için bir umut.Ama onlar tertemiz  bir şekilde aramıza gelirken, biz her saniye cinayetler işliyor, toplu katliamlar yapıyor, tecavüzler gerçekleştiriyor, insanlar ve hayvanlar üstünde acımasız deneyler yapıyoruz. Tertemiz zihnimizi kendimizi geliştirmek için aldığımız eğitimlerle donattığımızı düşünürken her geçen gün insanlığımızdan uzaklaşıyoruz.

İnsanoğlu var olduğundan itibaren sürekli bir gelişim içinde bulundu. İhtiyaçlar, kaynaklar ve kısıtlılıklar baz alınarak gelişim bu temeller üzerinde şekillendi. Avcılık evresinden, tarım evresine, hayvancılıktan sanayi devrimine kadar yüzyıllarca süren bir birikim var. Var olduğumuz andan itibaren başlattığımız ve her tür gibi yok oluncaya kadar devam edeceğimiz bir süreç.

Duygusal ve fiziksel açıdan bir başkasına ihtiyaç duyan, yapımız gereği sosyalliğe ihtiyaç duyan canlılarız. Bizler dünya üzerinde var olduğumuz ilk andan beri birbirimizi tamamlayarak ve geliştirerek hayatta kalabildik. Avcılık ve toplayıcılık evremizde gruplar halinde av gerçekleştirip, güvensiz ortama göre fiziksel yapımızı şekillendirdiğimiz gibi toplumsal yapımızı da şekillendirdik. O dönemler de duyularımız ve sezgilerimiz doğal ortamda nasıl şu an ki halimizden daha keskin bir haldeyse, sosyal yapımız da birbirine daha bağımlı bir haldeydi. Toplulukta ki her bireyin bir görevi bulunuyordu, avcılık ve toplayıcılık sistemi cinsiyet temeli üzerinde şekillenerek görev dağılımı yapılmaktaydı. İnsanlığın sermaye algısı o gün yaptığı avın veya toplayıcılığının sonuçları üzerinde şekilleniyordu.

İnsan oğlu o dönemlerde dahi eğitime önem verdi. Avcılık, toplayıcılık eğitimi, doğa eğitimi bir yana bildiğimiz antik Yunan felsefecilerinden önce insanlık hayatı sorgulamaya başladı. Karanlık dönem dediğimiz bu dönemlerde insanlar üretmeyi, madenlerin varlığını öğrendi. Üretim yapabilmek istifçiliğe, insanlar arasında takasa neden olduğu gibi güçlünün güçsüz üzerinde ki etkisinin daha da vahşi bir şekilde vücut bulmasına da olanak sağladı. Gündelik basit yaşamlar karmaşıklaştıkça zihinlerimizde karmaşıklığa kurban gitti. Önce doğayı hiçe saydık sonra hayvanları sonra tüm canları. Her koyun kendi bacağından asılır sözü önce ağzımıza yapıştı sonra zihnimizin derinliklerine kazındı. Oysa sürüsünden ayrılan koyun ya yolunu kaybeder ya da av olur. Biz körlüğümüzle kendimizi av yaptığımız gibi çocuklarımızı torunlarımızı da bu yola sürükledik. Teknolojik gelişmeler hızlandıkça hayatımız kolaylaşacak düşüncesine kapıldık. Ancak her keşif bizi daha karmaşık bir hayat düzenine soktu. Her yeni buluş hayatımızı kolaylaştıracakken bizleri daha da zor hayat koşulları için de yaşamaya yönlendirdi. Ya da biz kolaylıkları hayatımızı zorlaştırmak için bir araç olarak kullandık. İnsanlık kölelik ve feodal sistemden, sanayi devrimine oradan şimdi bulunduğumuz kimine göre ismi uzay çağı olan bu dönemin için de özgürleştiğini düşündükçe daha da zincire vuruldu. Sermayeyle şekillenen hayatlar bencilliği, kıskançlığı ve hırsı ana dinamikleri haline getirdi.

Teknoloji, eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim gibi konulara paralel olarak nüfus, hastalık, bireyselleşme gelişti ve çeşitlendi. İlaç üretirken yeni hastalıklar ürettik, üretim yaparken sürekli artan emek sömürüsüne yöneldik. Emek gücü olan insanlar daha çok kazanmak için sermaye sahipleri de daha çok kar etmek için ailelerini unuttu. Dairelerine kapandı. Aynı mahallede, aynı sokakta olanlar değil aynı binada olanlar bile birbirini tanımaz oldu. Ellerimize aldığımız telefonlar hayatımız, sanal gerçeklik ise gerçek hayatımız oldu. Aynı evde ki aile fertleri birbirine yabancı oldu. Yeni nesle yön verecek olan anne babalar sosyal medya hesaplarına yön vermekten yeni neslin maruz kaldığı tehlikeleri umursamaz oldu. Sosyal medyada artan takipçiler gerçek hayatta hızla bireyselleşmeye neden oldu. İnsanlar yalan bir dünya da yaşıyor ve bu dünyanın getirdiği karmaşıklık için de depresyon, intihar, vertigo, kanser gibi hastalıklara maruz kalıyor. İş ve ev arasında mekik dokuyan insanoğlu iletişimini kopardığı çocukları evlendikten sonra yalnız bırakılıyor, huzurevlerinde ve kendi evlerinde yalnız, mutsuz şekilde hayata gözlerini yumuyor. Sosyalliği bıraktıkça, sanal alemde egosu şişirildikçe bireylerin insani duyguları kayboluyor ve sanal alemde gizlendikleri sahte kimlikler ardından tacizler, sapkınlıklarla yaşam hayat buluyor. Kitle iletişim araçlarından kirlenen zihniyle birlikte birleşen tüm bu etkenler insanları gerçek hayatta depresifliğe ittiği gibi çevreye zarar vermeye de itiyor. Kapitalizmin getirdiği tüketim alışkanlığı sonucunda sürekli doyumsuzluk yaşayan ve maddi sınırları dışında sahte yaşam süren insanlar, ulaşamadıkça bir eksiklik hissediyor. Sermaye sahipleri artan talebe emek gücünün durumunu düşünmeden ulaşıyor ve insanlar arasında ki uçurum hızla artıyor. Doğal ortamından kopan ve ruhsal buhrana sürüklenen insanlar iş yaşamında mutsuz, aile yaşamında sorunlu oluyor. Alternatifleri bağımlılıkta ya da tedavide arıyor, kimisi de intiharla bu gidişata son veriyor. Kıyamet ne zaman kopar bilinmez ama insanlık ipini boynuna doladı ve kendini boşluğa bırakmak üzere.

Sosyologlar, psikologlar, insan kaynakları departmanları, sosyal bilimler enstitüleri iş yerinde verim arttırma yollarını, psikolojik destek yöntemlerini, toplumsal bilinçlenme yollarını arıyor. Global firmalar emek yoğunluğunun az olduğu gelişmiş ülkeler de çalışma koşullarını yeniden düzenliyor ve insanları doğal ortamına sokuyor. Ferah, açık alanları, eğlence alanları, esnek çalışma koşullarını ve yüksek geliri sunan bu firmalar çalışanlarını da bireysel olarak yakından takip edilip desteklendiği gibi ailesi ve iş arkadaşlarıyla ilişkilerini de yakından takip edip destekliyor. Finlandiya gibi ülkelerde eğitim yeniden şekilleniyor. Elon Musk’ın kurduğu özel okul da çocuklar klasik kalıplarda eğitim görmeden düşünmeye analiz etmeye yönlendiriliyor kişilik özellikleri güçlendiriliyor. Birçok insan büyük şehirlerden kaçıyor, teknolojiyle bağını azaltıyor, organik tarıma ve doğaya yönleniyor. Devletler yeşil enerjiye geçiyor. Doğayı ve insanlıklarını tekrardan uyandırmaya çalışıyor. Bu yolu seçen insanlar, firmalar yoğunluk olarak gelişmiş ülkelerde bulunmaktalar. Gelişim evresini ve kazandıklarının yanında kaybettiklerini çok iyi analiz ediyorlar. Ancak dünyanın geri kalan kısmı hızla göz yaşı ve kan gölüne boğulup insanlığını kaybediyor. Özellikle de buna o gelişmiş ülkeler ve firmaları neden oluyor. Geçmişte üçüncü dünya ülkeleri nasıl ilaç ve askeri deneyler için kullanıldıysa şimdi de bir kısmın rahat yaşaması için yok ediliyor.

 Endüstri 4.0 ve yapay zeka günümüzde hızla gelişiyor. Yoğun emek karşılığında bakım maliyetleri dışında maliyetlerin yaşanmadığı karanlık fabrikalar çağının yaşanması artık an meselesi. Başta ülkemiz olmak üzere dünya da birçok ülke endüstri 4.0’a geçiş yapıyor. Yapay zekaya sahip robotlar gün geçtikçe hayatımız da daha çok yer ediniyor. Seri ve hata payı sıfıra yakın üretim, düşük maliyet ve en analitik işletme yönetiminin gerçekleşeceği günlerin temelleri atılalı çok oldu. Ancak bu kadar hızlı geçişe insanlık hazırlanamadı. Mavi yakanın yerini hızla dolduran yapay zeka robotlar beyaz yakanında yerini doldurmaktadır. İnsanlığa daha sorun olarak aksettirilmemiş olsa da mekanik üretimin getirdiği verimin cazibesi gelecekte herkesin başına dert olacak. Bir işçi yerine alınan robot günümüz aile yapısını baz alırsak dört kişinin ekonomik sıkıntı yaşamasına neden oluyor. Otomotiv üretiminde başta olmak üzere birçok alanda binlerce işçi yerine makineler çalışıyor. İktisadi açıdan muazzam bir durum olsa da bu gelecekte işsizliğe, toplumsal yıkımlara neden olacak. Gelişmiş ülkeler kişisel refah düzeyinin yüksek olması ve gelecek nesillerini yapay zeka eğitimleri ayrıca mekanik üretime uyumlaştırma süreçlerini başarıyla uygulamaları nedeniyle her ne kadar bu geçişe hazır olsalar da dünyanın birçok kesimini yoğun işsizlik ve toplumsal buhranın yaşanacağı günler bekliyor.

Tüm bu gelişmelerin en kötü yanıysa zaten insanlık değerlerini hızla kaybeden gelişmekte olan ülkelerin vatandaşları ve gelişmemiş ülkelerin vatandaşları büyük bir kaosa, kendi kıyımına hızla koşmakta.  

Gelecekte insanları bekleyen iki sonun olduğunu düşünüyorum. Ya insanlar önce açlık ve toplumsal kaos sonunda daha çok acı, kayıp verecek. Sonra her bir birey sisteme entegre olacak. Sanal gerçeklikte kontrol ettikleri robotlarla (sanal gerçeklikle kontrol edilen robotlar alanında birçok çalışma gerçekleştirilmektedir. Sanal gerçeklik alanına giren insanlarla kontrol edilen askeri robotlar başta olmak üzere birçok sektörde bu çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Nasa’nın gelecek planlarında dünyadan kontrol edilen robotlarla uzayda koloni inşası, maden ve keşif işlerinin gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir.) evlerinde bir makineye bağlı olarak robotlarını çalıştırarak geçinecekler. Dijital paraların, sanal hayatın asıl olduğu, gerçekte tek kalmış, sanal alemde istediğini yapan insanların olduğu sahte cennet hayatı bizi bekliyor olacak. Ya da insanlar teknolojiye köle olmayacak ve uyum sağlayacak. Kısıtlı kaynaklar mekanikleşmeyle en doğru şekilde değerlendirilecek, insanlar kodlama ve robot üretimi, yönetimi gibi konularda uzmanlaşarak yeni meslek dallarında iş kollarına girecek. Doğa, insan ve teknoloji yapay zeka sayesinde uyum içinde yaşayıp daha da gelişecek yada daha farklı günler bizi bekliyor.

Ekonomik anlamda bakarsak mekanik üretimin getirdiği maliyet avantajı, kısıtlılıkların iyi değerlendirilmesi, insan emeğinin getirdiği belirsiz iş gücünün yerine hesaplanabilir ve tahmin edilebilir iş gücünün olması elbette en mantıklı olanıdır. Aynı zaman da yapay zekanın gelişmesi ve insanlara yeni ufuklar açması asla yadsınacak, geri plana atılabilecek bir durum değildir. Bu nedenle bizler kendimize gelmeliyiz. Önce insanlığımızı kazanmalı hapsolduğumuz sanal hayattan kurtulmalıyız. Teknolojiye köle olmak yerine teknolojiyi bilen ve yönetenler olmalıyız. Sosyal medyada çevre edinmek yerine gerçek hayatta çevremizi genişletmeli başta ailemiz olmak üzere tanıdıklarımızla geçirdiğimiz her anın değerini bilmeliyiz. Okullarda verdiğimiz kalıplaşmış ve geçerliliğini yitirmiş eğitimleri bir kenara bırakmalıyız. Çocuklarımıza doğayı da teknolojiyi de hümanistliği de öğretmeliyiz. Unutmayalım ki bu günümüzü zehir eden bitkiler, hayvanlar veya başka varlıklar değil, biziz. Bu nedenle geleceğimizi kurtaracak olanlar da bizler olmalıyız. Bu gerçekliğe gözümüzü kapatıp geçirdiğimiz her gün çocuklarımızın omzuna yük olduğu gibi karanlıklara gömülmelerine de neden olacaktır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 205
Kayıt tarihi
: 20.04.17
 
 

Lisans dönemimde üç okul kulübünde aktif rol aldım. Bir kulüpte denetim kurulu üyeliğinde bulundu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster