Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '14

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
79
 

Servet Besceli

Servet Besceli
 

SERVET BESCELİ


On yaşında var mıydım?

Ayağımda kısa pantolon,

Elimde okul çantası

Karşıdan geliyor annem

En iyi mantosunu giymiş

Üzerinde kolonya, çiçek karışımı bir koku

Gülümsüyor

elindeki

yemeyip sakladığı çikolatayı bana veriyor

Dindar bir kadındı. Gösterişsizdi, kendi halindeydi. Çocuklarından bir bardak su istemeyecek kadar da kibar. Yani tipik bir Anadolu kadını. Adeta insanlara hizmet etmek için yaratılmış. Parayla pulla menfaatle hiç işi olmayan. Günde beş vakit namaz, ama dindarlığı onun iç dünyasında, kendiyle Allah arasında.

Az yemek yer, çok hareket ederdi. Bir bakarsın sabah erkenden, daha biz uyurken sessizce çıkıp bakkala ekmek almaya gitmiş. Geri dönüp kahvaltı hazırlamış bizi bekliyor. Ama sofraya bile eğreti oturur, küçük bir kenarı kırık bir tabaktan yemek yerdi. Babam o tabağı sonunda çöpe atana kadar.

Karakterleri bu kadar mı farklı olur babamla. Dışa dönük; eğlenceyi, hayattan zevk almayı seven bir adam. Nasıl olmuş da birbirlerini bulmuşlar? Evlenmişler, altı tane de çocuk dünyaya getirmişler.

Hayatımızın dönüm noktası bir kaplıcadan dönerken meydana gelen trafik kazasıdır. O kazada dünyalar güzeli kızkardeşim Necmiye 5 yaşında gitti. Emniyet kemerinin daha kullanılmadığı yıllar. Ablam Bediya ise İstanbulda Akıl hastanesinde vefat etti.

Ben yurt dışına yerleştikten sonra, yıllar boyu, (olmayan parasıyla) benim zekatımı verdi annem. Bana belli etmeden. Benim dini inançlarıma güvenmediği için, kendiliğimden böyle birşeyi yapmayacağımı düşündüğünden olsa gerek... Ona borcum var.

Son günlerinde ayağını kırmış yatağa düşmüştü.

Başucunda bekliyoruz: televizyon açık ve öyle bir geçer zamanki dizisi oynuyor. Hüzünlendi, gözleri doldu, işte böyle geçer zaman, işte geldi gitti zaman deyiverdi.

Hayatının sonuna geldiğinin farkındaydı. Zaman dolmuştu. Ama gitmek istemiyordu işte. Büyük bir ihtimalle cennette yeri de hazırdı. Ama bütün dindarlığına rağmen hayatı terketmeye razı değildi.

Cennetle hayat aynı şey değil elbette. Nereye kadar bir benzerlik var bilmiyorum, ama biz insanlara cennetle ilgili çok ayrıntı verilmedi ki:) Cennette neler yapar insan? Nasıl vakit geçirir? Orada namaz kılmak gerekir mi?

Annem için hayat: komşuları ve akrabalarıyla hoş sohbet. Pastaneden kete, bakkaldan şeker, ekmek almak. Semt pazarından sebze, akşam eve geldiğinde nefis yaprak sarmaları yapmak.

İhtiyacı olan birilerine yardım etmek. Örgü örmek. Çantasını, bavulunu karıştırmak. Dua etmek. Sevdiği filmlerden birini seyretmek. Belki arada en iyi elbiselerini giyip kolonyalar sürünerek güne gitmek. Cennette de bunları yapabilecek mi?

Hayatın içindeydi, kıpır kıpırdı ve yaşamayı seviyordu. O yüzden ölümü hiç sevmedi.

Kızıyorum bu düzene. Ölümler, bir de hastalıklar... Annelere bir ayrıcalık tanınmalı.

Hiç olmazsa, çocukları bu dünyadan gidene kadar, anneler onların başucunda olmalı.

Ülkemizin bütün annelerine selam olsun.

A. Besceli

3 Şubat 2014 İngiltere

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 928
Kayıt tarihi
: 09.08.08
 
 

İngiltere'de Sheffield kentinde yaşıyor ve tercüme işi yapıyorum. Kayseri'de doğdum. Ankara'da ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster