Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '12

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
158
 

Servet şöhret şehvet

Bir toplumda, doğru ve yanlışların öğrenilmesi, değer yargılarına ve yaşadıkları ortamın özelliklerine bağlı olarak aileden başlar, okulla gelişir ve yaşamın bir parçası olan deneyimlerle pekişir. Bu öğrenilenler ve deneyimler, kullanım alanlarına göre, güncelleşirler ya da o toplumun kültür hafızası denilen arşivinde saklanırlar.

Her birey, geldiği çevrenin ortak doğrularını ve yanlışlarını öğrenebildiği kadarıyla kendi bilgi bankasında saklar. Bu bilgi bankasındaki bilgileri kendi yetenekleri ve okulla başlayan öğrenme kapasitesiyle birleştirip olgunlaştırdıktan sonra kişilik hamuruna dönüştürür.

Kişilikleri oluşmamış bireyler, düşünme, sorgulama, yargılama ve karar verme yeteneklerini geliştirmediklerinden dolayı, “kişilik bozukluğu” da denilen, “kendi egolarını tatmin etme hastalığı”na kapılırlar.

Kişiliği oturmamış insan, hamurundan kaynaklan  bazı eksiklerinin kurbanı olur. Bazı kavramları ve olguları doğru kavrayıp doğru algılamadığı için, yorumlaması ve yaşama yansıtması da, o algılamayla paralellik gösterir.

Bu gibi insanlar, yaşamları boyunca “bir baltaya sap olmazsalar” bile kendilerini olduğundan farklı göstermek için, kılıktan kılığa girer, toplumda ve içinde bulundukları ortamda ilgi çekmek için olmadık taklalar atarlar.

Bu gibi insanların hayalleri de vardır, gece gördükleri rüyayı sabah gerçekmiş gibi algılarlar ve buna çevresini de inandırmak için kaç tane yalan varsa hepsini sıralarlar, sonunda kendileri inanırlar, çevresindekileri de inanmış görürler.

Bunların saplantıları da vardır, bu saplantıların başında SERVET gelir. Bunların ceplerinde üç kuruştan fazla bulundu mu,  kendilerini dünyadaki en “büyük kapitalistlerden biri” sanırlar. Onlarla boy ölçüşmeye kalkarlarken, geldikleri toplumu ve sınıfı da aşağılarlar, hor görürler, hatta onları sömürme yarışında en önde olurlar. O da yetmez ve doyurmaz onların egolarını, bir de asıl sermaye sahiplerine kafa tutarlar, onlarla rekabete girerler, bir zamanlar harçlık aldıkları dostlarına bile düşman olurlar...

İkinci saplantıları da ŞÖHRET’ tir.Kendilerini, reklama ve gösterişe o kadar inandırmışlardır ki, bir mahalle duyurusunda isimleri geçse, bunu ulusal bir gazetede çıkmış gibi gösterir ve onu çıkarları için kullanmaya kalkarlar...

Geçmişlerinin ve yaşadıklarının karanlık izlerini kapatabilmek için her türlü basın yayın araçlarını kullanmak isterler ve kullanırlarda...En güzel kullandıkları tanıtma araçları ise,  “fısıltı, diğer adıyla ayaklı gazete”lerdir... Yani damardan girmektir...

Üçüncü ve en tehlikeli saplantıları da ŞEHVET’ tir. Bu onlarda öyle bir saplantıdır ki, isteyip de yapamadıklarını, ağızlarının salyalarını akıtarak, çevresindekilere yapmış gibi anlatırlarken, yaptıklarını da, onlara onur kazandırıyormuşcasına ballandıra ballandıra ilgi çeksin diye anlatırlar. Üzerlerindekinamussuzluk, şerefsizlik ve onursuzluk gömleğinin içinde kendileri yokmuş gibi hareket ederler. Enyakınındakilere bile şehvetle bakmaktan ve onları elde etmekten utanmazlar. Bilerek ve düşünürek insanları kendilerine benzetmeye,  namus ve hasiyet yoksunu bir toplum (ya da bir çevre)  yaratarak, kendilerine rahat bir ortam hazırlarlar...

Sonuç olarak, bu üç olguya ilgi gösteren ve yenik düşen bireylerin yaşamları incelendiğinde, egolarını tatmin edemeyen, yaşamları boyunca hiç bir işe yaramayan, onur ve ahlak yoksunu, kişilikleri gelişmemiş, bir adım ileri iki adım geri gittiklerinin bile farkına varamayan zavallıları görürüz...

Dileğimiz, insanlarımızın kendilerini “çağdaş dünya ölçülerinde geliştirmeleri”, kişiliklerini oturtarak “birey”haline gelmeleri ve onurlu bir toplum üyesi olarak saygı kazanmalarıdır. Kimliklerini ve geçmişlerini unutmadan, servet, şöhret ve şehvet duygularının peşinde koşmadan, onlara yenik düşmeden, örnek alınması gereken birer lider olmalarıdır...

Ne diyelim, tanrı hepimizi servet, şöhret, şehvet hevesinden ve buna yenik düşenlerden korusun...

 İsmail Özşahin 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 247
Kayıt tarihi
: 05.01.12
 
 

Eğitimci Egitim Yüksek Okulu Nigde / Egitim Yüksek Enstitüsü / Sailer Institut Köln C..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster