Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
60
 

Servetin Ne Renk?

Kaz Dağları'na altın madeniydi, Şirince'ye mermer ocaklarıydı derken ülke toprağı hallaç pamuğu gibi atılıp, cânım ağaçlar kökünden kesiliyor. 
Sayelerinde, çiftleşme zamanı gelmiş kelaynak kuşunun tepesi kadar çıplak tepelere, Afrika'nın kuzeyi kadar çorak arazilere, Çernobil kadar zehir saçan tesislere, ayak dahi basılmaması gereken yerde yatıp yuvarlanmak için yapılan umumî bahçelere mahkûm ediliyoruz millet olarak.
İklimimiz bozuluyor, yiyeceğimiz bozuluyor, içeceğimiz bozuluyor, soluduğumuz hava bozuluyor, boğuluyoruz, ölüyoruz, ölmesek de sürünüyoruz. 
Da, kimin umurunda!
 
Ağaç mı, altın mı?
Çanakkale'nin Kaz Dağları bölgesindeki Kirazlı köyünde işletilecek olan altın madenini işletecek Kanadalı şirket kendi ülkesindeki ağaçları da böyle acımasızca kesiyor mu acaba? Ki resmi kaynaklara göre 14 bin civarında ağacın, ancak ÇED raporuna göre 45 bin ağacın kesimi için izin alınan bölgede, çevre örgütleri 195 bin civarında ağaç kesildiğini açıkladı.
 
Hangisi doğru?
Gazetelerde okuduğuma göre, Tarım ve Orman Bakanlığı, Kazdağları ile ilgili iddialara, sosyal medya hesaplarından yanıt verdi. Maden sahasının Kazdağlarında değil Kazdağlarına 40 kilometre uzaklıkta olduğu belirtilen açıklamada, kesilen ağaç sayısının da iddia edildiği gibi 195 bin değil 13 bin olduğu kaydedildi. ‘Ormanlar yok ediliyor’ iddialarının doğru olmadığı, ‘Maden Sahaları Rehabilitasyon Eylem Planı’yla tüm sahanın yeniden ağaçlandırılarak eski haline kavuşturulacağı kaydedildi.
 
Maden şirketi 14 bin ağaç dikmiş!
Öte yandan, maden sahasında çalışmayı yürüten şirket, henüz ağaç kesimine başlamadan önce bölgede ağaçlandırma çalışması yaptığını, oluşturulan 2 hatıra ormanında 14 bin fidan dikildiğini ve yine bölgede arı otu ekimiyle yöre ekonomisine de destek verildiğini açıkladı.
“Orman yok etmenin karşılığı ağaçlandırma değildir.” der Prof. Doğanay Tolunay.
 
195 binden devam edelim
İnsanın 195 bin ağaç kesebilmesi için o kadar ağacı kestiğine değecek bir şey bulması lazım, değil mi?
"Altın bulmuş işte daha ne?" diyeceksiniz.
Devasa bir afet anında sahip oldukları altınları gösterip afetten kurtulabilirler mi dersiniz?
Altını gören hortum onları teğet geçer, deprem evlerine uğramaz, fırtına üzerlerinde kopmaz, sel yatağını değiştirir, onlara ellemez mi?
Afet de nereden çıktı derseniz, 
E ağaçları kesiyorlar!
 
Altın ve Siyanür
Artvin Cerattepe'ye Bakar yazımda da bahsettiğim gibi altın siyanür ile aranmıyor, lakin altını işlemenin tek yolu da siyanür deniliyor. Ancak; olur da siyanür kabının dışına taşarsa, ondan sonrası tam bir felaket...
 
Kanada'da altın yok mu?
Altın çıkartacak şirketin ortaklarından olan Hollanda'yı anlayabilirim. Bırak madeni, doğru düzgün toprakları bile yok. Olan toprakların %32'sinde tarım yapılıyor, %40'ında çayır ve meralar ve %18’inde de ormanlar var. 
Peki ya Kanada'da madencilik ne durumda? Kendi ülkelerinde altın yok da mı dünyaya el atıp duruyorlar böyle? İşte bu soruların cevaplarını ararken "Kanada'da Madencilik" başlıklı bir yazı buldum. 
5 Kasım 2016 tarihli yazıda diyor ki:"Kanada ekonomisinin gelişiminde mineral ve mineral dışı kaynakların payı çok büyüktür. Prince Edward adası hariç olmak üzere ülkenin tüm eyalet ve bölgelerinde mineral kaynaklar bulunmakla beraber toplam madencilik faaliyetlerinin %90’lık kısmı British Columbia, Alberta, Saskatchewan, Ontario, Quebec ve Northwest bölgelerinde gerçekleştirilmektedir. Ülke genelinde 60’tan fazla farklı mineral ürün çıkartılan 884 adet maden ve ocak faaliyet göstermektedir. Kanada dünyanın en büyük potas ve uranyum üreticisi olmanın yanı sıra, nikel, çinko ve asbestte dünya ikincisidir. Ülke bunların yanı sıra bakır, kadmiyum, alüminyum, tuz, altın ve kobalt gibi çok sayıda mineralin en büyük üreticilerindendir."
Kendisinde olmayan bir madeni dünyanın neresinde olursa olsun bulur ve işler diyor kısacası.
 
Oyun işte
Çook eski günlerde oynadığım Age of Empires oyununda ben de öyleydim bak. Çok iyi anlıyorum kendilerini o yüzden. Ormanları kese kese madene ulaşıyordum. Sonra madenden kazandığım altın ile asker yapıp komşu ülkenin kralının peşine düşüyor, o ülkeyi ele geçirmeye çalışıyordum.
Ormanlar bitiyordu, tarlalar bitiyordu, madenler bitiyordu, askerlerin sayısı savaşı kazanmaya yetmiyordu, savaş bitmiyordu. Bazen kazanıyordum savaşı, bazen o kaleden o kaleye saklanan kralı elimden kaçırıyordum. 
Kazansam da kaybetsem de oyun her seferinde baştan başlıyordu. 
 
Kanada'da ağaç yok mu?
Artık modası geçmiş o oyunu bir kenara bırakıp bunu da sordum Google'a. "Kanada'nın %46'sı ormanlardan oluşur. Sekiz bitki bölgesine sahiptir. Ladin, Balsam, Çam, Köknar, Sedir, ve İsfendan gibi yoğunlukta ağaç türlerine sahip olup, Kanada bayrağında İsfendan ağacı yer almaktadır." dedi bana kısaca.
Hımmm, kendi bayraklarında bile ağaç var ama çıkartacakları altın için senin benim ağacımı kesmekte bir sakınca görmüyorlar demek dedim. Demek ağacın kıymetini biliyorlar dedim.
Burada kesilen bir ağacın sadece bizim iklimimize değil, dünya iklimine de zararı olacağını bilmiyor olamazlar o zaman. 
"Çıkarttığım altının bir kısmı ile kendi ülkemi koruma altına alırım!" diyorlar belki de, ne bileyim. 
Hani afet anında "afetçibaşına" altınlarını gösterirler demiştim ya, işte öyle...
 
Bir yere kaçmak yok!
Yazılanlardan anladığımız üzere iş insanları her zaman "Mevzubahis 'çıkar' ise, gerisi teferruattır!" düsturunu benimsiyorlar.
Gözümüz yok, yatırım yapsınlar, istihdam sağlasınlar, Allah iş rastlığı versin, bol bol kazansınlar. 
Ancak yedikleri kaba s..masınlar. Dünyanın geleceği ile oynayıp durmasınlar. 
Kendileri Mars'ta yaşamayı kafaya koymuş olabilirler ancak biz burada kalıcıyız. Bizi cehennemin ortasında bırakıp kaçmasınlar.
 
Beton Kafalar
Yeşili ve kahverengiyi köylülük, eziklik, sefillik olarak gören, grilerde yaşamayı medeniyet sayan aklın işi hep bunlar. Şehirciliği bilmeyen, şehirleşmeyi betonlaşma olarak anlayan beton kafaların işi. 
Ayakları toprağa değsin istemiyorlar besbelli. Toprak ve çamur onlara eski "fakir" günlerini hatırlatıyor ihtimal.
Her tarafı pırıl pırıl beton yapmakta buluyorlar çareyi. Yaprakları dökülüp etrafı kirletmesinler diye ağaçları da kesiyorlar.
"Hah şimdi tertemiz, pırıl pırıl oldu işte!" diyerek seviniyorlar sonra da.
Çekirdek çitleye çitleye yürüyorlar beton meydanlarda. Çekirdek kabuklarından ibaret izler kalıyor arkalarında...
 
Dünya uyanıyor mu?
Haberi duymuşsunuzdur, geçenlerde Etiyopya'da 1 günde 350 milyon ağaç dikildi. Bu etkinlik, yaz boyunca ülke çapında 4 milyar ağaç dikmeyi hedefleyen Ulusal #YeşilMiras hareketinin bir parçasıymış ve ağaç dikimine kamu personellerinin de katılabilmesi için devlet daireleri gün boyunca kapatılmış.
The Guardian'ın haberine göre proje, kuraklık tehlikesi altındaki Etiyopya’da orman tahribinin neden olduğu iklim değişikliğinin kalıcı etkilerini önlemek amacıyla başlatılmış. Birleşmiş Milletler’in açıkladığına göre Etiyopya ormanları son yüzyılda yüzde 35 azalmış.
Etiyopya'dan önceki dünya rekoru bir günde 50 milyon ağaç dikmeyi başaran Hindistan'daymış.
 
Ya bizim ormanlarımız?
Yıllardır Türkiye çölleşiyor diye bağırıyor Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığ. Bereketli yeşil ve serin mavinin yerini, çorak sarılar ile soğuk griler alıyor.
Cumhurbaşkanımız da kızıyor aslında bu gidişata. "Deniz kenarlarını, orman alanlarını betona çevirme gayretinde olanlar var. Şu para var ya, nelere muktedir, bu kapitalizm nelere muktedir? Orman morman ne var ne yok kesiyor, atıyor, götürüyor. 'Oraya ben bir dikey mimari yapayım, malı götüreyim', yapılan iş bu. Yani doğa şöyle olmuş, böyle olmuş umurunda değil..." diyor. 
Kendi yazlıklarının ve dahi kışlıklarının nasıl yapıldığını bilmiyor besbelli. Ağaçlar için "Ekiyoruz-Dikiyoruz!" diyor. Diyor da; yapılan araştırmalara göre "Türkiye'de fidanlar artıyor, ancak ormanlar azalıyor. Hükümetin diktiği fidanlar ormana dönüşmüyor.".
Nasıldı o şarkı?
"Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana, dönmeli yurdumda.
Yuvadır kuşlara, örtüdür toprağa, can verir doğaya, ormanlar yurdumda."
 
Şşşş, sakın duymasınlar!
Okaliptüs ağaçları üzerinde araştırmalar yapan Avustralyalı bilim insanları, çevresindeki toprakta altın izine rastlanan ağaçların yaşayan dokusunun içinde altın bulunduğunu ortaya koydu. Discovery News’in haberine göre, X-Ray analizleri gerçekleştiren araştırmacılar, ağaçların canlı dokusu içinde 8 mikton kalınlığında altın tanecikleri bulunduğunu tespit etti. Bu kalınlık, insan saçının 10’da 1’ine denk geliyor. Analizler, düşük miktardaki altının ağaca zararlı olmadığını gösterirken, altının kökler tarafından çekildiğini ve yapraklara kadar ulaştığını ortaya koydu. Araştırmada yer alan coğrafya kimyacısı Melyvn Lintern, LiveScience sitesine yaptığı açıklamada, "Okaliptüs ağaçlarının 10 katlı bir binayla eşit bir mesafede yerin altından altın çekebildiğini öğrenmek bizi şaşırttı" dedi. 
Hemen sevinmeyin. Bir yüzük yapmak için gereken altını elde etmek için 500'den fazla ağaca ihtiyacınız olurmuş.
 
Öncesi - Sonrası
Biz yine ormanlarımıza dönelim. Akademisyen Serhat Kocasakal, Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda ormanların zaman içerisindeki yok oluşunu uydu görüntülerinden hazırladığı videolarla anlattı. Videolarda Samsun - Atakum, Ankara - ODTÜ Ormanları, İstanbul - Kuzey Ormanları, Ankara - Atatürk Orman Çiftliği, Bodrum - Muğla, Sakarya - Sapanca ve Trabzon - Karadeniz Otoyulu'nun önceki ve şimdiki görüntüleri var.
Siz de küçük bir arama ile Trabzon - Uzungöl, Konya - Mevlana Türbesi, İstanbul - Taksim Meydanı, Bursa - Kent Meydanı / Stadyum Meydanı gibi pek çok "yenilenen" mekânın görüntülerinin önceki ve şimdiki hallerine ulaşabilirsiniz. 
 
Madenleri İşlemeyelim mi?
Türkiye Maden Mühendisleri Odası der ki; "Madenler yer kabuğunda bulunan, çıkarıldıkları haliyle veya zenginleştirme işlemleri uygulanarak ekonomik değer kazanan doğal oluşumlardır. Madenleri diğer doğal kaynaklardan ayıran özellikleri, yenilenemez ve bulundukları yerde çıkarılmak zorunda oluşlarıdır. Madenlerin bu özellikleri de göz önünde tutularak, korunmalarından çok, ekonomik olarak işletilmeleri esası getirilmiştir. Orman alanları, su havzaları, flora ve fauna korunabilir ve geliştirilebilir. Bu gerçeklerden bakıldığında madenler yerinde bırakılması ve işletilmemesi durumunda ekonomiye katkı koyamayacağından bir doğal zenginlik unsuru olarak gösterilemez. Diğer yandan teknolojik gelişmelerle, bir çok malzemenin (hammadde) yerine ikame edilebilir malzemeler gündeme gelmekte, böylece zamanında ve ekonomik değer taşıdığı süreçte üretime alınamayan bir hammaddenin ikame malzemeler nedeniyle ekonomik değerini yitirmesi olasıdır. Bu durum, yer altı kaynaklarının ekonomiklik sürecinde hemen üretilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkelerin iktisadi tarihi incelendiğinde madenler ve madenciliğin kalkınmaya çok önemli katkısı açıkça görülmektedir."
Sahip olduğumuz madeni değer kaybetmeden, zamanında işleyelim tamam da, az evvel dediğim gibi, işlerken dünyanın diğer hazinelerine zarar vermeyelim...
 
Düşün Dünya Düşün
Yüzyıllardır düşünmeden işler yapıyorsun, geldiğin nokta ortada.
Servetim ne renk diye sor kendine önce.
Yeşil Miras mı bırakacaksın evlatlarına yoksa Sarı Miras mı? 
Çok ama çok iyi düşün...
 
2 Ağustos 2019 / C.E.Y.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 299
Toplam yorum
: 77
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 267
Kayıt tarihi
: 22.03.16
 
 

Bursa / Karacabey Lisesi / 1979 ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster