Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
19
 

sesin inanılmaz gücü

Sesin İnanlımaz Gücü -1-

Yazan:Uçar Demirkan

Başlangıçta derin ve koyu bir sessizlik ve mutlak zaman vardı. Burada sözü  edilen mutlak zaman, Einstein’ın  ünlü formülünü bulduğunda “Ohh my got”-aman tanrım-diye bağırdığı zamandır. Einstein’ın tanrı  dediği  zamandır.

Bu mutlak zaman öncesizdir ve sonrasızdır. Yaratılmamıştır ve yok edilemez. Erişilemezdir ve idrak de edilemez. Her şey ondan gelir ve ona döner. Tekdir ve benzeri olamaz.

Mutlak zaman kendi üzerine çöktü ve büyük bir patlama oldu. Sonraları,bu büyük patlamaya “Big Bang” denildi. Big Bang bağıl zamanın başlangıcı oldu. Bu patlamanın yaklaşık 14,5 milyar yıl önce olduğuna dair varsayıma dayalı hesaplamalar yapılmaktadır.

Zamanın büzülmesi ve kendi üzerine çökmesi sırasında sessizliğe ve karanlığa aklın alamayacağı büyüklükte bir enerji dağılması oldu. Böylece, tüm varlıkların temelini oluşturan enerji ortaya çıkmış oldu.

Bu sırada, büyük bir ses de oluştu. Devasa ses dalgaları patlama noktasından çevreye doğru dairesel devinimlerle yayılmağa başladı. Ses dalgaları karanlığı ve sessizliği kaplamaya başladı. Günümüzde halen uzayın durmaksızın-bu devasa ses dalgaları nedeniyle- genişlediği varsayılmakta ve uzayın sınırının olup olmadığı tartışılmaktadır.

Uzayın sınırı varsa, ses dalgaları oraya ulaşıp sınıra çarpıp geri dönecek midirler? O zaman ses dalgaları ile dönen ses dalgaları çarpışacak mıdı?. Böyle bir çarpışmanın etkisi ne olacaktır? Dinsel inanışlarda belirtilen Kıyamet  denilen olay bu mu olacaktır?

Diğer yandan, milyarlarca kilometre aralıklı(devasa frekanslı)ses dalgaları  mutlak zamanda yayılırken, enerji gruplaşmaları da bu  dairesel sicimin üzerinde oluşmağa başlamışlardır. Bunlardan devasa gökadalar ortaya çıkmıştır. Gökadalarda ise sayısız güneşler ve onların çevresinde sayısız gezegenler oluşmuştur. Bu dairesel sicim biçimindeki ses dalgaları üzerindeki gökadaları bu sicime ipliklerle bağlanmış balonlar gibi dizilmişlerdir. Her bir sicimin bir uzay olduğuna dair varsayımlar yapılmaktadır. Bu durumda, Big Bang’ten sonra zamanda sayısız uzaylar oluşmuştur. Bunlardan biri de bizim uzayımızdır.

Bazı bilimsel araştırmalar, uzayın genişleyerek büyümesini başlatan kozmik olayın sesini ortaya çıkarmışlardır. Yapılan çalışmalar sonucu; evrenin ilk 760 bin yılına ait ses simülasyonu (benzeti-öğrence)çıkarılmıştır. Simülasyon, bir sistemi tüm yönleri ile temsil edebilen bir model oluşturmadır. Ses dalgalarına dayalı uzay oluşumunun izleri bulunmuştur.

Evren, ilk dönemlerinde ses dalgalarını sürekli daha uzaklara yaymıştır. Evren genişledikçe soğuduğundan bu durum ses dalgalarının da giderek azalarak yayılmasına yol açmıştır. Bir süre sonra bu ilk patlamadaki devasa ses dalgaları, kişioğullarının kulaklarının duyamayacağı frekansa-titreşime- inmiştir.

Yaklaşık  bir trilyon yıl sonra, uzaydaki sesleri hiçbir cihaz saptayamayacaktır.

Ses; katı, sıvı ve gaz  durumundaki varlıkların oluşturduğu  ortamlarda yayılabilen enerji türü olarak tanımlanmaktadır. Gerçekten de, hoparlörün sesini açınca önünde yanan mumun ışığının titreştiğini gözleriz. Keza, bir soprano aryayı tiz perdeden yüksek sesle söyleyince, opera binalarındaki tavana asılı avizelerin taşlarını şakırdatmaktadır.

Ses enerjisinin başka enerjilere dönüşebildiği ileri sürülmektedir.Ses enerjisi, devinim ve ısı enerjisine dönüşebilmektedir. Ayrıca, bazı ampullerdeki elektrik enerjisi el çırpmasından çıkan sesle ortaya çıkmakta(ampul yanmakta) ve bir el çırpmasında ise ampul kapanmaktadır. Bu durumda, ses enerjisi elektrik enerjisine de dönüşebilmektedir.

Sekiz enerji türü olduğu ileri sürülmektedir.Bunlar:

Potansiyel(duragan) enerji-kinetik(devinimsel)enerji-ısı enerjisi-ışık enerjisi-elektrik enerjisi-kimyasal(etkileşimler)enerjisi-nükleer enerji-ses enerjisidir.

Potansiyel  enerjinin ayrımına Yunan filozofları da varmışlardır ve bu enerjiye ruh-tin-demişlerdir. Bunun dışındaki enerji türleri ise fotonların-en küçük atom altı parçacıkların-evrenin ses dalgaları üzerindeki dönüşleri ve yörüngeler arasında sıçramalar  yapmaları sonucu, bizim onları algılama biçimimize göre adlandırılmaktadır.Temelde, enerji bir tektir. Bizler onu, değişik adlarla algılamaktayızdır.

Enerji varlıklarda duragan olarak bulunmakta ve koşullar gerektirdiğinde diğer yedi enerji türünün ortaya çıkması olanaklı olmaktadır. Havada duragan enerji vardır. Bu duragan enerji,gerekli koşullar oluştuğunda ses(gök gürlemesi), ışık(şimşek çakması) ve elektrik(yıldırım düşmesi)  enerjileri olarak ortaya çıkmaktadır. Sudaki duragan enerji barajlarda kinetik enerji ve  sonra elektrik enerjisi olarak ortaya çıkmaktadır. Tsunami dalgalarında da kinetik enerji oluşmaktadır.

Hiçbir enerji yok olmamaktadır. Bizim algılamalarımızdaki değişikliklere göre başka bir enerjiye dönüşmektedir. Diğer yandan; evrendeki toplam enerji miktarı da hiç artmamakta ya da eksilmemektedir. Ünlü Lavoisier  yasasına göre”hiçbir şey yoktan var olmamakta ve var olan bir şey de yok olmamakta”dır. Bu yasa, enerji için de geçerli olmak gerekir.

Canlıların çevreleriyle sürekli madde ve enerji alışverişi yaptıkları ve varlıklarında enerji dönüşümlerini gerçekleştirdikleri varsayılmaktadır.

Gerçekte,madde ve enerji diye iki ayrı olgu yoktur. Madde, bir enerji yumağından, topağından başka bir şey değildir. Gerçekten de benim bedenim organlardan, organellerden oluşmaktadır. Bunlar ise hücrelerden, hücreler moleküllerden , moleküller atomlardan , atomlar ise atom altı parçacıklardan –kuarklardan- oluşmaktadır. Kuarklar ise Big Bang’te ortaya çıkmış enerji  yüklü parçacıklardır.

Kuantum kuramında da maddenin en küçük parçası “kuanta titreşimleri” olup bunlar da enerjidir.

Bu durumda benim bedenim bir enerji yumağından başka bir şey değildir. Bu nedenle, ruhbilimle uğraşanlar,  kişioğlunun çevresinde  bir ışık, bir hale-orora-olduğunu ileri sürmektediler. Buradan, benim ışın yaydığım anlaşılmaktadır. Bu da benim bir madde olmadığımı, bir enerji topağı olduğumu belirtmektedir.

Benim gibi, su, hava, taşlar, binalar, bitkiler, hayvanlar ve tüm varlıklar da birer enerji topağıdırlar. İçlerindeki potansiyel enerji koşullar oluştuğunda diğer yedi türden enerji olarak belirmektedir.

Dolayısıyla; Einstein’ın E=mc2 fomülü de anlamını yitirmektedir. Gerçekten de madde yoksa, tüm maddeler de birer enerji topağıysa o takdirde formülün anlamı enerji=enerji olmaktadır ki bu da bir  aynılığın  formüle edilmesidir.

Kuantum kuramına göre madde dediğimiz olgular, bizim onları algılamalarımız sonucunda ortaya çıkmaktadırlar. Yoksa, temelde hepsi enerjiden ve giderek foton yığınlarından başka bir şey değildirler. Diğer yandan, tüm enerjilerin-bu arada sesin-de foton yığınlarından başka bir şey olmadıklarını düşünmek de  normal olmaktadır.

Görüldüğü gibi ses enerjisi, Big Bang’le ortaya çıkmış ve sicim kuramına göre uzayları oluşturmuş    olup günümüzde de önemli roller oynamayı sürdürmektedir.

Ses; katı, sıvı ve gaz durumundaki maddelerin oluşturduğu ortamlarda yayılabilen bir enerji türüdür. Ses; atmosferde oluşan ve canlıların işitme organları  tarafından algılanabilen periyodik-biribirini izleyen-basınç değişimleridir.

Sesin bir enerji türü olduğunun kanıtı; yanardağların patlamaları, göklerin gürlemeleri, depremlerde n önce ya da sırasında duyulan sesler , iç organlarımızda  ortaya çıkan sesler olmaktadır.

İç kulakta ses , elektriksel enerji ye dönüştürülür. Beyne sinirlerce  ulaştırıldığında, kimyasal enerjiye dönüşür ve algılanır.

Ses gibi diğer duyularımız da enerji türleri olarak çalışırlar. Göz retinası ışığı elektriksel enerjiye döndürür, beyinde kimyasal anerjiye dönüşür. Kas-dokunma duyusu-kimyasal, mekanik  ve ısı  enerjilerini elektriksel enerjiye dönüştürüp beyne yollar  ve orada kimyasal enerjiye dönüşüp    algılanır. Dilde  ve burunda kimyasal enerji ortaya çıkar, elektriksel enerjiye dönüşüp  beyne gider ve orada kimyasal enerjiye  dönüşüp  algılanır. Görüldüğü gibi; duyu organlarımız çalışırken durmaksızın enerji yaratmakta ve dönüştürmekteyiz. 

Fizikte ses; hava, katı, sıvı  ya da gaz ortamlarda oluşan basit bir mekanik-devinimsel-düzensizliktir. Ses, bir maddedeki moleküllerin-ya da atom altı parçacıkların-titreşimleri sonucu ortaya çıkar. Örneğin, bir demir parçasına  çekiçle vurduğumuz zaman o maddenin içindeki molekülleri, atomları ya da atom altı parçacıkları titreştiriyoruz. Buradan, bir enerji –belki de birden çok enerji çünkü bu durumda demir aynı zamanda ısınır da-ortaya çıkıyor. Buna ses diyoruz.

Sesin yayılması için maddesel ortama gereksinim vardır. Her enerji gibi ses de  dalga durumunda yayılır. Bu nedenle boşlukta(havasız ortamda)sesin yayılmadığı ileri sürülmektedir. Oysa, boşluk diye bir şey yoktur. Her yerde, uzayda, gezegenler arasında, galaksiler arasında atom altı parçacıklar vardır ve durmadan dolaşmaktadır. O nedenle, ses dalgaları boşluk dediğimiz uzayda da dalgalar halinde yayılmaktadır. Ancak, bizim kulak yapımız-belki de geliştirdiğimiz ses aygıtlarımız- bu ses dalgalarını algılayamamaktadır.

Ses, dalgalar halinde yayılır. Her enerjinin temelinde bulunan fotonlar-en küçük atom altı parçacıklar-ses enerjisi için de geçerlidir. Dolayısıyla, ses de tanecikler olarak yayılır. Tanecikler ne denli  sık ise ses de o denli hızlı yayılmaktadır.

Ses katıdan sıvıya, sıvıdan gaza geçerken azalır. Ayrıca, dış etkenler de(yeller,gece-gündüz farkı,sıcaklık değişiklikleri ) sesin hızı üzerinde etkili olur. Ses dalgaları; katılarda 5000m/s, sularda 1453m/s ve havada 340m/s hızla yayılmaktadır.

Frekans  ya da titreşim sayısı; bir olayın birim zaman içinde(örneğin bir saniyede)kaç kez yinelendiğini gösteren sayıdır. Ses frekansı(Hz)Hertz olarak belirtilmektedir. İki yinelenme arasında geçen süreye period denilmektedir.

Bazı varlıkların algılayabildiği seslerin frekansı şöyledir:

Kişioğulları:20-20.000 Hz

Mavi balina:2-20 Hz

Katil balina:0,5-125.000 Hz

Fil.1-20.000Hz

Güvercin:0,1 Hz

Yarasa:2.000-110.000 Hz

Seslere duyarlılık açısından en iyi durumda olan varlık katil balinalar olmaktadır. Yarasalar da seslere duyarlılık açısından biz kişioğullarından daha yetenekli görünmektedirler.

Her ses fotonların titreşiminden ,deviniminden oluşur.S esin bazı özellikleri vardır.

Sesin şiddeti vardır. Sesin şiddeti, titreşimlerin büyüklüğüne  ve sesi algılayanın ses kaynağına uzaklığına bağlıdır.

Sesin yüksekliği; saniyedeki titreşim sayısıdır. Titreşim sayısı çoksa ses tiz perdeden oluşur.

Sesin tonu: titreşen maddenin türüne göre  ses ayrı şiddet ve ayrı yüksekliktedir. Buna, seslerin değişikliği denilir.

Ses oluşturan her madde, sesin kaynağıdır.

Gerçekte; bir ses çıkardığımızda , fotonlar devinmeğe başladığından doğuşkanları aracılığıyla biriıbirine bağlanmış ultrasonik dalgalar, radyo dalgaları, röntgen ışınları, kızıl ötesi ışınları, ışık, gamma ışınlarını çıkartmış olmaktayız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 131
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 192
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster