Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '10

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
2556
 

Sessiz Konser

Sessiz Konser
 

Konserlerde yeni bir akım başladı;
“Sessiz Konser”
20 Eylül’de Babylon’da konser vermek için İstanbul’a gelen Tindersticks grubu, konser sırasında aşırı gürültüden rahatsız olup konseri yarıda bırakmakla tehdit etmiş. Gazeteye manşet olan tabiriyle “Susun da çalalım!!!” demişler.
Bu olaydan sonra Babylon bundan böyle bazı konserlerinin “sessiz konser” olacağını duyurmuş.

Tindersticks çok sevdiğim bir İngiliz gruptur. Keman, gitar, piyano, klavye, bateri ve muhteşem bir vokale (Stuart Staples) sahiptir. Gerçek Tindersticks dinleyicisi her enstrümanı ve vokalin naif sesini tamamen duyumsamak için büyük bir ihtimalle olabilecek en düşük seviyede, en azından Stuart Staples’in sesini bastırmayacak seviyede(!) eşlik etmiştir. Tindersticks de aynı şekilde mekândaki gürültüyü bastırmak için kendi ses düzeylerini yükseltmek istememişlerdir. Ama bazı konuşkan ve sesine çok güvenen konser izleyicilerinin oluşturduğu uğultu ve hatta gürültü sonucunda bu olay yaşanmıştır.
–miştir, -mıştır tarzında tahmin ve anlamaya çalışan cümleler kuruyorum. Çünkü maalesef o konsere gidemedim. Sadece gazetede haber olarak okudum. Ve tamamen bu düşünceler içerisinde Tindersticks’e ve Babylon’a hak verdim.

Yıllar önce bir konserde tehdit vâri olmasa da Bülent Ortaçgil aynı uyarıyı yapmıştı. Ne zaman dara düşsem sesiyle beni sakinleştiren Bülent Ortaçgil, benim için sevgi ve şefkat demekti. Ama o konserde karşısında korkudan muma dönmüştük. Eşlik edelim mi yoksa sadece susup, uslu uslu dinleyelim mi bilemedik. Ne yapacağımızı şaşırmış bir şekilde kalakaldık. İlkokulda “çiçek ol” komutu almış çocuk gibi sus pus olduk ve sadece sağa sola doğru yaylanarak müziğe bedenimizle eşlik ettik.
Bülent Ortaçgil’in ne demek istediğini çok sonra bir Cem Adrian Trio konserinde anladım. Sadece viola, akustik gitar ve Cem Adrian’ın sesi vardı enstrüman olarak. Ve önümüzdeki gençler ya da daha uygun bir kelime buldum “delikanlı”lar o muhteşem müziği muhabbetlerine “fon müziği” yapıyorlardı. Bazen kahkahaları konser salonundaki tüm sesi bastırıyordu. Aklıma vakti zamanında Bülent Ortaçgil’in bizi payladığı zaman geldi. Keşke Cem Adrian da o an aynısını yapsaydı diye içimden geçirdim.

Geçen hafta gazetede Tindersticks ile ilgili “Susun da çalalım!!!” haberini okuyunca nedir, ne değildir bu sessiz konser olayı diye Babylon’un resmi internet sitesine girdim ama konuyla ilgili bir haber bulamadım. Dolaştım durdum. Site içerisindeki sözlükte buldum aradığımı;

Sessizlik Politikası: Babylon’da bazı konserlerde geçerli olan, izleyiciyi müzisyene ve diğer izleyicilere saygılı olmaya davet eden bir uyarı ve uygulamadır. Bu uyarıyı dikkate almayanlar, Babylon görevlileri, müşteriler ve bazen de sahnedeki sanatçı tarafından ayrıca ikaz edilir. Babylon, gerekli gördüğü taktirde sessizlik politikasına uymayan izleyiciyi bilet iadesi yaparak dışarı davet eder. (http://www.babylon.com.tr/tr/babylon/sozluk/#s)


Güzel.
Pek çok müzik severi mutlu edecek bir karar bu.
Ancak burada anlaşılamayan bir şey var sanırım. Kimse bu kararı okuyup da yanlış anlamasın lütfen. “Müzisyene ve diğer izleyicilere saygılı olmak” tan bahsediliyor burada.
Kimse saygı duruşunda bir konser olsun demiyor.
Kimi zaman sessizlik gerektiren konserler olduğu gibi kimi zaman da eşlik edilmesi, eğlenilmesi gereken konserler vardır. Sadece konserine ve mekânına göre dozunu ayarlamak gerekir. Ki bazen bazı konserlerde de sessiz sessiz izlemek müzisyene yapılabilecek en büyük ayıptır belki de…

Dün akşam Ankara’da Yasmin Levi konseri vardı. Çok güçlü bir sesi olan bu şahsı muhterimi canlı canlı dinleyeceğimiz için çok heyecanlıydık ve konser de çok güzeldi.
Ancak…
Ancak…
İstanbul Babylon’dan dalga dalga yayılan “sessizlik politikası” Ankara’ya gelirken farklı bir boyuta geçmiş. Konserde periyodik aralıklarla birileri yüksek sesle “Şişşşt” sonra daha yüksek ve daha uzun “Şiişşşşşşşttttt” şeklinde tekrar tekrar uyarılarda bulundu.
Evet sesten biz de rahatsızız.
Evet “sessizlik politikası”nı biz de sonuna kadar destekliyoruz.
Ancak bu konser esnasında kimsenin iç huzurunu kaçıracak bir şekilde “Şişşşt”leyerek yapılan bir şey olmamalıdır.
O zaman ne yapılabilir?
Aynen Babylon’un yaptığı gibi bir bildiri yayınlanır ya da biletin üzerine not yazılır ve konser girişinde kibar bir hatırlatma yapılabilir. Ama asla ve asla konser esnasında “Şişşşt”lenilmez!
Bence müzisyenler de bu duruma şaşırmışlardır.
18 yaşından büyük yüzlerce kişinin olduğu bir konser salonunda birileri birilerini susturabilmek için onlardan daha yüksek bir sesle “şişşşt”liyor. Çok rahatsız edici bir durum.
Sessizlik politikasını yanlış anlayan bir grubun, her konserde aynı işkenceyi yapmayacağını umut etmek istiyorum.

Müzik benim için “Ses + Sessizlik = Kanatlarım” demek.
Ne zaman “ses”le
Ne zaman “sessizlikle” müziğe eşlik edeceğimi bilirim.
Lütfen kanatlarımı zedelemeyin!


Sözüm delikanlı kızlar ve oğlanlara; lütfen muhteşem müzisyenleri muhabbetlerinize fon müziği yapmak için konsere gelmeyin. Gidin güzel bir kafe bulun ya da bir bar, istediğiniz gibi konuşun, bağırın. Konseri gerçekten dinlemek için gelenlerin hakkını yemeyin. Müzisyenleri de kendinize meze yapmayın.

Sözüm sesine çok güvenip çok beğenenlere; lütfen evde, orada burada ya da açık hava konserlerinde bağıra bağıra istediğiniz kadar şarkı söyleyin ama kapalı mekân konserlerinde müzik ve vokalin sesini bastıracak derecede bağırmayın. Şarkı söylemeyin demiyorum tabiî ki. Sadece kapalı mekan konserlerinde müzisyenin sesini bastıracak kadar bağırmayın lütfen.

Sözüm organizatörlere ve mekân sahiplerine; lütfen bu tarz sessizlik gerektiren konserlerde, konser öncesi uyarılarda bulunun. Ama konser esnasında gerçekten konseri dinlemek için gelen kişileri de rahatsız edecek hareketlerde bulunmayın. 100 kişinin sığacağı bir mekâna 500 kişi alarak sessizlik beklemeyin. Ayrıca madem bizi bu kadar çok düşünüyorsunuz konserleri gerçek saatinde başlatın. Duyurulan konser saatinden iki saat sonra sahneye çıkan bir sanatçıya ne kadar saygı duyulabilir?

Sözüm “Şişşşt”çilere; periyodik aralıklarla Şişşşt’leyerek tüm rahatsız eden gruplardan çok daha fazla rahatsızlık veriyorsunuz. Lütfen ama lütfen şişşştlemekten vazgeçer misiniz? Gidin kütüphanede ya da ne bileyim hastanede şişşştleyin ama nolur konserde bizi germeyin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsanlığın trajedisi çocukluğunda başlıyor, okulda, cumhuriyet mitinglerinde, askeri darbelerde, sivil diktatörlüklerde ve hatta konserlerde devam ediyor. Çoğumuz çocukluğumuzu yaşayamadık, onun yerine saçma sapan öğretilerle "eğitildik" ve bir türlü insan olamıyoruz. Ben bazen belgesellerde yabani hayvanların yavrularına bakıp onlara imreniyorum. Hiç düşünüyor muyuz, insanın dünyada davranış bozukluğu gösteren tek canlı türü olduğunu? Üstelik bu sorun giderek büyüyor ve bilim dünyası bu büyük çelişkinin henüz farkında bile değil. Neden farkında değiller biliyor musunuz? Çünkü onlarda bizlerden çok da farklı insanlar değil. Ama ben hala en azından bilim dünyasının bir gün bütün sorunlarımızı bilimsel bir bakış açısıyla araştıracağını ve eğitimin, etik anlayışımızın, siyaset biçimimizin o araştırmaların sonuçlarına göre yeniden düzenleneceğini ümit ediyorum. Sanata gelince, ben sanat düşmanı değilim, sanatsever düşmanıyım sadece. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 03.11.2010 10:36
Cevap :
Sorunun psikolojik değerlendirmesi olmuş. Haklısınız pekçok sorunumuzun kökeninde "insan" olduğumuz için bastırdığımız ya da bastırılmış ya da :) eğitilmiş olmamız yatıyor. Sanat düşmanı değil, sanatsever düşmanıyım demişsiniz ya; aklıma Can Yücel'in çok sevdiğim "sevgi duvarı" şiiri geldi. Şiirin bir yerinde Can Yücel kendine has tarzı/tavrıyla sanatseverlerle (ama tırnak içindeki sanatseverlerle) inceden dalga geçerek "sanat seviciler" der. Çok hoşuma gider bu tanımlaması. "sanat seviciler" e selamlar olsun :) Sevgi ve saygılar...  03.11.2010 23:26
 

Yazma hızınız konuşmanıza, konuşma hızınız düşünme hızınıza yetişmeyecek. Yazınızıda çok güzel ve yerinde belirlemelerde bulunmuşsunuz. Ortada bir sorun var, doğal olarak sanatçı - izleyici - düzenleyici (organizatör) - yer sahibi ayrı ayrı sorumluluğa sahip. Kimse kendi sorumluluğunu yerine getirmeden diğerini suçlamamalı. Selam ve saygılar.

Güz Özlemi 
 03.11.2010 9:31
Cevap :
Doğru söylemişsiniz; kimse kendi sorumluluğunu yerine getirmeden diğerini suçlamamalı. Katkınız ve güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgi ve saygılar...  03.11.2010 23:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 5739
Kayıt tarihi
: 06.09.06
 
 

Yılın en uzun gecesinde doğmuşum. Bu yüzden midir bilinmez ruhlarımızın özgür kaldığı geceleri se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster