Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
866
 

Sessizliğin içinden geçince...

Sessizliğin içinden geçince...
 

Bu bir adaptasyon sorunu. Evet. Uykudan uyanıklığa, geceden gündüze, rüyadan gerçeğe geçerken o karanlık arafta bir süre durup beklemem, ardımda bıraktığım gerçek olamayacak kadar tuhaf rüyalarla bezeli geceyi tartmam, önümde duran günü ölçüp biçmem gerekiyor. Ve böyle zamanlarda anlıyorum ki hız asla bana göre değil. Hele de sabahın ilk saatlerinde... Zamanı hep ama hep geriden, sakin adımlarla takip ettiğim için mi böylesine herşeye geç kalışım? Ah o yavaşlık ve kısa zamanlı sukünet halleri. Onlar olmadan dalamıyorum hayatın içine...

***
Sabah. Pencere önünde bir saksı gibi duruyorum. Dallarım kendine öyle ağır ki rüzgarda kıpırdamıyor bile. Öylece duruyor ve günün içine içine bakıyor. Güneş ve mavi bir gökyüzü. Kuşlar. Erik ağaçları. Hepsi dışarıda, öylece hayatla harman. Kendi sessizlikleri içinde ve güneş altında o koca tablonun içinde bir bütün olarak varlar. Tabloda bir yama olmak niyetinde değilim. Bunun için renklerimi, seslerimi o tablonun renklerine uydurmam gerekiyor. Oysa ben hala ayın gümüş ışıklarını, gecenin tatlı mahmur sessizliğini bir şal gibi üzerimde taşıyorum, ağır adımlarla yürüyüp o şalı hayatımın koridorunda, gecenin karanlığı yeniden gelinceye değin bırakmaya çalışıyorum.

***
Saksı gibi durmaktan vazgeçip incecik bir suya dönüyor ruhum. Ve her sabah yaptığı gibi hayatın içine küçük bir çatlaktan sızmaya çalışıyor. Böyle sessiz duruşlar, sonunda birden verilmiş kararlara ve günün içine balıklama dalmaya yol açıyor. Bu yüzden bu rahatlığım. Biliyorum ki; biraz daha bu pencere önünde kalırsam, o pencereden süzülüp gideceğim hayatın ortasına. Sadece hayattan azıcık izin istiyorum. Bir kaç dakika sadece. O bir kaç dakikada herhangi bir ses yollamasın bana. Bıraksın azıcık daha yüzeyim o sessizlik içinde, sessizliğin serin suları beni kendime getirsin de balık gibi dalayım hayatın içine.

***

Ama hayat bugün pek bir huysuz. O bir kaç dakikayı bana çok görüyor ve sokak boyu yankılanan bir sesle irkiliyorum. Sesin geldiği yönü bulmaya çalışırken karşıdaki evin üçüncü kat penceresinden görünmez bir el plastik bir sandalyeyi aşağıya atıyor. Bu sefer irkilmiyorum. Çünkü çıkacak sesi tahmin ediyorum. O el hiç durmadan aşağıya ne bulduysa atıyor. Kovalar, sandalyeler, kutular ne bulursa, eline ne geçerse. Bir şeye mi sinirlenip atıyor yoksa başka bir amacı mı var diye düşünüyorum. O sırada o görünmez el bir gırtlağa ve ses tellerine sahip olup sokağa doğru bağırıyor. "Buradaki eşyalar bitti. Hepsini attım aşağıya" Sabah saat yedi buçuk. Ve çılgın bir temizlik meraklısıyla güne başlıyorum. Ne denir böylesine? Pek çok şey denebilir elbet.

***

O sessizlik anlarından mahrum olduğum sabahlarda hayat bana kendi huysuzluğunu bulaştırıyor. Bozulan bir kaç dakikalık sessizliği tüm günüme yayıyor da yayıyorum. Tek kelimelik cevaplar, sessiz masa başı oturuşları, insanlardan, seslerden uzak duruşlar. Ve işin tuhafı en çok da böyle zamanlarda hayat o kara pençesini yollayıp sahip olduğum tüm sessizlikleri acımasızca yırtıyor. Telefonlar susmuyor. İnsanlar akıllarına ne gelirse anlatmaktan bıkmıyorlar. Bazı metodlarla geri püskürtmeye çalıştığım tüm gürültü artarak yüzüme çarpıyor da çarpıyor sanki.

***
İlgimi bir tek sessizlik çekiyor bugün. Sessiz zamanlarda yayılıyor, gürültü içinde bir nokta gibi yitiverip gidiyorum. Biri geliyor masamın önüne. Yüzünde "duyacaklarına hazır ol" ifadesi. Benimkinde de "inan bana hiç merak etmiyorum" ifadesi. O kendi aklındakilerle öyle meşgul ki yüzümü okuma zahmetine girmiyor. Elim çeneme gidiyor. Onu dinlerken yüzümün düşmemesi için elime şiddetle ihtiyaç duyuyorum. Başlıyor hevesle anlatmaya:

-Duydun mu bilmem kimin bilmem kimle ilişkisi varmış.

-Yani?

-Nasıl "yani" ayol? Adam evli şekerim.

-Yani?

-Ayol sağır mısın, ben mi anlatamıyorum? Adam karısını aldatıyor hem de o tipsizle.

-Yani?

- Öffff papağan gibi "yani yani yani". E pes vallahi ne geniş insansın. <ı>(Sağa sola bakınıyor başka birini bulup anlatma umuduyla. Ve bir kaç saniye içinde yeni bir kurban buluyor.) Aaa Neclaaa Neclaaa bekle kız bak sana ne anlatacağım.

***
"Yani" kelimesine sevgiyle sarılıyorum. İşte boş konuşmalar içinde boğulmamak için gerçek bir can simidi. Özenle cebime koyuyorum kelimemi. Daha çok ihtiyacım olacak ona biliyorum.

***
Kendimi beş dakikalığına bahçeye atıyorum sonra. O güzel ağacın altında bir kaç dakika kıpırdamadan sessizce duruyorum. Kendi iç sesim bile susuyor. Günden ve geceden, rüyadan ve gerçekten hepsinden tek tek soyunuyor ruhum. Sadelikler içinde yüzüyorum. O sadelikler ve yalnız ama yalnızca varoluş içinde arınıp yıkanıyorum. Ve ancak böyle dalabiliyorum hayatın içine.

***
Döndüğümde tüm sesler gürültü olarak değil ses olarak var artık. İnsan sesi, güne ve hayata dair konuşmalar, gülüşler, hapşıran ve öksüren insanlar, bebek ağlamaları, çocuk cıvıltıları, yüksek sesle konuşan o kadının şen kahkahalarını tek tek duyabiliyorum. Ve dünya bir gürültü yığını olmaktan çıkıp hayat dolu bir küre haline geliyor.

Ve bir kez daha anlıyorum ki; İnsan ancak sessizliğin içinden geçince, dünyanın tüm seslerini oldukları gibi duyabiliyor...

RESİM: http://crisvector.deviantart.com/art/Love-Song-27969699

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

''Yani!''Bilse bu yani kelimesinin altında yatan anlamı, belkide böyle gevezelik etmeye devam etmezdi.Aslında onu en sonunda, ''İyide bundan banane!'' gibi sert bir kroşeyle nakavt edebilirdin.Ben olsam yapardım :))

Sinefilozof 
 21.03.2008 15:43
Cevap :
Valla "iyi de bundan bana ne?" kadar uzun cümleye sabrım yoktu :) Onun için "Yani" dedim. Hem "yani"nin içinde bir sürü anlam vardı ammaaa o anladı mı? Hayır :) Son "yani"yi söyleyince biraz anlar gibi oldu sanki ama yine de emin değilim :)))  21.03.2008 16:04
 

Yazınıza değil yazınıza gelen bir yoruma ve sizin o yoruma verdiğiniz cevabadır benim yorumum. (Biraz karışık yazdım diye düşünsem de okuyanın siz olduğunu gözönüne alınca problem olmaz diye karar verdim) Ben, o yorumu yazan kişiye katılıyorum ancak "ben"i azaltmadan "biz"i çoğaltmanızı öneriyorum. :)) Çünkü sizin anlatımınızla "siz"i okumak çok keyifli. Bilmem anlatabildim mi? Lütfen bana "yani" diye cevap vermeyin. Sevgiler.

Nilgün Akad 
 19.03.2008 12:14
Cevap :
Sevgili Nilgün Hanım, O yorum üzerine çok düşündüm. Ve şimdi sizin söylediklerinizle birleştirince daha da oturdu düşüncelerim. Biz insanlar çoğu zaman dışa dönük yaşasak da bazen daha bir içimize bakıyor ve "ben" li cümleleri çok kuruyoruz. Ve bunun en fazla zararı kendimize aslında. Çünkü o "ben" etrafında döndükçe çemberin dışını göremez hale geliyoruz ve içine girdiğimiz kabuk kapanıveriyor. Size asla "yani" ile cevap vermem çünkü sözlerinize hiç yakışmaz o kelime... Sevgimle saygımla her zaman...  19.03.2008 13:07
 

Tam da anlattığın gibiyken ne iyi geldi yazın. Sevgilerimle canım Fulya'cığım...

Özlem Akaydın 
 19.03.2008 7:45
Cevap :
Demek sen de sessizliğin içinden geçiyordun? Sevgimle sana çok çok...  19.03.2008 8:43
 

Sevgili dostum; gerçekten gözlem ve aktarım konusunda çok iyi ve kalitelisin, Allah devamına erdirsin! Şimdi buraya bir "ammaaaa" iyi gider değil mi! :) Kankaaa! bu yazını eleştirdiğimi var say! okuyucun olarak hak sahibiyim, zira "aman aman çok süper olmuş hissiyat missiyat diyerek sana haksızlık etmek istemem, dostunum ve dahi dostumsun. yazılarının içinde biraz ötekiler olsun,kendini ordan oraya koşturup yorm a fazla, azıcıkta bizi sok satır aralarına, hep berikileşmesin , azıcıkta ötekileşsin yazın, kalabalıklaşaşlım kanka, İnsanın senin yazılarınında esas kız yada esas oğlan olası geliyor..:) Sevgim, saygım, hürmetim,muhabbetimle, bitanesin kanka ve hep olasın.

Yücel! 
 18.03.2008 20:44
Cevap :
Benim canım dostum senin her zaman, yazdıklarımı okuyan herkes gibi, eleştirme hakkın var. Bana "aman aman süper olmuş" demendense beni eleştirmen çok daha fazla mutlu eder beni. Çünkü inan kendimizi yaşarken kendimize, kelimelerimize objektif olamıyoruz. Ve söylediklerin konusunda çok çok haklısın. Bu yazıda fazla "ben" var. Çok teşekkür ederim uyarın için benim can dostum... Sevgimle sana her zaman...  18.03.2008 21:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1064
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster