Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '15

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
262
 

Sev ve değiştir hayatı

Sev ve değiştir hayatı
 

Yorgunluğun, ayak bileklerimi sızlattığı bir gün sonu daha...

Yatağım, yastığım karşıdan bana göz kırparken bu yazıyı yazmazsam sabaha unutulan her ayrıntısı için kendime kızacağım aklıma geldi.

Bende silkelenip kendime geldim, bir kahve koydum ve geçtim bilgisayar başına (02.34).

45 sanatçı..

23 sahne değişimi..

270'ten fazla kostüm..

3 boyutlu video tekniği ile gerçekçi ve etkileyici sahne tasarımı..

13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım..

8 ayda 154 oyun 400.000 seyirci..

Ve huzurlarınızda Shakespeare'in 420 yıl önceki hayali, bugünün hayal gücüyle, Romeo ve Juliet.

Aylar öncesinden aldığımız biletler için haftalardır gün sayarken o çarşamba geldi çattı geçti bitti gitti.

Müzikalin geleceğini ilk duyduğum anda kurduğum "üç boyutlu, ne kadar iyi olabilir ki" cümlesiyle soru sormadığım her halimden anlaşılıyordu.

Hayatımı avucunun içine alan ön yargılarım, istemsizce verdiğim ilk tepkiyle beni yine şaşırtmamıştı.

'Ön yargılara kukla olmuş hayat' size de çok yabancı gelmedi değil mi?

Şimdi aylar öncesinde kurduğum o cümlenin sonundaki noktayı kaldırıp 'en fazla bu kadar iyi olabilirmiş' diyorum.

Yeri geldiğinde o ana çakılı kaldığımız hissi uyandıran zamanın, bazen akıp gidebilen bir kavram olduğunu bir kez daha gördüm.

Saate iki bakışımın arasında iki saat geçmiş olması tam anlamıyla hipnotize olduğumun en büyük kanıtıydı.

Bir baktım Montesquieu'lerin evinde perdenin arkasına saklanmış biriydim çok geçmedi Capulet'lerin balkonundan bakıyordum.

Hele Romeo'nun can dostu,yol arkadaşı Mercutio'nun kavga sahnesinin ardından gelen ölümüyle oyunculuğun iç sözlüğümdeki tanımını değiştirdim.

Bir insan ölü taklidi yaparken en fazla bu kadar ölebilirdi.

Sesi, beden dili, hayran bırakan oyunculuğu, omzuna dökülen sarı kıvırcık saçları belki de kurduğu cümleler, hangisinden daha çok etkilendim bilemiyorum.

Bir de Juliet'in dadısı vardı ki...

Tiyatroya olan aşkımı dürtüp uyandıran, sesim güzel olsaydı ile başlayan keşkelerimin sebebiydi o tek başına sahnede devleşen kadın.

Aşkı da çaresizliği de iliklerime kadar hissettiğim, tadı damağımda, şarkıları kulağımda kalan bir geceydi.

Unutulmazlarımın hemen yanında bulunan iyikilerime hızlıca giriş yapan, koluna müziği takan bir geceydi.

Zaman zaman hayatta sevginin yürekte olamadığı gözde olduğu gerçeği suratıma sert rüzgarını üflese de adı aşk olduğunda her şeyin nasıl da renk değiştirdiğini fark ettim.

Hem ne demiş Romeo 'sev ve değiştir hayatı'.

Aşk adı verilmiş, koğuşlarının her biri kişiye özgülenmiş, hapishaneler size bir ömürlük özgürlük versin.

Çok sevin.

Sevilmekten daha güzel olduğunu fark edene dek sevin.

Bakmak sevmeyi uyandırır.

Kendi gözlerinizle bakın hayata.

Yaşayın.. Hayat samimiyet ve istektir.

Yaşayın.. Hayat mutluluk ve hakikattir.

Güzel bir gündü ve ben yaşadım.

https://www.youtube.com/watch?v=ITP9UzLSYIU

 

Not :Broadway'in efsanevi müzikali The Phantom of the Opera (Operadaki Hayalet) 08-26 Nisan 2015'te İstanbul'da. Orada görüşmek üzere.

 
Merve Ballı Acar bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 251
Kayıt tarihi
: 31.12.14
 
 

Her gece ikişer dakika arayla beş alarm kurup her sabah onları üç kez ertelerim. Uyanır u..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster