Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '12

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
13667
 

Seven erkek aldatabilir!

Seven erkek aldatabilir!
 

sacitaslan.com


Bir söz vardır. "Seven kadın aldatmaz" derler. Ama eşini seven erkek aldatır mı? Meslek yaşamım boyunca her türden insanlarla tanıştım. Bunların çoğu da iş adamlarıydı. Bu insanlar zaman zaman iş dışındaki özel yaşamlarını,  tam tabiriyle zamparalıklarını anlatmaktan zevk duyuyorlardı. Bu durum nedense erkeklerde övünç meselesi olarak ön plana çıkıyor. Bu tip erkeklerin en büyük avantajı ise kadınlara karşı maddi bakımdan cömert olmalarıydı. 

Peki bu adamlar eşlerini sevmiyorlar mıydı? Uzun yıllar süren evliliklerde zaman içersinde eşiniz sizin ayrılmaz bir parçanız oluyor. Tabii ki onun başına kötü bir şey gelmesini istemiyorsunuz. Yıllarca çocuklarınıza ve size karşı fedakarca davranmış, iyi ve kötü gününüzde yanınızda olmuş birini sevmez misiniz?  Normal şartlarda hiç bir koca böyle bir eş kaybetmek istemez. 
 
Gözlemlerime göre en çok ilgimi çeken neydi biliyor musunuz? Eğer bir iş adamının çalışma masasının üzerinde eşinin ve çocuklarının fotoğrafı varsa, o kişi kesinlikle eşini aldatıyordu. Hem de defalarca...Nereden mi biliyorum? Kendileri anlatıyorlardı da ondan...
 
Bu insanların hangi görüşe sahip oldukları hiç önemli değildi. Kendisinin dindar olduğunu söyleyen, eşini ve kızını kapatan ve ağzından Allah kelimesini eksik etmeyen biriyle yaptığım bir sohbet sırasında  kendisi bana aynen şunları söylemişti:
 
"Müdür bey ya...Bir gün Allah'ın emriyle seninle bir zamparalığa gidelim."
 
Zamparalık dediği de, yabancı kadınlarla para karşılığı girilen ilişkiydi. Bu söz karşısında kendisine "Sen beş vakit namaz kılıyorsun. Zina yapmak günah değil mi? dediğimde, bana cevabı aynen şöyle oldu.
 
"O iş başka, bu iş başka"
 
Bir gün yine bir iş adamıyla konuşuyorum. Bu iş adamlarının şöyle bir uygulamaları vardır. Mal varlıklarını hep karılarının üzerine yaparlar. İş konusunda herhangi bir icralık durum olduğunda kendi üstlerinde hiçbir gayrimenkul bulunmadığından, iflas etseler bile, mal varlıklarını korumak amacıyla bu yolu seçerlerdi. Tabii, 2002 yılından sonra mal birliği rejimi çıktıktan sonra mallarını kaçırmak için neler yapıyorlar? Bilmiyorum.
 
Neyse bu adam kendisine bir dost tutmuş. Dost dedim de, ikinci kadınlar için kişinin durumuna  göre değişik terimler kullanılır. Örneğin, kırsal kesimde "Kuma", orta kesimde "Dost", sosyete de "Metres", aydın kesimde ise "Sevgili" gibi. Dostuna da ayrı bir ev açmış. Evi dayayıp döşemiş. Yani ikinci bir eş, yani aynı anda yaşanılan ikinci bir hayat. Ama adamın gözü hâlâ dışarda. Bana aynen şöyle diyor. "Bazen bu da sıkıcı oluyor. Haftada birkaç kere de üvertür takılıyorum" Yani günü birlik, - artık para karşılığı mı yoksa, bulunduğu ortamda uygun kadınlar olduğundan mı, o kadarını sormadım -kadınlarla birlikte olduğunu anlatıyordu. 
 
Ama bir gün karısı adamın bir dostu olduğunu hâtta, dostunun evinin adresini bile öğrenmiş. Kadın, adamın dostunun evine gidiyor. Konuşmak istediğini söylüyor. Ama ikinci kadın çok pişkin. Adamın karısına "Biz bu evi kendi zevkimize göre döşedik" gibi söylemlerde bulunuyor. Kadın da "Öyle mi?" diyor ve akşam geldiğinde kocasının bavulunu kapının önüne koyuyor ve adamı eve almıyor. Zaten bütün mal varlığı kendi üzerinde. Adam günlerce karısının kapısında yatıyor. Ona kendisini ne kadar çok sevdiğini anlatıyor, ama nafile... Eeee, kendi düşen ağlamaz.
 
Yine bir adam vardı. O zamanın parasıyla trilyoner. Adam 63 yaşında ama haftada en az iki defa para karşılığı genç kadınlarla birlikte olurdu. Adamın eşini de tanıyorum. Dünya güzeli bir kadın. Bir kızları ve bir oğulları, hatta kızından bir de torunu vardı. Adamın zamparalık yaptığını karısı da biliyordu, ama pek umursamıyordu. Kadın kendisini çocuklarına ve torununa adamıştı. Ama Allah'ı var adam Ramazan'da çapkınlık yapmazdı. Peki "Ramazan ayında ne yapıyorsun" diye bir soru sormuştum. Bana verdiği cevap çok ilginçti.
 
"Ramazan ayında evdekiyle idare ediyorum."
 
O adam 3 yıl sonra vefat etmişti. Ama sanıyorum öldüğünde bile gözü hala çöplükteydi. 
 
Bende bu gerçek öykülerden o kadar çok var ki, hangisini anlatsam? Hele isim vererek anlatsam, o zaman magazin dünyası bile çalkalanır. Çünkü çoğu da tanınmış kişiler....
 
Yani kim ne derse desin, parası olan erkek, eşini sevse bile aldatıyor.
 
 Acı ama gerçek....
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Riskli bir konuda cesur, mizahi ve anılarla sarıp sarmalanan güzel bir yazı yazmışsınız yine değerli Erol bey. İlk bakışta çoğu okura her ne kadar 'radikal' görünecek olsa da; 'Evlilik', karşı cinsler arasındaki onlarca birliktelik modelinden sadece biri ama toplumun, dinlerin ve sistemin dayattığı bir model. Zaten kalıcılığı da önce tek tanrılı dinlerle, ardından da anamalcı sistemin geliştirip koruyarak kolladığı "mülkiyet" olgusu ile pekişmiş.'Borçlar Kanun"nda 10 yılı aşkın her türlü sözleşme "geçersiz" sayılırken 'Medeni Kanun'daki evlilik sözleşmesinin "ömür boyu birliktelik taahhütü" içermesi yaman bir çelişki! İnançlı ve açık uçlu bir birlikte biriktirme, geliş(tir)me ve(çocuk) büyütme modeli olarak tasarlanmış! Ama bu model gündelik hazların("Carpe Diem") egemenliğindeki günümüz koşullarında iyice çözülmeye yüz tutarak bir tür "kullan-at"(tüketim malları yaklaşım gibi) noktasına sürüklenmekte! Gelecek için sanki "süreli evlilik sözleşmeleri"ne geçilecek gibi. Dost selamlarımla

Ersin Kabaoglu 
 06.06.2012 17:24
Cevap :
Bu yazımın içerside özellikle kadınların kolayca kabul edemeyeceği gerçekler vardı Ersin bey. Zaten bayan yorumcularla, erkek yorumcu arkadaşların yazdıklarından bu fark anlaşılıyor. Bir tarihte her ikisi de evli olmalarına rağmen birlikte olan bir çift tanıyordum. İlişkilerini gayet rahat yaşıyorlardı, ve bu ilişkilerini yaşarken "Biz halkalı köle değiliz" vurgusunu yapıyorlardı. Tabii ülkemizde sosyal çevre böyle ilişkilere karşı her zaman soğuk bakmaktadır. Buna karşılık örneğin bir İsveç'de bu tip ilişkiler normal sayılmaktadır. Ülkemizde bir kesim bu tip ilişkileri serbestçe yaşarken, dinci kesim dediğimiz grup ise, dini nikâh adı altında çok eşliliklerini yaşamaktadır. Bir de yeni moda çıktı, o da yabancı kadınlara cariye gözüyle bakıp, onlarla evlilik dışı ilişkiler yaşayarak, cinsel yaşantılarını kitaba uydurmaktadırlar. Hukuksal ve sosyal açı ağırlıklı yorumunuz yazımı zenginleştirdi.Teşekkürler, saygılar, selamlar...  06.06.2012 18:45
 

[2]"Sevgi" sözcügü, insanlarin diline dolanmis. Önüne gelen/gelene, ufak bir duygusallikta veya agiz aliskanligi "seni seviyorum" diyebiliyorsa; burada "güven" duygusu sorgulanabilir. Veya bu sözün arkasinda durulmasi sevginin gercek oldugunu garantiler. Ask gecer ama sevginin kalici olmasini saglamak emek ister. Zor da olsa bazen feda-karlik etmek zorunlugu dogabiliyor. "Güzelligin on para etmez bendeki bu aska olmasa" demis Asik Veysel. Sizin de örneklediginiz gibi güzellik bir erkegi veya yakisikli bir erkek, bir kadini sürekli baglayamiyor kendine. Sözün özü: Mutlu olan, sevdigine sevildigine inanan bir es/partner ihanet etmez/edemez vicdani sizlar. Ihanet yerine, dostca yollari ayirmak bazen zor dahi olsa, ihanetten cok daha kolay hazmedilebilen en makul insancil bir cözümdür. Sevgi ve saygilarimla.

mine objektif 
 06.06.2012 12:34
Cevap :
Aslında bu konu daha geniş bir şekilde tartışılabilir Mine hanım. Zaten yıllarca da tartışılıyor. Sanıyorum bu yazının devamını da yazacağım. Başlık da büyük olasılıkla "Seven erkek neden aldatır?" olacak. Tespitlerinizde size hak veriyorum. Aldatma tek taraflı olmaz. Erkek kadını hangi tip kadınlarla aldatır? Günü birlik mi? Para karşılığı mı? Yoksa aşık olmak suretiyle bir birliktelikle mi? Evlilik dışı birliktelik yaşayan kişilerden, her ikisi de evli olabildiği gibi, taraflardan biri bekar diğeri evli olabiliyor. Belki zaman içersindeki bir tutku bu aldatmayı tetikliyor, belki değişiklik duygusu, belki de taraflardan birinin ısrarla diğer kişinin üstüne gitmesi. Erkeğin veya kadının zayıf bir anında bu talebe cevap vermesi de seçenekler içersinde yer alıyor....(2)   06.06.2012 13:37
 

[1] Erol Bey, dedikodu yaparken konuyu irdeleme safhasina cekmeniz enteresandi :)) Hosgörünüze siginarak yaptigim bu espri bir yana; "ihanet" konusunda, nacizane düsüncemi özetlemek isterim. Ihanet eden erkeklerin muhatabi kadinlar olduguna göre yani bu kadinlarin cogu zemzem suyuyla mi paklanmislar ya da bagimsiz yasiyorlar. Eslerine, partnerlerine ihanet eden evli kadinlarin sayisi bu baglamda yadsinamaz. Eskiden gizlenirdi simdi oldukca alenilesti. Seven erkek - kadin ihanet etmez klasigine ben de katiliyorum ancak; sevginin cok türleri vardir. Ihanet eden bir erkek; "ben karimi seviyorum" der. "ama ben herkesi severim..." der akabinde. Bir cicek, bir hayvan, bir cocuk v.b. de sevilir. Yani insan farkli duygularla sevebilir. "Acimak" sevmekle karistirilabiliyor. Gercek anlamda bedeni, ruhu ve duygulariyla mutlu olan hicbir kadin, hicbir erkek ihanet edemez. Monotonluk, heyecansiz beraberlikler, sindirilemeyen kirginliklarin neden oldugu psikolojik yaralar da ihaneti tetikler.>[2]

mine objektif 
 06.06.2012 12:25
Cevap :
(2) İnsanlar evlenmeden önce aşık oldukları kadına evlendikten sonra da sevgiyle bağlanabiliyorlar. Evliliklerinin ilk zamanlarında da pek problem yaşamıyorlar. Ama belli bir sene geçtikten sonra monotonlaşan hayat, özellikle erkeklerde değişiklik ihtiyacı hissettiriyor. Uygun bir ortam bulunduğunda ise aldatma durumu gerçekleşebiliyor. Bir erkeğin kaçamak yapması, eşini sevmediği anlamına gelmiyor. Hatta günü birlik yapılan aldatmaları kadınların çoğu affedebiliyor, ancak başka birine aşık olup, sevgilisine de ayrı ev açtığını duyan kadın, eğer ekonomik durumu uygunsa boşanmayı isteyebiliyor. Ekonomik bağımlılığı olmayan kadınlar ise bu duruma katlanıyor. Bunlar ne yazık ki gerçek yaşamdan kesitler. Teşekkürler Mine hanım. Saygılar, selamlar....   06.06.2012 13:37
 

isik hocam, genelede bankacilarla sorun yasamadim.Biri haric oda ortakligimin oldugu bir firmanin ceklerini akredidif karsiligi bloke eden haric.(kriz zamani idi) ayni kisi bir kac gun sonra plazada tek tek ortaklari dolasip ozur dilemek zorunda kalmisti.Insanin once kendini degil hem kurumunu hemde musterisini korumasi esas olmali diye dusunurum.Aslinda bizim ulkemizde sorun koklu bir ticari hayatin olmayisi. Cogu kez is adami sadece kredi adina dag tas gayri menkul alirdi. Atil para. Oysaki ekonominin icinde dolasmasi daha dogru degil mi? Sizin ifadenizde ki musteri tipleri aslinda tum piyasanin belasi idi. Simdileri bilemem ama dogruyu bulabilmek mesele idi. O yuzden banka teminat mektubu almadan mal satmazdik. Tabiki masraflarini biz karsilardik.Sanirim simdilerde daha kolay usuller gelmistir. Tas gibi denilen holdinglerin buyuk capli fabrikal;arin batisini uzulerek izledik hep. Neyse dostum sizde de enteresan hatiralar olmali. Saglik ve saygiyla

Newyorker sade vatandas 
 05.06.2012 23:09
Cevap :
Zamanında ülkemizde birkaç yılda bir büyük krizler yaşanırdı sayın Newyorker. Kredi faiz oranlarının % 130 larda olduğu dönemlerde, müşteriler değil ana parayı faizleri ödemekte bile zorluk çekiyorlardı. Firmaların kâr marjları faiz oranlarının çok altındaydı. Bir de faiz zamanında ödenmediğinde ana paraya gecikme faiziyle birlikte ekleniyor. Gecikme faizi dediğim de % 180 den aşağı değildi. Tabi ki bu şartlarda firmaların batmaları da çok normaldi. Ama önemli olan firmaların dürüstlüğüydü. Dürüst olan adamlar gerektiğinde şahsi mallarını satarak borçlarını ödüyorlar, Dürüst olmayanlar ortadan kaybolma yolunu seçiyorlardı. Ama dürüst olduğuna inandığımız hiç bir firmaya da zorluk çıkarmadık ve hem onlar kazandı hem de biz. Teşekkürler, saygılar, selamlar....  06.06.2012 0:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 892
Toplam yorum
: 6107
Toplam mesaj
: 125
Ort. okunma sayısı
: 1926
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Uzun yıllar finans sektöründe çalışmama rağmen, psikoloji konusunda çok fazla araştırmalarım oldu. H..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster