Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
566
 

Seven taraf

Kasım 2006... Starbucks'ta en arka masada oturuyordu, heyecanlı ve stres karışıktı. Aklı başka, kalbi başka söyleniyordu içinde. Ne çıkacağını az çok biliyor, ama gerçekte kanlı canlı ne geleceğini kestiremiyordu. Portakal suyu içiyordu, yanında bir cheesecake. Vitamin ve tatlı aynı anda iyi gelebilirdi belki diye düşünmüştü herhalde. O gün şıktı, takım elbise vardı üstüne. Yurtdışından önemli misafirleri vardı. Tam da üstüne denk gelmişti, ekstradan hazırlanmasına gerek kalmamıştı.

Derken... Derken biri girdi içeri, dümdüz tam karşıya ona doğru geliyordu. İlk aklına gelen 'bu ne yaa' olmuştu. Hani beyenmişmiydi yoksa beyenmemişti eminde değildi o anda. Müthiş bir heyecan vardı ama, bu adlandırılamayan birşeydi o anda. İzmir, Alsancak, Starbucks şahit olmuştu bu buluşmaya. Ha bir de telefonun öteki ucundaki 'dost'...

Adlandırılamayan bu heyecan önceleri 'çok hoşlanma' gibiydi. Daha ilk günlerde bile 'ortak arkadaşlar'dan kıskanma durumlarına geçilmişti. Tehlike daha o zamanlar her yanı sarmış ancak bu büyünün bozulması istenmemişti. Çünkü yaşanılanlar bir ilkti ve ilkler hep özeldi.

Aralık ayı olmuş, kurban bayramı geçmiş sırada yılbaşı vardı. Adı 'aşk'tı artık. Ve bu aşk hep İzmir semalarında yaşanıyordu. İzmir şahitti bir tek bu aşka. Ötekiler şahit değil, 'arkadaş'tı. Herşey o kadar hızlı yaşanıyor, o kadar hızlı tüketiliyordu ki, sıranın neye geleceği belirsizdi. Herşey bir kereliğine, üsturuplu bir şekilde geliyor, yaşanıyor ve geçiyordu. Normal görünen bir ilişkiydi bu ama kendi içinde fırtınaları olan. Ve 'dışarıdan' kimsenin bilmediği....

Yılbaşıda gelmişti, birlikte girilecekti 2007'ye. Çeşme şahit olacaktı bu sefer, ve hiç kimse bilmeyecekti nerede olunduğunu. Bilmedi de nitekim. Sadece tv, sadece mum ışıkları, sadece dört duvar eşlik etti geceye. Gece eğlenceden çok kavuşmak gibiydi. İki sevgilinin birbirini kana kana içmesi gibiydi, o buz gibi oda da sıcak bir iklimde nefes almak gibiydi herşey; özetle rüya gibiydi.

2007 aşkın, nefretin, intikamın, acının -hemde sonsuz acının-, sancıların, ve bir miladın yılı olacaktı 'seven taraf' için. Çünkü 'seven taraf' sık sık İstanbul'a gidip gelecek, manen ve madden bir bağımlı olacak, herşeyin önünde 'aşk'ının kulu olacaktı. İstanbul'da tek başına bir evde, öğrenciliğin o sınırsız enerjisiyle, coşkusuyla yaşanılan bu özel anlara 'ihanet' edilecek, 'seven taraf' deyim yerindeyse yerlebir edilecekti.

2007'nin ortalarıydı, Mayıs'ın ilk haftası...

Yine bir kavuşma, yine bir İstanbul ziyaretiydi. Havaalanındaki karşılama soğuktu ve eller birleşmemişti. 'Seven taraf' daha o zaman anlamıştı ters giden birşeyler olduğunu. O haftasonu bambaşka geçecekti, bu belliydi.

Netekim eve girildiğinde gerçek anlaşıldı. İtiraflar geldi, nedenler sıraladandı, geçerli-geçersiz haklı olunabilirdi. 'Seven taraf'tan gelen yalvarmalar bile işe yaramadı. Halbuki 'onsuz nefes bile alınamayacaktı' ve gözyaşları içinde defalarca tekrarlanacaktı bu sözler, tekararlandıda. Gözyaşları birbirine karışmıştı, evin salonu böyle bir olaya şahit olduğu için ağlıyordu, İstanbul bilmem kaçıncı ayrılığa tanıklık ettiği için ağlıyordu.

Kabullendi 'seven taraf' ama yapamadı. Arkadaş kalmayı beceremedi, içine laf geçiremedi, kalbine söz geçiremedi, aklına hakim olamadı. Seven taraf kaybetti. Haklı değil haksız oldu, terk edilmekte haklı oldu. Türkiye'nin bir ucundan öteki ucuna savruldu, saçmalamak hakkını kullandı, saçmaladı. Öyle saçmaladı ki, desteği 3 -5 gramlık ilaçlarda buldu. Oysa destek 'dost'lardan gelmeliydi, yoktu. Bir yerden geldi destek, o da uçtu gitti.

2007 miladın yılıydı, orduya teslim oldu. Unuttu. Hemde acımasızca unuttu. Yemin etmişti çünkü. Ona ait, onu hatırlatan herşeyden uzak durdu. İyiler yer etti hafızaya ama kötülerde hiç terk etmedi. Detayları es geçmedi , sadece tebessüm etti. Nasip dendi, kader dendi, olması gerekiyormuş dendi, birşeyler öğrenildi ders oldu dendi, ama asla 'pişmanım' denilmedi.

Yıllar geçti, büyüdü 'sevmiş olan taraf' , herşey normale döndü. Hayat normaldi artık. Tek başına, mutlu ve sıradandı herşey. Sıradanlık iyi geldi, hele hele vatani görevden sonra daha da bağlandı sıradanlığa. Çünkü hayat zaten hep tek düze, hep aynı ritimde akıyordu. Aile gibisi yoktu. Aile gibi sevgili de yoktu. Sıradan bir İstanbul ziyaretinde 'onunla' karşılaştı. O yine aynıydı, daha da ötekileşmişti. 'Sevmiş olan taraf' başka biriydi artık. Yüzyüze gelmeden arkasını dönüp gitti içinde bir yaprak bile kıpırdamadan.

Aşk çok uzak artık. O zamanlar, yaşanılanlar çok uzak. Arkadaşlar çok uzak. Zaman zaman dönüp uzaklara bakıyorum. Çok uzakta oldukları için her ayrıntıyı seçemiyorum da, ama zihnime kazınanları, içimdeki yaraları iyi biliyorum. Pişman olmamak güzel fakat unutamamak acıdan başka birşey değil. 'Seven taraf' o aşkın üzerine yenisini koyamadı belki ama 'o' küçük çaplı bir orduyu savaşa hazırladı bile.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1957
Kayıt tarihi
: 05.08.10
 
 

1983 İzmir doğumluyum. Doğduğumdan beride bu şehirde yaşıyorum. İlk, orta, lise ve üniversite hay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster