Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '08

 
Kategori
Çocuk Kitapları
Okunma Sayısı
1982
 

Sevgi ateşi

Sevgi ateşi
 

İncecik tül gibi kanatları, kanadındaki renk renk benekleri, nazlı nazlı uçuşuyla dikkati üzerinde toplayan bir renk cümbüşü vardı. Kim bu kelebeği görse; derin düşünce serabına dalar, türlü türlü hayaller diyarında dolanırdı. Ne varki, hiç kimse bu kelebeğin insanlara yardım edebilceği, akıllarının ucundan geçiremezlerdi.

Kelebek; çiçeklerle konuşmayı, çimen, toprak, yosun kokularının içinde doyasıya uçmayı, ayın arınmış parıltılarında mehtaplı gecelerde dans etmeyi çok severdi. Kapı kapı dolaşıp, tüm hayal ve dilekleri toplayıp, gökkuşağından kaymaya bayılırdı. Burcu burcu geçmiş kokan tahta yapıların arasında dolaşmaktan da ayrı bir zevk alırdı. Özellikle sabahları erken saatlerde uyanırdı. Saçlarını rüzgara tarattırıp, sabah çayını yağmurun çiğ tanelerinin topladığı yaprakların üzerinden içerdi.

Derken, yine böyle güzel bir günde, havada özgürce uçarken oda ne görsün. Evinden bir kaç sokak ilerisinde,

etrafı duvarlarla çevrilmiş çiçek parkın banklarının üzerinde, oturmuş bir çocuk. Hüngür hüngür ağlıyor. Bizim kelebek durur mu. Hemen son sürat küçük çocuğun yanına yaklaşarak;

-'' Neden ağlıyorsun arkadaş? '' diye sordu.

Küçük çocukta;

-''Baksana etrafa.Her yer taş, bina''

Kelebek mahsunca

-''İyi ya işte.Ne var bunda ağlayacak?''

Küçük çocuk, biraz kızarcasına;

-''Ne demek ne var. Ben uçurtmamı özgürce havada dans ettirmeyi, kadife yeşili çimenlerde doyasıya koşmayı, suya doymuş topraklarda yalınayak dolaşmayı isterken, şu etrafa bir bak.Her yer çöp, pislik. Yeşil alanlar malesef eksik.Biz çocuklar bunları istiyoruz. Sence suç mu işliyoruz?'' diye söylenirken, bizim Kelebekte;

-''Gerçekten doğru söylüyorsun. Bak bu dediklerinin farkına varamamıştım. Kendimce bir serabın içinde sürüklenmişim. Meğerse; bu dediklerinle, bırak insanların benim dahi yaşayacak dünyam birgün yok olacak'' der demez küçük çocuğun bu son cümle garibine gitmişti. Şaşkınlıkla etrafına bakındı. Kimsecikler yok.

-''Ya ben'' dedi -'' az önce kiminle konuşuyordum?''


Kelebek -''Benimle konuşuyordun.Burdayım.Papatyanın üzerine bakarsan beni görürsün.''

Küçük çocuk afallayarak, parkta bulunan papatyaların üzerine göz attı. Bir kelebeği görünce:

-''Aaa olamaz. Sen bir kelebeksin, insan değilsin ki konuşabiyorsun.'' Kelebek;

-''Bak işte bunda yanılıyorsun. İnsanlar bugüne kadar konuşmuşlarda ne olmuş. Ben doğanın sesiyim.'' dedi ki,

bir kız;

-''Enis nerdesin. Sabahtan beridir seni arıyordum.''

-''Burdayım Melisa. İnanmayacaksın ama az önce bir kelebekle konuşuyordum. Bak seni tanıştırayım.'' deyip, papatyaya doğru yönelmişti ki;

-'' Aaaa az önce buradaydı.Gitmişş''

-'' Oooof Enis. Yine mi fantazi. Senin şu fantezi dünyanla uğraşmaktan bıktım.Hadi yürü, eve geç klıyoruz'' deyip Enis'in elinden tuttuğu gibi, eve doğru yol aldılar.


Ertesi günü Enis; yine o güzeller güzeli kelebeği görme ümidiyle parka geldi. Aynı bankın üzerinde saatlerce oturdu. Sağa bakmış, kimse yok. Sola bakmış ne giden var, ne de gelen

-'' Acaba yine mi, Melisa'nın dediği gibi fantezi mi gördüm, yoksa gerçek mi?'' diye düşünüverirken, havadan bir kelebek ona doğru seslendi;

-''Merhabalar Enisss'' sesi duyar duymaz fırladı yerinden.

-'' Aaaa, işte yine sen.''

-''Evet Enis, yine ben, Üzgünüm. Dün sana birşey diyemeden gitmek zorunda kaldım.''

-''Önemli değil ama ne olursun bir daha haber vermeden kaybolma. Bana hayal olmadığını da ispatla, ne olursun.'' dedi.

Kelebek'de;

-'' Hayal veya gerçek. Ne farkedecek. İstersen bu konuyu bir kenara atalım. Biz neler yapabiliriz düşüncesine bakalım. Ne dersin Enis?''

-''Evet de güzel Kelebek. Biz ne yapabiliriz ki. Yapsak da kim söylediklerimize kulak verir? Sen bir kelebeksin bense çocuk. Kimse bizi hesaba almaz. Bunları düşündün mü hiç?''

-''Enis sen gerekeni yapmadan, bunları düşünemezsin. Bir düşüncen varsa, önce o düşünce yumağını hareketlerin doğrultusunda uygulamaya geçmelisin.Bunları yapmadan varsayımlarla odak noktasında kalmak doğru değil.''

-''Peki, planın nedir?''

-''Bak Enis, çevrende ne kadar duyarlı arkadaşın varsa hepsine haber ver. Bir grup oluşturun. Bir kampanya başlatın. Büyüklerden de yardım isteyin. Gerekirse kapı kapı dolaşıp, kampanya için para toplayın. Bu paralarla çiçek tohumu, ağaçlar alın. Ben havadan, siz de karadan fotoğraf çekip, faaliyetlere hemen başlıyalım.'' dedi. Enis bu sözler karşısında ne diyeceğini şaşırdı.

-''Ooo yaşa. Sen ne kadar da akıllı bir kelebeksin.'' dedi ve işe başladılar.

Tüm arkadaşlarına haber verdi. Hepsi bu işi eğlenceli bulup, kabul ettiler. El birliğiyle bu işin üstesinden geldiler. Çocuklar aralarında iş bölümü yaptılar. Enis, Melisa halkla iletişim kurarken, diğerleri de gereken yerleri belirleyip, afişler asıp, reklamı gerektiği kadarıyla şehre duyurmayı başardılar.

''HAYATA BİR DEFA GELİNİR.

BUNDAN BAŞKA YAŞANABİLİR DÜNYA YOK

BİZ ÇOCUKLARIN UMUDU ÇOK''

Başlığını yazdırıp, bir alan belirlediler. Bildiriyi gören güneş, sevinçle ışıldamaya ve etrafa sevgi selini saçmaya başladı. Sular seslerini akort edip rüzgar ıslık sesini düzeltmişti. Gökyüzü de bu bayrama eşlik edercesine, barışın simgesi kar beyaz bulutlarıyla ışıldayan bir elbiseyle kendini özgürce göstermişti.

Birçok davetli katıldı. 7' den 70' e herkes kendisini ve yarınını düşünerek bir ağaç dikmişti. O kadar ki bu etkinlik şehrin dışına da taştı. Her yerde bir zincir halkasını andıran nice kampanyalar başlatıldı. Enis ve kelebek bu kampanyanın öncüleri olmaktan son derece mutlu oldular. Az da olsa, yaşanacak bu dünya'da birşeyler yapmanın huzurluluğunu içlerinde taşıyarak etrafa güvenle baktılar. Hatta bununla ilgili yasa bile çıktı. Kanun gereği;

dünya'ya gelen her çocuk ve evlenen çiftler için bir ağaç dikme zorunlu tutuldu. Kısa sürede bu ülke çölleşmeden kurtuldu.

Artık vedalaşma zamanı gelmişti. Buruk acı içinde Enis ve Kelebek son bir kez birbirlerine bakışarak;

-''Sevgiyle kal Enis.Kendine çok iyi bak.''

-''Sen de öyle.Mutlu kal sevgili kelebek. Herşey için sağol.''

-''Ben ne yaptım ki? Sen ve arkadaşların bu işin üstesinden geldiniz''dedi ki

Melisa; -''Enis, yine kendi kendine ne konuşuyorsun?''

-''Şey...Ben burda kelebek'le''

-''Ne ne dedin?''

-''Boşver Melisa. Söylesem de anlamazsın zaten'' Enis ve kelebek birbirlerine göz kırparak, herkes kendi yoluna gitti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hoş geldin küçük kelebek kardeşim:) Blog sayfama bakarsan benim de mavi bir kelebek olduğumu göreceksin:) Daha da ötesi ben de çocuk öyküleri yazıp, kitap haline getirmek isteyen biriyim. Yoksa sen de mi başak burcusun? :) Sevgiler...

Tülin Aksoy 
 12.08.2008 22:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 2072
Kayıt tarihi
: 12.08.08
 
 

Aslen Malatyalıyım. Tohumlarım yavru vatan Kıbrıs da atılmış olup İst.da gülümseyerek dünyaya gel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster