Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Haziran '11

 
Kategori
Küresel Isınma
Okunma Sayısı
1311
 

Sevgi bilinci- Sanal yaşamlar- Ne kadar gerçeğiz

Sevgi bilinci- Sanal yaşamlar- Ne kadar gerçeğiz
 

Ne Kadar Gerçeğiz ?Ne Kadar Gerçeksin ?


“Güneşin sana ulaşmasını istiyorsan gölgeden çık.” 

Konfüçyüs 

Hayatımızda, yaşadığımız deneyimlerin değerini, o “deneyimlerin yaşamımızı değiştirebilme gücü” belirler. Deneyim; doğası gereği, hareket, eşzamanlılık, deneyimin nesnesi ve içinde saklı bilgisi ile birlikte gelir. Hareket aynı zamanda değişim demektir. Ne fiziksel, ne psikolojik olarak, hiçbir zaman aynı yerde kalamayız. Eğer, “deneyimlerin içinde saklı olan bilgi”yi almışsak, bilgi hayat tecrübelerimiz olur ve her tecrübemiz, bizim yaşamla ilgili daha canlı ve iradeli birey olmamıza yardım eder. Bireyselleşmek, doğal evrimsel bir süreçtir. 

Kendimizi özgürce ifade edebilmek ve ifade edişin ve yüreğimizin onayladığı bir yaşamı görünüşe çıkarmak için “bireyselleşmek” isteriz. Bireyselleşmek, içsel gücümüzü, doygunluğumuzu, tam ve bütün oluşumuzu dışarı yansıttığımız ve zenginliklerimizi paylaştığımız bir “varoluş” halidir. İnsan, doğası gereği kendini fark ettiği bireyselleşme sürecinde, ilk kez diğerlerini de fark eder. Ve bu fark ediş, paylaşma dürtüsünü de açığa çıkarır. Kendini fark etmeyen insanlar, diğerlerinin de olduğunu fark edemez. Kendini fark eden bir birey, “diğerlerinin varlığı”nı da fark edebilir. Ve yeni varoluşunun doğal eylemi olan “paylaşmayı” deneyimleyebilir. Diğerleri olmasaydı, asla var olduğumuzun hissini algılamaz ve “bilincimizin evrimi”nde bir kerte dahi ileri gidemezdik. 

Bizleri özgür bir varoluşa götüren, ilerlememizin kaynağı, yaşantımızdaki deneyimlerimizdir. İyi veya kötü, mutlu veya acı hepsi de bize, değeri sonradan anlaşılacak, birer inci tanesi bırakıp giderler. Hayatımıza giren insanlar, yaşamımızdan ayrılanlar, edilen sohbetler, küçük anlara sığdırılan mutluluklar, hepsinin de merkezinde insan ilişkisi vardır. 

Aslında hepimiz birbirimiz için vazgeçilmezizdir. 

“Değerini kaybedince anladığımız hazine”miz, insan ilişkilerimizdir. 

Teknoloji çağı başladığından bu yana, elimizden kum taneleri gibi kayıp gidiveren zamanlar, dostlar, sevgiler, ilişkiler, bizleri her geçen gün izole etmekte ve yalnız bırakmaktadır. İnsanın, “diğer insanlarla deneyim olanağı” kısıtlandığında, bireyselleşmesi de engellenmiş olur. Çünkü bizi ruhen besleyen ve büyüten, insan ilişkileridir. Teknoloji ile olan veya mekanik aksamlar ile olan ilişkiler değildir. 

Teknoloji insana hizmet için vardır. Dost veya arkadaş olması için icat edilmemiştir. 

İstese de teknoloji ürünü bir bilgisayar insana arkadaşlık edemez. Çünkü canlı değildir. Sizin canlılığınızı her geçen gün tüketir. Bir şekilde kendisine benzetir. 

Daha nereye kadar, bilgisayarın başında saatlerce oturup, sanal bir dünyanın içinde kendimizi ifade etmeye, dost aramaya, eskilerden kalan içimizi ısıtacak bir söz, bir şiir bulmaya veya “değerli bir an” yakalamaya çalışacağız. Yalnızca ve yalnızca zihnimizi kullanarak, duygularımızı ve ruhumuzu ve asıl önemli olanda “diğer insanları” yok varsayarak, daha ne kadar bilgisayarların yanına (sanal dünyaya) saklanacağız. 

Dünya küreselleşme oyunu ile gitgide yalnızlığa itilirken ve insanlar, insan olmaktan uzaklaştırılırken, insanı insan yapan değerler, bir bir anılarımızdan bile sökülürken ve sanal yaşamlara hapsedilirken, yaşam gücünü nasıl kendi içimizde açığa çıkaracağız. 

Elimiz yanımızdaki komşuya uzanamazken, nasıl olacakta biz dünyanın geri kalanı için bir şeyler yapacağız. 

Savaşlar şimdi televizyonlarda, başkalarının hayatları dizilerde, dost selamları merhabaları e-maillerde, aşklar bile sanal oldu. Eskiden aşk mektupları vardı, fotoğraflar vardı, kurutulmuş çiçekler saklanırdı. 

Şimdi ise, sanal tutkulu aşıkların, sanal gruplarda, sanal e-mailleri, sanal çiçekleri, dijital fotoğrafları var. 

Kızgın kalabalıklardan bunalanlar, gerçek hayatla baş edemeyenler, duygularına ve kendine hakim olamayanlar, dünyayı kulak arkası edenler, büyük şehirlerde karınca misali dört duvar içinde yaşayanlar ve gerçek insani iletişimi unutanlar veya unutmak isteyenler daha “soft” bir bitkisel yaşamı seçiyorlar. Bu yaşama da sanal yaşam deniyor. Bu yaşam türünde fazla zarar görmüyorsunuz. Yaşam tek parmağınızın ucunda. Düğmeye bastınız mı hemen önünüzde beliriveriyor. Canınız daraldı mı kapatıveriyorsunuz. Kimse sizi üzemiyor. Hatta şu anda, dünyada olmakta olan bütün çirkinliği ve rezilliği ve acımasızlığı bile tek düğmede “sizin” için “sanal dünyanız” için sona erdiriyorsunuz. 

Dünyada yaşanan küresel ısınmanın, beraberinde getiriyor olduğu felaketlerin acımasızlığı, savaşlar, açlık, sefalet, bölgesel bazda yaşanan dünya insanlarının dramları, sizin sanal dünyanız için sona erebilir. 

“Fakat siz uykudasınız.” 

Sanal dünyanızın tehlikeli büyüsü altındasınız. 

Fakat gerçek dünyanız için, tek elinizle kapattığınız, bütün çatışma ve kaos halen devam ediyor. Gerçek dünyanız üzerinde, diğer insan kardeşlerinizle beraber yaşadığınız, ürettiğiniz ve tükettiğiniz ve her türlü deneyiminizi gerçekleştirdiğiniz, deneyim alanınız olan gezegeninize bir şeyler oluyor. 

Ve gezegen gerçek olduğu için ve siz de gezegenin bir sakini olduğunuz için gerçeksiniz ve dolayısıyla sizin kendinize, yaşamınız, gezegeninize, geleceğinize, sevdiğiniz her şeye bir şeyler oluyor. “Fark ediniz.” 

“Gerçek”, toplumsal bilincin, uyutularak sanal dünyalara hapsedildiği gerçeğidir. 

“Gerçek” dünyada savaş, vahşet, yıkım, açlık, sefalet, acı, sonuna kadar tüketilmiş bir gezegen, insan olmayı ve yaşamı ıskalamış bir insan kitlesinin mücadele verdiği gerçeğidir. 

Sanal dünyaya sığınmak, bütün bu gerçeği reddetmektir. 

Yaşanan bütün bu insanlık dramına gözünü yummaktır. 

Yok varsaymaktır. 

Sanal dünya duygularımızı uyuşturduğu için ve duygularımız, bizi harekete geçiren içgüdüleri bağrında sakladığı için, eylemsizliğin, umursamazlığın eşlik ettiği bitkisel yaşamlara giriyoruz. Dünya ve insanlarla etkileşime girmeye tahammülümüz olmadığı için ve bu yeteneğimizi de sanal ortamlarda an be an kaybettiğimiz için, kendimizi değiştirme, bilinçlenme, gelişme, büyüme ivmesini kaybediyoruz. 

İçimizde bananeci, ben bilirimci, yaşam mücadelesi dediği şey için küçük hesaplar yapan, görüşü dar, küçük dağları ben yarattım “benlerimizle” sanal dünyamızda yaşayıp gidiyoruz. 

Yaşamlarımızda hiç bir şey değişmiyor. 

Neden? 

Çünkü “eylem” yok. 

Çünkü yüreğimizle yaşamıyoruz. 

Çünkü duygularımızı uyuşturduk. 

İçimizde bir daralma hissi ve depresyonla mücadele ediyorsak, yalnızlığımızdan an be an ölmekte isek, gerçekten kapımıza gelen bir komşumuz yoksa, telefonlarımız çalmıyorsa, eş-dost bizi çoktan terk ettiyse, hiçbir sebep olmamasına rağmen, hep bir umut içimizde baş vermeye hazır bir şekilde bizi rahatsız ediyorsa ve biz gerçekten güneşe hasret kaldıysak ve” yaşamı yaşamayı” gerçekten özlediysek, gölgeden çıkmalıyız. 

Çünkü, biz “gölgede duruyoruz.” 

Gölgede duran biziz. 

Güneş, alabildiğince her yerde. Siz harekete geçmezseniz, hep o gölgede kalacaksınız. Ve bir gün bakacaksınız ki; “Yaşamadığınız Yaşamın” güneşi, gecenin kollarına sarmalanmakta. Ve siz, artık isteseniz de “güneşe yürüyemeyecek”siniz. Güneş ufuktan çoktan gitmiş olacak. 

“Güneş”; dostlarla edilen sohbetlerdir, güneş akşam vakti sevgiliyle bir yürüyüştür, bir arkadaşın gözlerine bakarak, onun derdini dinlemek, yeri geldiğinde sırtına dokunmaktır, küçük bir çocuğun gözyaşlarını silmektir, bir insana nedensiz gülümsemektir, bir insan kardeşinin yaşamına anlam katabilmektir, balkonda çiçek büyütmektir, kitap okumaktır, sevmektir, gülmektir, paylaşmaktır. Belki de yaşamımızdaki bir şeyleri bırakıp gidivermektir. İşimizi değiştirmektir. Evimizi değiştirmektir. Gerçekten “yüreğinizi titreten şeyler”i yapmaktır. 

Güneşe çıkmak, halen bir seçim şansınızın olduğunu ve iyi bir yaşamı hak ettiğinize inanmak ve değişmektir. 

Değişmek seçimle mümkündür. Seçim dünyanın yaşadığı sefaleti ve yıkımı görmekle mümkündür. Gerçek; görmek, fark etmektir. Dünyada ne olduğunu, açık seçik idrak etmek demektir. 

İdrak, insanı seçime götürür. 

Seçim, değişimi başlatır. 

Yaşam için, daha iyi bir yol mutlaka vardır. 

“Güneş”; yaşamı, insan tadında, korkusuzca, yüreğinizde hissederek, bir bir yaşayabilmektir. 

“Güneş”; herkese ve her şeye rağmen kendiniz olabilmektir. 

Nilgün Nart 

İstanbul / Türkiye 2007 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 602
Kayıt tarihi
: 13.12.10
 
 

Öncelikle Dünya gezegeninde yaşayan bir insan olarak ve toplum içinde yazar- sanatçı  kimliğimden..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster