Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '17

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
89
 

Sevgi dersi-3

ÇELİK: Bir dersimizde ize ihtiyaçlar hiyerarşisinden söz etmiştiniz. O konuya bir daha değinmek istiyorum. İht:iyaçlar hiyerarşisi nedir?

UĞUR:Abraham Maslow’un ortaya attığı bir kuramdır. İşletme, iktisat bütün sosyal bilimlerde 1. Ders olarak öğretilir. Bizde burada iş güvenliği işçi sağlığı dersinde birinci derste öğretiyoruz. Sevgi dersinde ben bir kere daha söylüyorum. İnsanoğlunun doğuşundan itibaren ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların hayati olanları vardır. Özellikle bu ihtiyaçlar hiyerarşisi hayati olanları belirtiyor. Önce fiziksel makine olan vücudumuzun ihtiyaçları sonrasında da yemek, içmek, üremek, güvenlik ondan sonra 3. Basamakta hayvandan insanı ayıran temel birincil derecede ki ihtiyaç sevmek, sevilmek ihtiyacıdır. Hayati olan bir ihtiyaç bu. İnsan bunu gidermezse ölüyor. Sosyal varlık olan insan sevmezse ölüyor.

ÇELİK: Bununla ilgili araştırma vardı. Amerika’da yetim bebeklerin bakıldığı bir bakım evinde bebeklerin sadece karnı doyuruluyor, altı temizleniyor ve barınma ihtiyacı gideriliyor. Diğer bir yetim bebeklerin bakım evinde ise bu ihtiyaçların giderilmesi dışında günde 3-5 dakikalığına bir görevli gelir kucağına alıp sallıyor ve seviyor. Bunların gözlemleri sonucunda, diğer sadece temel ihtiyaçların giderildiği bakım evindeki bebekler bir süre sonra ölürken diğer bakım evindeki bebeklerin sağlıklı bir şekilde büyümeye devam ettiği görülüyor. Bunu da okuyucularımızla paylaşmış olalım.

UĞUR:Evet aynen öyle. 4. Basamakta saygı görmek, 5. Basamakta da kendini gerçekleştirmek yer alır. Buda vizyonunla hayatında kendini nasıl anlamlandırdığın ve yapmak istediğin varmak istediğin nokta ile ilgili insanın temel ihtiyaçları bunlar.

ÇELİK:İnsanın ihtiyaçları sadece barınma, beslenme gibi ihtiyaçlarla sınırlı olduğu biliniyor genelde.

Bu ihtiyaçların içinde sevgi, saygı görme ve kendini gerçekleştirmek gibi ihtiyaçların olduğunu da belirtmiş olduk. Sevgi dersinde öğrencilerinizin katılımını nasıl buluyorsunuz?

UĞUR:Katılmıyorlar. Ben soru sorduğumda çıkıp açık yüreklilikle cevap verenler %20’yi geçmiyor. Yanlış cevap verenleri ne yapıyorum ben, kulağından tavana mı asıyorum. Yo, yanlışın neden yanlış olduğunu konuşuyoruz onun doğrusunun ne olabileceğini konuşuyoruz. Yani fikir söylemekte derse katılmakta hala ilkokuldan gelen korkunuz var. Size derste anlatmışımdır. Eskişehir’e gittim orada 13-16 yaşlarında, çoğunluğu kız olan öğrenciler gelmiş. Deliler gibi laboratuvar gibi olan, öğrenme yeri olan, belediyenin açtığı müzede aletlerle oynarken; bizim öğrencilerimizin başlarında anneleri babaları “dur oğlum”, “dokunma kızım” diyor. Oynamadığın, dokunmadığın, bakmadığın şeyi nasıl kullanacaksın da onu ileri götüreceksin onun sana verdiği şeylerden nasipleneceksin uzaktan bakarak. Bizim kültürümüzde problem var.

ÇELİK:Haklısınız… Ülkemizde ve dünyada son zamanlarda demek istemiyorum aslında uzun zamandır meydana gelen üzücü olaylar yaşanıyor. Kadın cinayetleri, toplu ölümler, bombalar, canlı bombalar, savaşlar, şiddet ve daha bir çok iç karartıcı haberlerle dolu televizyonlar, gazeteler. Sizce bunca olayın temel nedeni sevgisizlik olabilir mi?  

UĞUR: Bunca olayın temel nedeni güçlünün güçsüzü ezmesi. Sömürmesi. Onu kullanması, ona kıymet vermemesi. Buna karşı en önemli argüman sevgi olabilir. Tabii güçlü olan bunu yaparken de sevgisizlikten yapıyor. Yani karşısındakini sevmiyor da eziyor, öldürüyor, kesiyor, biçiyor. Savaşlarda öyle şey olur diyorlar. Birbirlerini kesiyorlar. Sevgisizlik bunun çok bariz göstergelerinden biri. Cevabı da sevgi. Ama sevgiden anlamayana doğru dürüst insan olmayana göstereceğiniz sevginin de bir sınırı var. Bizim dinimiz bize, bize bunları yapanların dini gibi sana bir tokat atana sende öbür yanağını uzat demiyor. Kısasa kısas diyor. O zaman herkese iyilik yapmak, herkese sevgi göstermek opsiyonumuz olacak. Bunu kötüye kullanan, kötüye kullanmakta da ısrar eden, devam edene bundan sonra sevgi gösterme zorunluluğumuz kalmıyor. Gerekirse onun bize yaptığı kötü şekilde bizim de ona kötü davranma hakkımız var. Kullanırız, kullanmayız ne zaman kullanırız, ne yaparız başka bir şey. Maalesef bu sevgi dolu bir hayat isteyen mutlu bir toplum isteyen insanın en son düşüneceği tercih edeceği şey.

ÇELİK:Çok kitap okuduğunuzu aynı zamanda da yazdığınızı biliyorum. Günümüz gençlerinin en büyük kitap okumama bahanesi zaman bulamamak. 2.Dünya Savaşı sıralarında çekilen, yıkılmış bir kütüphanenin içinde kitap okuyan bir insan fotoğrafı vardı bizim evimizde. Onun altında bulunan bir yazı vardı: “ Boş zamanlarınızda kitap okumayın.” Diye. Bundan yola çıkarak siz sadece boş zamanlarınızda mı kitap okuyorsunuz, gençlerimiz boş zamanlarında mı okumalıdır? Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

UĞUR:Hiçbir şey değilse en azından boş vakitte okunmalıdır. Fakat benim şahsıma soruyorsan, benim çok düzenli okumalarım var. Ne zamandan beri, ilk okuldan beri, ne zaman iyice arttı, planlı programlı bilimsel oldu, üniversite öğrenciliğimden beri. Benim için okunulmamış bir gün çok büyük kayıp. Benim öyle bir günüm yok zaten. Ben üniversiteye gelmeden önce bir yerde durdum. Yanımda kitapta yoktu. Açtım telefondan internet üzerinden gazete köşe yazıları okudum. 5-6 tane köşe yazarının yazısını okudum mesela. Her yerde kitabım var. Dolabımı açın her yeri açın kitap doludur. Burada evim var. Eve gidiyorum. Evde salonda kitabım var, mutfakta kitabım var, tuvalette kitabım var her yerde kitabım var. Çalışma odam zaten kitap dolu. Yani okumak bir hayat tarzıdır benim için. Herkese de öneririm çok güzel bir şey. Benim boş salak saçma şeylere filan ayıracak vaktim kalmıyor zaten kitap okumaktan. Ve planlı bir şey okursanız belli bir amaca yönelik şeyler okur bunları bir araya getirirseniz, bunların bir tanesinden elde ettiğim çıkarımla 8-10 tanesi bir arada olunca elde ettiğim çıkarım, 8-10 tanenin toplamından fazla oluyor. 15, 20, 50 oluyor. Bu açıdan, şu açıdan, o açıdan bakarsam diye diye çoğalıyor. Dolayısıyla hiçbir şey olmuyorsa boş vakitte hobi olarak okunmalıdır ama bu devir okuma devri bilgi devri, bilgi olmadan hiçbir şey olmaz. Derslerin başlığıyla, haberlerin spotuyla, gazetede ki haber başlığıyla bir şey yapamazsınız. Hayatınızı idame ettiremezsiniz. Başkalarının sürüdüğü sürünün koyunu olursunuz.  Ben orada koyun olmak istemiyorum. Çoban olmakta istemiyorum. Ben başı boş gezen aydın olmak istiyorum. Nereye istiyorsam oraya gitmek istiyorum. Ben kararımı kendim vermeliyim. Sonuçta bana bilgi lazım. Bana bilgi verecek her şeye açığım. Farklı fikirlere de açığım. Fakat bunları ben alacağım özümseyeceğim, kendi süzgecimden geçireceğim ondan sonra bir fikir sahibi olacağım ki ona göre davranacağım.

ÇELİK:Son olarak sevdiği erkeğe/kadına kavuşamadığı için intihar eden ya da sevdiği kızı/erkeği başkasına yar olmasın diye öldüren -Bolu’da da yaşanmış olan genç kız cinayetleri de buna örnektir ve buna verilecek örneklerde çoktur- insanlar gençler ve onların psikolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle körü körüne sevmek hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

UĞUR:Sevgiyi verirsin, karşındaki sevgiyi alır almaz, oda sana sevgi verir vermez, sen birisini seviyorsun, beğeniyorsun, onunla beraber olmak istiyorsun demek onun da seninle beraber olmasını, seni istemesini gerektirmez. Hani derste anlattığımız erik hikayesi. Kendin en iyi erik ol. Kendini en iyi erik olarak sun ama karşındaki karpuz istiyorsa, sen taklit bir karpuz olursan çok kötü bir karpuz olursun. Kendini değiştirmene de gerek yok. İşin felsefi boyutundan bakarsanız sevgi aşk dediğiniz şey özellikle doğanın insana bir numarasıdır. Türünü devam ettirmesi için. Onda da böyle körü körüne bağlanmalar oluyor. “Karşımdaki benim olmalı”, e karşında ki senin olacaksa sen karşındakini hakikaten seviyorsan, seni istememesine saygı göstermen lazım. İstediği başka birisiyle beraber olup da mutlu olmasına senin yardımcı olman lazım. Bu senin tükenmen, hiç olman anlamına gelmiyor. Seni o beğenmediyse, seni sen olduğun için beğenecek bir başkası olacaktır illaki. O genç yaşta, bir başkası olmaz, ben bundan başka bir tane bulamam, kimsede beni beğenmez psikolojisi ağır basıyor gençlerde. O yıkıma götürecek hareketler yaptırıyor. Seçeneksizliktir bu. Halbuki başka seçeneği olduğunu bilse, kendi kıymetini bilse, kendi kıymetini arttırsa, daha cazip olsa… Allah insanı fiziki olarak yaratmış. Kaşımızı, gözümü, boyumuzu biz çok fazla değiştiremiyoruz. Değiştirmeyelim de zaten bizi beğenecek olanda bizi olduğumuz haliyle beğensin. Ama yalnızca fiziki değilsin. Bu devrin insanlarındaki yanlışlardan biri fiziğe dış görünüşe olması gerekenden çok fazla önem veriyorlar. Onda sonrada çok yıpranıyorlar. Yani yalnızca dış görünüşüne hayran olup, kişiliğini tanımayıp, neden hoşlanıp neden hoşlanmadığını ne yapıp ne yapmayacağını bilmeden yalnızca fiziğini beğenmek, fiziğinin peşinden gitmek, o fiziği sahiplenmek benim olsun, başkası bakmasın, başkası görmesin, başkası beğenmesin, yok efendim onun koynuna ben gireceğim başkası girmesinle sen ne yapıyorsun, mal muamelesi yapıyorsun karşındakine. Zor olanı kendini karşındakine beğendirmek, legal yoldan, yalan söylemeden, hile yapmadan, olduğundan farklı görünmeden, kendini geliştirmek doğru. Ve ilgisini çektiğin andan itibaren de sürekli kendini geliştirerek, o ilgiyi de taze tutacak şekilde dinamik gelişen bir kişilik yapısı gelişme falan. E bu çaba ister. Yattığın yerde olmaz. Bizim insanımız tembel. Her şeyin kolayına kaç, her şeyi iste iste ondan sonra Allah vermedi, batsın bu dünya, durdurun dünyayı inecek var… Bunlar onlar, yani cahillik var. Deli divane bir duygunun yalnızca o an için öyle olduğunu, ileride de benzer duygular yaşanılabileceğini, başka kimselerinde insanın kendisini beğenebileceğini, şuanda beğenmiyorsa, beğenilebilecek düzeye kendi çabasıyla gelebileceğinin ayırdına varması lazım.

ÇELİK:Kendini tanıması lazım en başta.

UĞUR:Kendini tanımıyorsun. Kapasiteni bilmiyorsun. Bunu geliştirmek için uğraşmıyorsun. Tembellik yapıyorsun. Cahillik yapıyorsun. Ondan sonra vay bu beğenmedi, nasıl beğenmez ben bunu öldüreyim ondan sonra ben de öleyim. Bunun ismi sevgi değil. Bu hastalık, hastalıklı bir şey. Buna sevgi demek, sevgiye hakaret etmek demek. Bu narsistlik içinde çok diplere gitmiş, kara sevda bile denilemeyecek, kör bir şey. Yazık. Yani o durumda olan durumunu gidecek söyleyecek, anlatacak şekilde bunu anlayabilecek düzeyde çevresinde ne kadar insan var. Anne baba ne kadar bunları biliyor da bunları çocuğuna anlatacak. Burada bilinçsizliğe gidiyor iş. Halbuki 3 tane kitabımız var derste okuma ödevi verdiğim. 100er sayfa bile değil. Bu kitapları bir kere okusa bir Allah’ın kulu en azından bir fikri olur.

ÇELİK:Bu arada kitaplarımızın isimleri: 1. Sevme Sanatı-Erich Fromm, 2. Arthur Schopenhauer-Aşkın Metafiziği, 3. Prof. Dr. İsmail Yakıt- Mevlana’da Aşk Felsefesi ve ders dışında bir öneri olarak da Sevgi- Leo Buscaglia kitabını ekliyorum.

UĞUR:Leo Buscaglia’nın kitaplarını özellikle öneririm. Kitapları güzel, kendisi kıymetli bir insan.

ÇELİK: Birde “sevgi” kitabında, çok zorlandığından bahsediyor. Bir dersinde mesela ağaç varsa onu görmek yetmez, dokunun, tanıyın onun üstüne çıkın filan diyor. O derste bir çocuk bu durumu yanlış anlıyor. Gidiyor ağaca çıkıyor. Okulun müdürü gelip kızıyor öğrenciye. Sonrasında öğrenciye uzaklaştırma veriliyor. Yani biraz da zorlanarak yapmış Leo Buscaglia bunu.

UĞUR: Şimdi bu verilen örnek eğitim sisteminin o müdürün bir öğrencinin doğayla bütünleşmesini anlamamasının hazin örneği. Eğitim sisteminin yetersizliği, kifayetsizliği, yanlışlığı. Kalın kafalı, örümcek kafalı adamları eğitim sistemi diye kimseye bir şey öğretmedikleri, kendi yalan yanlış uygulanamaz bilgilerini zorladıkları bir şey eğitim sistemi. Ne diyor, eğitim sistemi insana hiçbir zaman hayattaki problemlerini çözmeye yaramaz diyor. Doğru diyor. Sen sevgi dersine gelene kadar mutlulukla ilgili sevgiyle ilgili hayatla ilgili işine yarayacak ne anlattılar sana?

ÇELİK:Okulda çok az şey belki de hiçbir şey.

UĞUR: İlkokul 1., 2. Sınıfta biraz bir şeyler anlattılarsa anlattılar onun dışında kim ne anlattı.

ÇELİK: Kimse bir şey anlatmadı. Ben genelde okuduğum kitaplardan “a bak şöyleymiş”, “ a bak böyle yapıyım” filan diye diye öğrendim.

UĞUR: Ama senin kişisel ilgin ve çabanla oluyor. Onu göstermeyene eğitim sisteminde ne gösteriliyor? Bak ben bu dersi açtım 4. Seneye girecek. Cumhurbaşkanlığından bu dersin içeriği işlenişi vs. ile ilgili bilgiler istediler benden. İlkokuldan, ortaokuldan, liselerden bir sürü hocalar geldi benimle toplantılar yaptılar. Biz bu dersi lise öğrencilerine, ortaokul öğrencilerin nasıl uygulayabiliriz diye. Aradan geçti iki sene hiçbir yerde bir aktivite yok.

ÇELİK: Aslında küçük yaştan beri verilse bu ders daha iyi olur. Asıl ergenlik döneminde insan ne nedir öğrenmeyle mücadele ediyor.

UĞUR: Sen küçük yaştan itibaren öğrencileri sevgiyle eğitirsen her gün bunu bunu yapacaksınız diye eğitirsen böyle olmaz. Ama onlarda şundan korkuyorlar, it kopuk sapık bilmem ne çok. Ondan sonra ona, güzel biri gelip bir şey söyledi mi kaldırır götürür tecavüz eder, keser, öldürür bilmem ne yapar diye korkuyorlar.

ÇELİK: Bunun belli bir bilinçle verilmesi lazım.

UĞUR: Ülkenin insanına güvenmiyorsan sen, güvenmediğin birtakım kimselerden dolayı iyi yetişecek kimseyi iyi yetiştiremiyorsun. Annen baban öğretsin onu da diyorlar. Sen devletsin annesini babasını yetiştirende sensin. Onları da yetersiz yetiştirdin.

ÇELİK: Bunları yapmasından korktuğumuz insanların eğitimsizliği aslında korktuğumuz şey.Onların da eğitimsizliği söz konusu yani.

UĞUR: Bir daha söyleyelim. Şu 3 sene de ben en azından beklerdim ki, Ankara’daki İstanbul’daki özel üniversitelerin üçünde beşinde buna benzer dersler açılsın ama yok. Çok büyük ayıptır, çok büyük kayıptır.

ÇELİK:Bizde geleceğin anneleri babalarıyız. Bizimde çocuklarımıza aynı eğitimi vermemiz lazım.,

UĞUR:Sen çocuğun olduğu zaman inşallah ona yemek, barınma, altını alma gibi ihtiyaçlarını sağlamak dışında sevgi gösterip büyüdüğünde insanlara hayvanlara doğaya yani genel olarak sevmeyi öğretebilirsin.

ÇELİK: İnşallah. Bu güzel röportaj ve sohbet için size çok teşekkür ederiz. Umarım birkaç kişiye daha sevgi aşılamada yardımcı olabilmişizdir.

Sevgiyle kalın…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 198
Kayıt tarihi
: 18.09.15
 
 

İnşaat Mühendisi'yim, yüksek lisansıma devam etmekteyim. Fotoğraf çekmeyi, yeni yerler keşfetmeyi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster