Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
566
 

Sevgi Sokağı

Sevgi Sokağı
 

"Hadi gel, eve gidiyoruz" dedi. Bu sesi tanıyordum, İlker Abimdi, hiç itirazsız kabul ettim, tutuştuk elele başladık yürümeye.
Sokağımıza gelince;
"Annen bizde, sende yukarı çık, ben Tamer'le top oynamaya okulun bahçesine gidiyorum" dedi. Der demezde 30 m. ilerideki okulun bahçe kapısında yok oldu. Tam lojmana giriyorken Fırıncı Mustafa Abi'nin sesini duydum.

- O küçük hanım bu gün geç kaldın bakıyorum, millet ekmek bekliyor, servise gitmiyormuyuz?
Benim sevdiğim eşekle gelmiş bugün, yaşasın! Ekmek küfeleri yanlarda, ben eşeğin tepesinde başladık yol almaya. Sıcacık ekmek kokusu, nasılda canım çekti ama biliyorum ekmekler sayılı, birinin ucundan azıcık koparabilseydim. Neyse dayan kızım dönünce Mustafa Abi en sıcağından bir ekmek verir sana. Sırayla 6-7 bakkala ekmek veriyoruz. Yol boyu eşeği seviyorum, kulak arasından öpücük kondurup, iyice eğilip gözlerine bakıyorum. "Eşek gözlü" demenin neden iltifat sayıldığını iyi biliyorum bu nedenle. Geri döndüğümüzde İlker Abim hala ortalarda gözükmüyor. Annemlerin yanına, eve gidiyorum bende. O da beni bekliyormuş, günlerden Cuma, pazara gidecekmişiz.

Pazar çok kalabalık, bacak aralarında kalmaktan sıkılıyorum. "Offf anne neden beni evde bırakmıyorsun sanki" diye içimden söylenirken annemle birbirimizi kaybediyoruz. Biraz etrafa bakınıyorum, annemi bulamıyorum. Her zaman limon aldığımız limoncu beni yanına alıyor, annem nasılsa buraya kesin uğrar. Yandaki bavulcunun en büyük bavulunun üstüne oturtuyor beni. Limoncu, bavulcu ve ben, başlıyor üçlü muhabbet, keyfim yerinde. Beni bulmak için evle pazar arasında 4-5 tur atan annem en nihayet görüyor beni.
- Kaç defa burdan geçtim, dönüp neden bakmıyorsun, deyip basıyor fırçayı.
- Biz muhabbet ediyorduk, seni nerden göreyim, dememle popoma 3-4 şaplak yemem bir oluyor.
- İşte buldun ya beni sevinsene, birde niye dövüyorsun ki deyince, annemin korkudan ve sinirden pancar kırmızısına dönen yüzünü, gülmemek için şekilden şekile soktuğunu görüyorum. Ama ben anlıyorummmmm. Sıkıca kucaklıyorum onu.

Eve dönünce doğru İlker'lere gidiyorum, lojmanda yan yana dairelerde oturuyoruz, oh eve gelmiş neyse.
- Akşam çatıya çıkacakmıyız? Bu gece yeni film oynatacaklarmış, diyorum
- Bakalım, belki Tamer'de gelecek müzik dinleyeceğiz , diyor. Eh onlar ne derse o olur.
İlker, Ferdi Tayfur'cu, Tamer, Orhan Gencebay, ben ikisini de sevmiyorum.Sokağıımızda ki yazlık Şafak sinemasında sık sık Nilüfer, Ajda Pekkan, Berkant ve Ersen'ın plakları çalıyor, ses tüm sokağa yayılıyor onları dinliyorum ve seviyorum.

Babam işten gelince yemeğimizi yiyoruz, akşam çayına İlker'ler bize geliyor. İkimizin babası da veznedar ama farklı şubede çalışıyorlar. İlker gelmemiş, daire kapılarımız açık, bizimkiler çaylarını içerken fırt kaçıyorum hemen yanına. Maydanoz saplarını yiyor, hemen bende atlıyorum tabi. Sen çok yedin, ben az yedim başlıyoruz şakacıktan kavgaya. O, 6 yaş büyük ve benim gibi tek çocuk, Tamer'de 5 yaş büyük, o ailenin tekne kazıntısı, evde şimdilerde tek çocuk sayılır. Aaaa saat kaç olmuş Tamer gelmedi diyorum, gene top peşindedir bu saatte bile diyor İlker. Yalvarmaya başlıyorum
- Abi hadi çatıya çıkalım, ne olur, ne olur. Bak Tamer'de gelmiyor zaten, gelirse o da yukarı yanımıza gelir.
- Ah Suzukim (gözlerim hep şiş gözüktüğü için beni Japonlara benzetip, bu ismi koymuştu.) , niye sana hiç hayır diyemem, yakala minderi diyor. Yukarıda kiremitler popomuzu acıtmasın diye minderlerimizi almayı hiç unutmuyoruz. Bizimkiler kaçtığımızı fark edip, dikkatli olun, ne siz düşün, ne de kiremitleri kırın, diye sesleniyorlar arkamızdan. Çatının kenarında yüksekce beton olduğu için aşağı uçmamızdan pek korkmuyorlar anlaşılan. Sinemanın ışıkları sönüyor ve film başlıyor. Sinema perdesinin üçte ikisi görünüyor ama olsun, biraz sağa doğru yattıkça her sahneyi tam görüyoruz. İlker her zaman ki gibi sakin, galiba onun bu sakin yapısı bana huzur veriyor, uykum geliyor, onun dizine yatıveriyorum, nasılsa film bitince uyandırır beni, yarın gece de sonunu seyrederim.

Sabah balkondan gelen sesle uyanıp, doğruca balkona koşuyorum. Oleyyyy, günlük nevalem tamam yine. Ya at arabacısı İsmail Amca, yada karşı kahvenin sahibi Sabri Amca'dan nevaleler. Bir paket sakız, bir paket şemsiye şeker ve l pakette çok sevdiğim kaynana şekeri. Kaynana şekerine düşkünlüğümden sokak lakabımda Kaynana. Kulağa hoş gelmiyor ama bakmayın siz. Sokakta başka kız olmadığı için kıymetlileriyim ben.

Sokakta duran at arabalarına bakıyorum, benim siyah atım gene orda, şimdi aşağı inemem annem yollamaz bende balkonda ata binerim. Balkonun pervazına oturuyorum, hadi sevgili atım senle biraz tur atalım olur mu?
Karşıda hareketlilik var, kahvedeki herkes dışarı çıkıyor, Sabri Amca bir ileri bir geri ne yaptığını anlamıyorum. Neden hepsi bana bakıyor? İsmail Amca sakin sesinle sesleniyor;
- Gülay, sakın aşağı bakma, hep önüne doğru bak, kıpırdama geliyorum.
-????
- Allahım sen koru, Allahım sen koru, diyor Lokantacı Fikret Amca.
- Aaaa ne oluyor bunlara, bir rahat oynayamayacak mıyım ben?
İsmail Amca eve gelip, doğruca balkona yanıma geliyor. O kadar sessiz yaklaşıyorki fark etmiyorum önce, kolumdan tuttuğu gibi kucaklıyor beni, öpüyor,öpüyor,öpüyor. İçerde ütü yapan annem arkasında belirmiş, panik yapmasın diye eve girdiğinde ona birşey demeden, rotayı direk balkona çevirmiş. Annem ağlamaya başlıyor. Ben hala şaşkın!

Duvara kulağımı yaslayıp İlker'in odasını dinliyorum, odalarımız yan yana denk geliyor. Artık uyansa da yanına gitsem. Tamer aşağıdan ıslık çalıyor İlker'e, kendi aralarında şifreli. Camı açıyorum, uyanmadı daha diyorum.
- Kahvaltınızı yapın okulun bahçesine gelin, uyandır şu uykucuyu, diyor. Hava da biraz serin sende üstünü sıkı giyin tamam mı?
Tamer'in arkasından bakakalıyorum, sonra camı kapatıp İlker'i uyandırmaya gidiyorum. Annesi Pervin Teyze açıyor kapıyı, sabah öpücüğümü veriyor kocaman. Ben onun da kızıyım, elbiselerime nakış yapıyor hep.
- Uykucu uyan hadi, saat 12.00 oluyor. Kahvaltımızı yapalım, Tamer bekliyorrrrrr.
- Oooo sabah cini, geldin mi gene :)))) İkiniz de delisiniz, ne işim var sizle bilmem, diyor İlker abim.
Onu çok seviyorummmmmmm, o da beni :)))
Biri akıllı-uslu, biri de deli-dolu abim.
Sokağımızın adı Dipçik Sokak, ne kadar itici. Ben adını değiştirdim.
Biz; SEVGİ SOKAĞI çocuklarıyız...

08/10/2007



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hey gidi siyah-beyaz yıllar... Ben de Orhan Gencebaycıydım... Selamlar..

murat ertaş 
 17.10.2007 16:05
Cevap :
Batsın bu dünya, diyorsunuz yani :)))) O siyah-beyaz yılların içi o kadar renkliymiş ki, şimdilerde renklerin için o haldeyiz. Sevgilerle...  17.10.2007 16:16
 

Hiçbirşey eski tadında değil son zamanlarda.Bu güzel havayı soluttuğunuz için teşekkürler.Sevgiyle..

NilüfeRDeN 
 16.10.2007 15:29
Cevap :
Masumluğumuzu kaybettik zamanla, geçmişi arar olduk. Yine de bir an bile olsa içinizi ısıtabildiysem mutluyum inanın. Sevgilerimle...  16.10.2007 16:22
 

Sevgi sokağına konuk oldum birden bire:) Yüreğinize sağlık. Sevgiler

Ozlem Ozkulak 
 15.10.2007 1:04
Cevap :
Şimdilerde de yaratabilsek sokağımızı ne harika olur. Belki de iyi niyetimizi korumamızın, yaşamda güzelliklerde varmış diyebilmemizin nedeni bu güzel anılar. Sevgilerimle :))))  15.10.2007 9:27
 

anıları okumayı çok seviyorum. Bizim de anneannemlerin evinin balkonundan gözükürdü yazlık sinemanın perdesi. akşamları seyrederdik. Daha doğrusu seyrederlerdi. Hülya koçyüğüt filmleri siyah beyaz. Vay be. Otopark olmuş sonra orası...

karga 
 11.10.2007 9:46
Cevap :
Geçmişin sıcaklığı bile insanın içini ısıtmaya yetiyor aslında. Şimdiler de kaybetsekte birbirimizi, anılar hep bizimle. Sevgilerimle :)))  11.10.2007 10:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 464
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 898
Kayıt tarihi
: 27.07.07
 
 

1965 yılında İstanbul'da doğdum, 18 yıldır Yalova'da yaşıyorum. Lise mezunuyum, kamu kuruluşunda mem..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster