Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
2263
 

Sevgi Soysal'ın kötü bir sureti olan Pınar Kür'den ne beklenirdi??

Sevgi Soysal'ın kötü bir sureti olan Pınar Kür'den ne beklenirdi??
 

Sevgi Soysal bu ülkenin başkentinde yaşamış ve yazmış en önemli yazarlardan biridir.


Pınar Kür... bir zamanlar devrimcileri anlattığı "Yarın Yarın" isimli kitapla Orhan Kemal Ödülü almış bir "yazar"... ya da yazman mı demeliyiz??

Televizyonda "İstanbul'a neden geliyorlar bu insanlar, oturdukları yerlerde otursalar ya" türünden bir mükemmel seçkinci tavırla göç olgusuna bulduğu dahiyane çözüme - daha doğrusu rahatına düşkün burjuva tavrına bakınca- bir zamanlar yazmış olduğu kitaplarda burjuva sınıfla kıyaslayıp yücelttiği "devrimci halk karakterleri" sayesinde önce ödüller alıp sonra da, onları tüm cahilliğine rağmen yetiştirebilmiş olan halka tepeden bakabilen "belkemiksiz bir aydın" olduğunu ispatlaması literatüre geçmeli diyorum içimden.

Eğer Pınar Kür okumadıysanız, önce Sevgi Soysal'ın 1973'te Orhan Kemal Ödülü alan "Yenişehir'de bir Öğle Vakti" isimi muhteşem kitabını okumanızı öneririm. İkisi arasında kurduğum bağlantıya gelince....

Tamamen bir tesadüf eseri elime geçen Sevgi Soysal'ın bu kitabını 17 yıl önce okumuş ve hikaye-roman kurgusunun bir kentin dokusuyla bu kadar güzel işlenebilmesine hayran olmuştum. Soysal, her bölümde ayrıntılı biçimde ve tüm gerçekliğiyle anlattığı kişilerin aslında bir şekilde birbiriyle ilgisi olduğunu, sınırlı bir zaman diliminde mükemmel bir kurguyla vermişti o kitapta ustaca. Bir çırpıda okuyup bitirdiğim bu kitaptan sonra bu ülkenin diğer kadın yazarlarına olan ilgim artmıştı doğal olarak. Farklı bir çizgide olabileceklerine dair safdil bir umutla.

Bu yüzden hemen ardından Pınar Kür'ün 1976 basımlı "Yarın Yarın" kitabını aldım. Okumaya başladığımda, belki de benzer dönemlerde yazıldıkları için benzer konuları ele almış olabileceğini düşündüm. Fakat satırlarda ilerledikçe bir şey farkettim.. Kür'ün romanında Sevgi Soysal'ın kitabındaki karakterler ve olaylarla öylesine benzerlikler vardı ki sanki Soysal oturmuş kendi kitabından yeni bir roman yazmış gibiydi. Hatta kimi sayfaları oturup üşenmeden işaretledim. Tanımlamalar, anlatımlar, hatta neredeyse cümleler bile aynı gibiydi !!

Soysal'ın kitabındaki burjuva çocuğu Doğan ve devrimci Ali karakterleri ve ikisinin arkadaşlığı, yoksul halkın içinden gelen devrimci düşünceleri olan Ali'nin etrafında, işçi sınıfının kültürünü, Ankara'da geçen günlük hayatla yoğurarak anlattığı ayrıntıların tamamı Kür'ün kitabında da aynı şekilde anlatılmaktaydı. Tek fark, isimler ve mekanın İstanbul oluşuydu. Anlaşılan Kür için İstanbul o zaman da herkesten korunası bir yerdi fakat bunu romanın hiç bir yerinde bugünkü gibi söyleme cesaretinde olamamıştı çünkü o zamanlar "devrimci görünerek" edebiyat dünyasında bir yerlere varılabileceğini çözmüş olmalıydı kendince.

Sevgi Soysal hastalığı yüzünden 22 Kasım 1976'da hayatını yitirdi. Bundan kısa bir süre sonra da Pınar Kür son derece ustaca, zekice, edebiyat dünyasına yeni giren adı sanı duyulmamış, hırslı, genç bir kadın yazar olarak, onun edebiyat dünyasında bıraktığı boşluğu "doldurabileceğini" sanarak, artık sesi soluğu çıkamayacak olan büyük usta Sevgi Soysal'ın kısa hikayeler şeklinde her bölümde anlattığı karakterlerden yepyeni bir roman oluşturmuş ve onları ayrıntılı ve daha uzun başka bir kurguya oturtmuştu neredeyse. Kimi yerlerde cümlesi cümlesine aynı denebilecek benzerlikler karşısında " bu kadarı da pes doğrusu" demekten kendimi alamadım.

işin en acı tarafı da Kür'ün bu "taklit", kötü, kopya romanına tutup bir Orhan Kemal ödülü verilmiş olmasıydı. Kitabın sonundaki hayalkırıklığımı ve Kür'e olan öfkemi, ödülü verenlerin hiç birinin Sevgi Soysal'ın kitabını ya okumamış ya da bu benzerliği bilinçli olarak yok saymış olduklarına olan üzüntümü kırmızı kalemlerle not düşmüştüm.

Sevgi Soysal benim gözümde büyük bir yazardır. Gerçekten de çok büyük. Edebi başarıları, kısa süren hayatı yüzünden yarım kalmış, yeri doldurulamamış, içten, duru ve yitik bir yazar.

Pınar Kür'se ilk romanı olarak yazdığı kötü bir kopyayla, yitik bir yazarın romanı üzerinden ödül almış, satacak şeyleri iyi çözmüş, sahte bir yazar.

bunları düşünürken, hafızası olmayan bir toplumda " bir şeyleri başarmış", ülkenin en önemli kanallardan birinde konuşan "entellektüel görünümlü" bu kadının söyledikleri beni hiç de şaşırtmadı.


Sevgi Soysal hakkında "izinsiz gösteri" sitesindeki yazı için bakınız: http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi97/kubilay.akman_97.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Pınar Kür'ü bizzat tanıdığım gibi, eserlerinin tamamını da okudum. P. Kür'ün yaşantısı ile eserleri arasında bir bağlantı kurulamaz. P. Kür, çoğu aydınlarımız gibi burjuva hayatı yaşayan, kendini çok iyi yazar sanan, entel takliti yapan Parisli bir kadındır. P. Kür Paris'ten bahsetmediği zamanlarda torununu anlatır. Bence de P. Kür iyi bir yazar değildir. Saygıyla..

Aklin ATA 
 26.04.2008 17:41
Cevap :
düşüncelerinizi paylaştığınız ve yazıya katkıda bulunduğunuz için çok teşekkür. "aynası iştir kişinin lafa bakılmaz" diyorum ben de. selamlar.  28.04.2008 19:01
 

Yayınevleri, Ödülü veren jüri üyeleri sorumludur; suç varsa da suçludurlar. Ödülü aldı, yayınevlerinin her zaman editörleri vardı; okumadan mı bastılar... Ferid El Atraş'ın okuduğu bir şarkısı öldükten tam olarak hatırlayamadım yaklaşık 10-15 yıl sonra bir sanatçımızın bestesi olarak ortalığı yakıp yıkmıştı... F. El Atraş'ın okuduğu eserler Ümmü Gülsüm gibi çok uzun ondan alıntı yapılmıştı... "Hoş geldin Melek" adlı şarkıyı da merak ediyorum... Uzun Arapça versiyonunu, klibini de seyretmiştim.... Bu liste üretimin her alanını içine alarak uzayıp gider.. Önemli olan kontrol mekanizmasıdır. birinci derecede sorumlu olan halka ulaştırandır. Fikir alıntısını yapma karakterine haiz olan daha sonra gelir... selamlar

N Aglağu D 
 24.04.2008 9:27
 

Blogunuzu okuyan, ama Pınar Kür'ü sözkonusu programda izlememiş olan birini yanıltıyorsunuz. Sanki Kür, göç olgusu hakkında konuşmuş da, 'otursunlar oturdukları yerde' demiş gibi anlatıyorsunuz. İkincisi, yazınızdan anladığım kadarıyla, uzmanı olmadığınız bir konuda, yazarı gerçekten taklitçi yerine koyuyorsunuz. O kadar edebiyatçının göremediğini siz mi gördünüz? Gördüyseniz, yazın bir yazı gönderin bir dergiye, dergi yayımlarsa Kür kendini savunamazsa, ancak o zaman, taklitçi diyebilirsiniz. Kür'e yönelik eleştiriniz, verdiğiniz bilgileri aşan abartıda, önyargılı, ayakları yere basmayan ve önemlisi haksız bir eleştiri.

felsefice 
 06.04.2008 0:28
Cevap :
Sanırım siz de her iki kitabı ve yazarı hiç okumamışsınız. Fırsatınız olursa okuyun derim. Pınar Kür'ün ne söylediği o kadar açık ki. benim bi şeyi çarpıtmama gerek yok. "O kadar edebiyatçının görmediği" bi şeyi sen kim oluyorsun da görebiliyorsun tarzındaki yaklaşımınız da bi yerde "uzman değilsen konuşma" anlamına geliyor kısaca. Eminim siz de felsefe konularında uzman olmadığınız halde halde felsefe üzerine onuşabiliyor, hatta hayata dair kendi felsefenizin doğruluğunu başkalarına anlatabiliyorsunuzdur. ama buna benim itirazım yok. teşekkürler selamlar.  06.04.2008 15:52
 

Eline sağlık. Ne güzel özetlemişsin. KÜR ün kitapları yerine Nermin BEZMEN okumayı tercih ederim.

Hülya Oktay 
 05.04.2008 9:49
Cevap :
çok teşekkürler sevgili Hülya Oktay, böyle bi karşılaştırma için de:)) selamlar sevgiler.  05.04.2008 21:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 161
Toplam yorum
: 2168
Toplam mesaj
: 568
Ort. okunma sayısı
: 1908
Kayıt tarihi
: 09.07.06
 
 

Başkentte doğmuşum ve orada gidilecek tüm okullara gitmişim: ODTÜ-Psikoloji ve Ankara Üni. İletiş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster