Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '07

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
689
 

Sevgi

Sevgi
 

PEYGAMBERİ SEVMEK

Ne kadar da zor insan olmak! Nerede Allah’ın iltifatına mazhar olan ya da uyarılan insanlar? Dünya cadı kazanı; insan suretine bürünmüş mahlûklar, birbirlerini yemekle meşgul. Nerdesin Ya Muhammed? Öylesine muhtacız ki sana!

İnsan olabilmek kolay değil. İnsan olmak için bir dizi haslete sahip olmak gerekiyor. Bu hasletlerden belki de en önemlisi sevebilme yeteneğidir. İnsan, sevip sevilince fark eder insan olduğunu. Sevmeliyiz; ama kimi, neyi, nasıl?

Eğer onu gereğince sevmezsek; karşı cinsimizi, çocuğumuzu, malı, şöhreti ya da başka bir şeyi severiz. Bu, doğal bir olgudur; zira insan sevmeden, sevgisiz yaşayamaz, yaşama tutunamaz.

Peygamberimiz Muhammed Mustafa, Gönüller Sultanı, sesleniyor: “Eğer beni ananızdan, babanızdan, çocuklarınızdan daha fazla sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız; gerçekten iman etmezseniz, Cennete giremezsiniz.” Eyvah, demek ki, Allah’ı ve Peygamber’ini sevmeden telaşla bitirmeye çalıştığımız işlerimiz ve huzura erdireceğini düşündüğümüz ibadetlerimiz bizi umduğumuz hedefe ulaştırmıyor. O halde hemen neyi neden yaptığımızı gözden geçirmemiz ve bütün işlerimizin temeline öncelikle sevgiyi koymamız gerekiyor.

Yaptığımız bütün ibadetler, farkında olmasak bile, aslında bir sevgi ve saygının neticesidir. Ama insanın kendisinden kaynaklanan ve dinin prensiplerine ters düşen arzu ve istekler, Allah ve Peygamber’i için olan sevginin tam ve mükemmel olmasını geciktirir ve engeller. Bu nedenle hiçbir sevgi Allah sevgisinin üstüne çıkmamalıdır. Hz. Peygamber’i sevmeyi ise, Allah sevgisinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Çünkü Yüce Allah, Ali- İmrân Sûresi’nin 31. âyetin-de; “(Peygamberim!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...” buyurmak suretiyle kendisini sevmeyi, Hz. Peygamber’e uyma ve O’nu takip etme şartına bağlamıştır.

Peygamber sevgisinin ölçüsünü de, bizzat Peygamberimizin kendi ifadelerinde bulmaktayız: Bir hadîs i şerifinde O şöyle buyurur:

“Şu üç özellik kendisinde bulunan insan, îmânın zevkini tatmış olur: 1-) Allah ve Resûlü-nün kendisi için her şeyden daha sevgili olması, 2-) Sevdiğini sadece Allah için sevmesi, 3-) Îmândan sonra inkâra dönmeyi ateşe atılacakmış gibi yadırgaması.”

İnsanlığı düşmüş olduğu ahlâksızlık batağından çıkaran Hz. Peygamber, aynı zamanda onları, güzel ahlâkın en üstünü ile donatmaya çalışmıştır. Ashâb ı Kirâm da bütün güçleriyle O’na bağlanmış ve O’nu canlarından daha çok sevmişlerdir. Tarihin, bir benzerini görmediği bu eşsiz sevgiden ve kopmaz bağlılıktan bir iki örnek verelim:

Uhud Savaşı’ndan sonra bazı kimselerin şehit edildiği haberi Medîne’de hızla yayılınca, şehrin her tarafından çığlıklar yükselmişti. İşte bu sırada savaş alanına koşan ve kocasının, oğlunun, kardeşinin cenazeleriyle karşılaşan Sümeyra isimli Ensar’lı bir kadın, başına gelen bunca felâkete rağmen, hemen, “Resûlullah nerede, nasıldır O” diye sormuştu. Derken O’nu sağ bulunca, Allah’a hamd etmiş, yanına vararak elbisesinin kenarından tutup; “Sen sağ oldukça hiçbir musibetin bana tesiri yoktur.” demişti.

Bir başka bağlılık ve sevgi örneğini de, Mekke’de acımasızca şehit edilen Desinne oğlu Zeyd’de görüyoruz. Lihyân oğullarının İslâmiyet’i kendilerine öğretmek için davet ettikleri yedi kişiden biriydi O. Sadece İslâm’ı öğretmek maksadıyla yola çıkmıştı. Bu muhterem insanlar Reci Suyu’nun başında, kendilerini davet eden Lihyân oğulları tarafından kalleşliğe uğramışlardı. Desinne oğlu Zeyd ve arkadaşı Hubeyb hariç, diğerleri hemen orada şehit edilmişlerdi. Lihyân oğulları bu iki sahâbîyi de esir edip Peygamber düşmanı kâfirlere satmışlardı. İşte bunlardan Zeyd’in, idamdan önceki sözlerini ve Peygamber’e olan sevgi ve bağlılığını burada zikretmek istiyoruz:

Son dakikalarını yaşadığını anlayan Zeyd, iki rekât namaz kılma izni almıştı. Orada toplanan seyircilerin huzurunda Ebû Süfyân ona; “Doğru söyle ey Zeyd! Şimdi Muhammed’i bulup da senin yerine O’nu öldürmemizi, senin de sağ salim olarak ailene dönmeni istemez misin?” der. Zeyd de, “Vallahi ben ailem içinde sağ salim otururken, Muhammed’in, değil sizin yanınızda, hatta şimdi bulunduğu yerde bile ayağına bir diken batıp incinmesine razı olmam” diye karşılık vermişti. Bu sözleri duyan Ebû Süfyân, “Ben, insanlar içinde Muhammed’in arkadaşlarının O’nu sevdiği kadar, hiçbir kimsenin bir başkasını sevdiğini görmedim” diyerek şaşkınlığını ve hayretini dile getirmişti. Tabii ki, Ebû Süfyân o sırada henüz müslüman olmadığı için böyle diyordu. O da müslüman olunca değişip, Hz. Peygamberi, o çok seven sahabilerden biri olacaktı. Bu gibi örnekleri daha çoğaltmamız mümkündür.

Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Acaba bizim için Peygamberi sevmenin alâmetleri neler olmalıdır?

İnsanın iç dünyasına ait olan duygular, dışa akseden alâmet ve belirtileri ile anlaşılır ve tanınırlar. Duygular hakkındaki hükümler de buna göre verilir. Sevgi de kalbe ait bir duygudur ve anlaşılması açısından dışa yansıyan bir takım belirtilerinin olması gerekir. Öyleyse Peygamber sevgisi de dışa vuran belirti ve işaretleriyle anlaşılabilir. Şimdi bu belirtilerin önemlilerini zikredelim:

1- Sevilenin emrine uymak ve onun isteklerini kendi arzularına tercih etmek. Şu anda Peygamberimiz hayatta olmadığına göre, bizim ona olan sevgimizin en açık belirtisi, O’nun emir ve yasaklarını içeren Sünnet’ine bağlılığımız; Sünnet’ini yaşayıp yaşatmamız olmalıdır. Nitekim bu hususta Enes b. Mâlik şöyle demiştir: “Hz. Peygamber bana dedi ki: ‘Kim benim Sünnet’imi yaşatırsa beni sevmiş olur; beni seven ise, cennette benimle beraber olur. Kim de Sünnet’ime uyarsa, onda Allah sevgisi olgunlaşır. Kim de Sünnet’e ters davranırsa sevgisi eksik olur.” Elbette burada sünnetin ne olduğunu doğru kavramak, onun boş bir taklit olmadığını fark etmek zorunludur. Sünneti sakala, cübbeye indirger, insanlar arasında sevgisi, dürüstlüğü ve samimiyeti ve güzel ahlakı ile tanınmayan itici bir tip olarak dolanırsak, gerçek sünnetten habersizin demektir.

2- Sevilenin her sözünü kabullenmek. Seven, sevdiğinin kendisi ile ilgili olmayan sözlerine bile değer verir. Hâlbuki Peygamberimizin sözleri, inananlar olarak bizi muhatap almaktadır. Öyleyse O’nun her sözüne değer vermeliyiz. Ama değer vermek nasıl olur? Onları en güzel ve doğru olarak anlayarak, yorumlayarak; onlarla yaşadıklarımız ve karşılaştıklarımız arasında hak yola sevk edici bağlantılar kurarak.

3- Sevdiğini çok anmak; Onu hatırlama ve Ondan söz etmeye düşkün olmak. Peygamberimizi sıkça anmak ve anıldığında O’na salât u selâm getirmek de O’na olan sevginin bir tezahürüdür. Fakat bu kalbin uzak olduğu bir tekrar olmamalıdır. Dilin söylediği, gönülleri aydınlatmalıdır.

4- Peygamber’i seven, O’nun sevdiklerini sever, sevmediklerini sevmez. Mesela Hz. Peygamber’i seven, O’nun ashabına ve ehli beytine; yani ailesine de dost olur. Zira O, bir hadis i şeriflerinde, torunları Hasan ve Hüseyin hakkında; “Kim onları severse beni sevmiş olur; kim de onları sevmezse beni sevmemiş olur.” demiştir. Ashabı sevme hususunda da; “Ashabım hakkında Allah’tan korkun. Benden sonra onları tenkit hedefi yapmayın. Onları seven, beni sevdiği için sever; düşman olan da bana düşmanlığından dolayı düşman olur. Kim de onlara sıkıntı verirse bana sıkıntı vermiş olur. Bana sıkıntı vermiş olan da sanki Allah’a sıkıntı vermiş olur. Böyle yapanı, Allah’ın cezalandırılması da yakındır.” buyurmuştur.

Resulullah’ı sevmek; O’na gereğince uymak, Sünnet’ini doğru yaşayıp korumak ve O’na ters düşmekten kaçınmaktır. Eğer insanoğlu, bu gün içinde bulunduğu bölünmüşlükten, huzursuzluktan, mutsuzluktan, doyumsuzluktan, her türlü buhran ve bunalımlardan kurtulmak istiyorsa, her şeyden önce, bir insan ı kâmil olan Peygamberimizin ahlâkı ile ahlâklanmalı, onun sevgisini gönlünde yüceltmeli ve bu sevgisini tezahürleriyle de ortaya koymalıdır.

Salât ve selâmın en güzeli Peygamberimize, ailesine ve arkadaşlarına olsun.

Süleyman Dönmez

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Böyle bir hatırlatma,sevgiyi bu şekilde ifade etmenizden dolayı size teşekkür ederim.Bu arada Kandilniz mübarek olsun...

yekruseha 
 09.08.2007 10:58
Cevap :
Teşekkür ederim. Sizlerin de Kandili Mübarek olsun.  09.08.2007 16:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 784
Kayıt tarihi
: 27.02.07
 
 

Ben kimim? Kafa kağıdımdaki beyana göre 1969 tarihinde Burdur - Gölhisar'da, doğumuma şahit ala..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster