Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
489
 

Sevgide ki derinlik hali!

Sevgide ki derinlik hali!
 

Uzun uzun izahat serüvenine girmeye gerek yok… Zaten o; bir yarısı izah edilebilen şeyler olurken, öbür bir yarısı ise hiç  izah edilemeyeceklerin adı olan şeydir. “ Bizi de cahil sanmasınlar!... Bari biz de onun izah edilebilecek olan tarafından birkaç kelam etmeye çalışalım...”  diye düşündük. Kusur olursa, eksik kalan bir tarafı olursa affola…

Eğer sözü edilen âşkın,  makul, muteber ve meşru bir mecaz âşk olduğunu varsayarak değerlendirecek olursak, bize göre âşk; sevgide ki derinlik halidir.  Onun ölçütünde ki derinlik haline vakıf olunamamışsa, kişide ki sevgi hislerin tezahürü, yüzeysel olan şeylerdir. Öylesi yüzeysel hislerin ifade edilmesinde ki durum da yüzeyseldir. Derinlikli değildir. Misal: Söz söylersin, söylediğin söz aslında bir kadının cismani özelliklerinden, gözlerinden  v.s.’ den ibarettir. Onun cismani vasıfları üzerine kurulan hayallerden ibarettir. Veya, mehtaplı bir gecede görülen yıldızların ve ayın parlaklığıdır.  O parlaklık, doğaldır ki, çok hoşa gider. Aslında öyle güzel gecelerin farkına varanlar ve gayet hareketli olanlar sadece insanlar değildir. Onun var olduğunun farkına türlü türlü hayvanat bile vakıf olabilmektedir. O sebepten, topluma sunulan yayınlar yoluyla, sadece bunların farkında olunmasının, olunduğunun dile getirilmesi, söylenmesi, insan namına sıra dışı sayılabilecek bir davranış biçimi olmaması gerekir. Çünkü, dile getirilmiş olan şey; sadece bir kebabın ağızda bıraktığı tadı, lezzeti, nefis kokusu veya göze hoş görünen yönünü  ifade etmek gibi bir şeyse, bu;  güzelliği, lezizliği herkesçe bilinen  ve zaten hoşlanılan veya  iştah veren bir yemekten alınan tadın o bilinen ve yüzeysel hissedilmesi halinin söz konusu edilmesinden başka bir şey olmaz. Sonra, böylesi tasvir edilen hislerin sebebi bir sevgili mi! Öyle ise, onlara karşı duyulan hisler, adeta bir kebaba duyulan hisler gibi, toplumun aleni olarak işiteceği bir şekilde anlatılırsa olur mu? O  iştah kabartan bir şekilde, aşırılığa gidilerek tasvir edilen kebaba karşı bir çok insan açlık hissetmez mi? Herkes o kebaptan tatmak istemez mi? İnsan sevdiğini, sevdiğinin bir kısım özel hallerini aleme mahrem kılmalı. Onu teşhirden sakınmalıdır.

Âşk’ın hası; bir taraftan sevgilinin değerler bütününe duyulan hayranlıklar olurken, aynı zamanda ahlakın hasıyla beslenmiş olan duygular, düşünceler ve hisler bütünüdür. Evet!... O sebepten ki,  sevgilinin mahrem kılınacak yönlerini teşhirden sakınmak duygusu; aslında sağlam ve haklı olan bir duygudur.

Öbür taraftan, gerçekten kıymettarlık  vasfına sahip olan derin hisler; öyle hemen, dilde, gözde, kulakta, burunda hissedilebilen  şeylerle sınırlı değildir. O derinlik hisleri ancak yürekten gelir, yürek sözleri ve sanatı ile ifade edilebilir ve hissedilmesi de ancak yürekten olur. Hani kalpten kalbe giden yollar vardır ya!...  Rabbimizin hoşuna gitmeyecek bir sevgiyi kalplerinde taşımak istemeyecek  ve ancak (O)'nun takdir buyurarak yarattığı sevgilerle, hislerle, ilhamlarla süslenmek isteyecek olanların veya süslenmiş olanların kalpleri arasında oluşan sevgi yolu gibi!...  Oysa, sadece nefisle, şehvetle süslenmiş otogarlardan kalkan otobüslerin, varış yerlerinde ki otogarlar da aynı, tur yapan otobüslerin sürücüleri de, yolcuları da aynı o türden olması gerekir değil mi?

Sonra, bu izahatlarımızdan sonra sakın kalbi sevgi yollarıyla birbirlerine karşı  tertemiz sevgi hisleri besleyenlerde görülmesi muhtemel olan  güçlü hissedişler ve kalbe doğan şeyler vasıtası ile,  birbirleriyle olan münasebetlerini, duymak, işitmek, bilgilenmek, bilmek gibi ihtiyaçlarını sadece uzaktan ulaşımlı kalbii yollardan gelip-giden bilgiler vasıtası ile halledebilecekleri ve sanki başka hiç bir şeye  ihtiyaç duymayacaklarmış gibi bir kanıya kapılınmamalı, böyle algılanmamalıdır.  Biz asla bunu söylemiyoruz. Eğer öyle algılanır ve öyle anlaşılırsa bu tamamen yanlış olmuş olur. Çünkü,  Allah (C.C.) 'ın takdir buyurmasıyla eğer kalpte varlığını hissettiren, kalbe doğan bir şeyler varsa bunun kontrolü bizde olacak değildir.  Ancak  bizler kalplerimizin ehilleşebilmesi ve  kendisinde gerçekten çok güzel duyguların yeşerebileceği bir merkez haline gelebilmesi için lüzumlu olan, besleyici, temizleyici, tertipleyici olan tüm gayretleri gösterebiliriz.. Bir gayretli ve ehil bahçıvanın  bahçesine baktığı gibi bakabiliriz. Onun toprağını tımar etmek, verimini artırıcı takviyelerde bulunmak, çok güzel çiçekler, bitkiler ve ağaçlar yetiştirerek  bakımını yapmak,  zararlı haşerelerden ve otlardan temizlemek, ihtiyacı olduğunda sulamak gibi işlerini kendi gayret ve çabalarımızla  yapabiliriz.  Fakat, evlerimizde sahip olduğumuz ve sanki istediğimiz zaman düğmelerine basarak çalıştırıp kullandığımız, istemediğimiz zaman kullanmadığımız eşyalarımız gibi, kalplerimizi de sanki  böylesi kontrol edilebilecek ve istenildiği zaman iletişim yapılabilecek bir cihazmış gibi düşünerek hareket edemeyiz. Peygamberlere (A.S.)  bile çok sınırlı ve çok istisnai olarak bahşedilmiş olan böylesi mucizevi özelliklerin,  bizlerde ondan da fazlasının olabileceğini düşünmek  mesnetsizdir, yanlıştır.  Ve esasen diyelim ki bu pencereden ilmi nazarlar ile yeterli tezler ortaya koyarak  lüzumu kadar bilgiler  sunmayı başarabilmek için bilimsel ve ilmi yeterlilik lazımdır. Şimdi bu bizimki onun yanında ancak bir cüzin küçük bir sayfası  olarak kalır. Öyleyse sükuta bırakalım!... Ehline bırakalım!...

Sonra şerli yaratıkların şerlerinden olabilecek olan hileli, kirli, tuzaklı  üflemeler ve bir takım  tazyikleri de,  kalplerimizi ancak Hakk mekanı yapmakla  farkedebilir ve onların verebileceği türlü türlü zararlardan ancak o zaman  kendimizi koruyabiliriz. Doğrusunu Allah bilir.

Mecaz âşk  kelimesiyle devam edelim.  Mecaz âşkların yaşanılmasında ve o âşkların, sevgilerin söz ile ifade edilmesinde, asıl menbağı, asıl olan referansı görülebilmeli, işitilebilmeli, hissedilebilmelidir. İfade edilen söz ve his darlığı ile, onlar sadece hayran kalınan dünyevi bir maddi varlık gibi hissedilmemeli ve öyle gösterilmemelidir. Onda, Allah Teâlâ’nın yüce sanatının büyüklüğü ve o muhteşem tecelliyatlarını fark edilebilmelidir. İşte o zaman o söylenen sözler çok çok kıymetli olabilirler. İşte o zaman has olan bir “âşk”; yaratılış gayesine de hizmet etmiş olacaktır. O sevgi ve âşk sözleri, kendine has ve adabına uygun olarak, sadece sevgilinin duyabileceği bir şekilde mi söylenecektir, yoksa  toplum içinde de söylenebilecek midir? Bunun cevabı da, kişiler tarafından çok daha rahat fark edilebilecektir.

Sonra, yukarıda ki paragrafların ortaya getirdiği fikirleri unutmadan, şöyle bir tezde bulunmak doğru olacaktır..: Âşk boyutunda hasıl olmuş duyguları, ille de çok güzel sözlerle ifade edebilmek gerekmiyor.   Çok güzel sözlerle ifade edebilmiş olmak, âşık olunduğunun tek ve yegane delili olmuyor. Hatta, “söz söylenerek ifade etmek” bile gerekmeyebilir. “Dil” dili ve “kalp” dilinden başka bir de “hal” dili var. Bizim gözlemlerimize göre, aslında bu “hal” dili günümüzde çok  ihmal edilir olduğu için, çok güzel boyutlara erişmesi gereken, bu çok güzel duygular yumağı; yok yere heba edilebiliyor. Biz oradaki detaya bu yazımızda girmeyeceğiz. Fakat, insanlar mutluluklarını kaybetmesinler, mutlu ve huzurlu olmada kendilerini daha dayanıklı kılabilsinler diye, tespit edebildiğimiz bir husustan, bir başka gözlemimizden daha bahsederek bir sonra ki paragrafa  geçelim..: Âşk ve sevgilerin söğüt kurdu!... Veya bir başka tabirle “virüsü!..”;  zan-sanı ve dolayısı ile sağlıksız iletişimdir !!!

Efendiiim… Çünkü; Hakiki bir “âşk”-ın yaratılış gayesine hizmet edeceğini, yani inanan insanı Allah’a (c.c.) yakınlaştıran bir şey olacağını ifade etmeye çalıştık ya!… İşte bu sebepten dolayı, Kovulmuş ve Lanetlenmiş Şeytan, asla bu aşkların böylesine gelişmesini istemez. Onu engellemeye çalışır. Kaybedilenin geri kazanılmasının artık mümkün olamayacağı durumların doğuracağı pişmanlıklar içerisinde, acı çekmemeleri ve Rabbimize yakınlaşmaktan ise geri kalmamaları için, insanları bu konuda kesin bir eminlikle uyarıyorum… Zannlarla, sanılarla ve eksik veya olmayan bilgilerle hareket etmeyin. İletişimlerinizi emin yöntemlerle yapın. Böylece, aslında doğru olan nedir? Eğri olan nedir? Bunu tam olarak öğrenin ve öylece duygularınızı, düşüncelerinizi ve hareket tarzınızı belirleyin. Yoksa zararlı çıkan siz olacaksınız. Kazanan, Lanet Şeytan ve onun yerdeki tayfaları  olabilecek. Olmasın inşaAllah... Doğrusunu Allah bilir.

Rahmanî  irade ile belirlenmiş olan terbiyeler içinde kalınarak duyumsanan sevgi ve aşk hislerinin enerji kaynaklarının bir eşi, bir benzeri daha olamaz.  Rahmanî  ilhamların etki alanında olunmak kaydı ile, âşıklar tarafından maşuklara söylenebilecek olan sadece  iki-üç kelimelik sevgi ve şefkat sözcükleri bile, bazan muhatabına bir ömür yetecek kadar tesirli olabilirler. Çünkü, Allah Teâlâ, o sözcüklerin tesir gücünü dilerse binlerce kat artırabilir. Oysa, şeytani ahlakın içinde terennüm edilen sevgi ve aşk sözcükleri ise, doyumsuzluk ve tatminsizlikten başka bir şey vermeyecektir.  Onlar, muhataplarına her gün için yüzlerce defa dahi terennüm edilecek olsalar, etkisinde bir kifayet görülmez. Sadece, çölde bir serap görmüş gibi, bir anlık, bir kısa sürelik  sevinilir. Serap kaybolup da gerçek keşfedilince, elde avuçta hiçbir şey kalmadığı görülür.

Yürek, gizli ve gizemli bir cennet evidir. Çünkü kalp;Allah-u Zülcelal’in nazargâhıdır. Sen o nazargâh evini, Yüce Mevlâ’ya açsan da açmasan da, o ev gözleniyor. Sahibi, istese de istemese de, o ev; ister-istemez şereflenmiş oluyor. Şerefleri çok yükseklerde taşıyan evler var!.. Çok yükseklerde taşıyamayacak evler var!..

Evet ya!... Kimi yürekler, gizli ve gizemli birer cennet evidir! Gizli ve gizemli birer cennet bahçesidirler. Ev sahibi, o evi süslemekten ve o evi temiz tutmaktan anlayan biri ise!… Bahçıvan  bahçe işlerinden anlayan birisi ise… Öyle olduğu sürece!…

Cennet evinin, cennet bahçelerinden gül getirip koklatabilmek ise, adeta Rahmanî ilham mücevherlerinin muhafaza edildiği sandığın, muhteşem kıymetli taşlarla bezenmiş ve sırlanmış olan kapağını açmak gibidir. O açılınca ondan sadece herkesin bildiği bir gül kokusu gelmez!... O açılınca, bitaraftan gülün kokusu yansıtılabilecekken, öbür taraftan, onunla birlikte amber kokusu, mis kokusu, bir karanfil kokusu, bir reyhan kokusu da hissedilebilecektir. Hatta, hiç tadılmamış,  daha önce hiç keşfedilememiş başkaca güzel kokularında farkına varılabilecektir. Çünkü, o konuşan artık sadece göz değil, kulak değil, dil değil, burun değil!… Bütün sayılan ve sayılamayan dillerin dili, dillerin  anası olan, yürek dilidir. Çünkü, o yürek de; İlahi  bir feyizden beslenmekte, İlahi âşktan nasibini almaktadır. O yürek, ölü bir yürek değildir. O, Allah’ın avuçlarında ( avuçlar= Allah’ın (c.c.) hikmeti, takdiri manasına… Onun gösterdiği hakk dinin mensubu olmak ve o dini yaşamak manasına...) tutulan bir yürek… Ondan hayat bulan, dip diri, cap canlı bir yürek!…

Allah Teâlâ,  Şürâ Suresi: 52,53. ayette şöyle buyuruyor: “İşte sana da, emrimizle, bir ruh ( kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik.”.

Demek ki, bu yüce vahiylere sarılanların yürekleri diri. Sarılabildikleri oranda diri. Diğerlerinin ise ölü. Ölü veya ölmek üzere olan kalplerin maşuklarına verebilecekleri nedir ki?

Bu sebeple, mecaz  âşklar ki, ( zaten  mecaz olmalıdırlar!...) bir kıymet ifade edebilecekse, onun ana kaynağının İlahi âşk olması gerekir. Onun ana  kaynağının Allah (c.c.) âşk’ı olması gerekir.

"Gül'e” âşk söylenebilmelidir. Ancak, bu hissedilen ve hissedileni söylenen âşk'ın feyiz kaynağı da, enerji kaynağı da, varı da, yoğu da, o gülden ibaret olmamalıdır. Öyle olursa, gül, ay,  v.b. şeylerin tabuya dönüşme tehlikesi vardır. Biz buna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Yani, sadece gülden alıp, sadece güle söylemek olmamalıdır. Başka bir deyişle...Tabiri caizse sadece “al gülüm, ver gülüm!..” noktasında olunmamalıdır. Söyleyen söyleyebilir de... Onun kıymeti ne olacak ki?

İnsanlara nasip olabilecek olan Allah âşk’ı; evrensel bir sevgi sofrasından,  evrensel bir sevgi (âşk) lokması tadabilmek gibidir. Bu evrensel sevgi sofrasından tadabilmek; herkese açık olmakla birlikte, evrensel sevgi sofrasının adabını bilmekle ve o sofranın adabına uygun hareket edebilmekle mümkündür.

Not: “Evrensel Sevgi” isimli çalışmamızı da okumanız, konuya farklı bir bakış açısı getirebilir (>Duran Açıkgöz, blogcu.com).

Arife tarif gerekmez lakin, biz böylece, bu kısaca ele aldığımız konuyu  anlatmaya çalışırken, bundan önceki yazımız da ki,

“Ay’a, yıldız’a, gül’e söylemek değil

Tutulan yüreğin derinliklerinden

………..       ………..      …

Bil ki, anca mana olur sevgin, ma’şuk’una, meşkine

Dön gel de Çetin’im  gidelim Allah (c.c.) âşk’ına.” diye ifade edilen mısraların   açılımına da birazcık olsun değinmiş olduk.

Aslında bir derya, bir deniz büyüklüğü gibi anlatılması gereken tüm bu “âşk” konulu yazı denemesi adına, tam olarak ifade edemediğimiz ve hakkını tam olarak veremediğimiz hususlar için, sizden bizi hoş görmenizi rica ediyorum.

Sonuç için, detaylarına girmeden önemle bir uyarı ve bir de tavsiyede bulunmak istiyorum...: Kovulmuş ve lanetlenmiş şeytan'a (İblis) dikkat edin ve korunaklı (Kur'an ve sünnet yolcusu!..) olun! Nikahla mutluk âşk’ı (!) yaşayın, saraylara değişilmez yuvanızı kurun!

Gününüz aydın, geceniz çok güzel olsun.

Selam ve duâ ile…

 Duran Açıkgöz / 09.04.2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 208
Kayıt tarihi
: 20.12.11
 
 

Hayata ilişkin keşfedebildiğim iyi, güzel ve faydalı olabilecek  bir şeyler varsa, onları  değerlen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster