Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
73763
 

Sevgide şart şurt olmaz!

Sevgide şart şurt olmaz!
 

Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın! Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!


İnsanlığın varoluşundan bugüne nasıl geldiğimizi anlatma derdinde değilim. Konumuz SEVGİ. Onun üzerine eğiliyorum. Kuşkusuz insanlığa bahsedilmiş en büyük hediye, en yüksek frekans "Sevgi" frekansıdır. Bu niteliğin değerlendirilememesinden dolayı hem ruhsal, hem de fiziksel olarak sağlıksız birey ve toplum meydana gelir.

Daha somut ve en keskin çıktısı da cinnetler, cinayetler ve hatta savaşlara kadar uzanır..

İnsanoğlunun gerçek bir insan olmasını sağlayan sevgi kavramıdır. "Kalben her bir birey tarafından ne kadar anlaşıldığını bilemem ama dünya üzerinde en fazla yazılıp, çizilen, konuşulan ve filmlere konu olan yine "Sevgi"dir.

Yenileşmeler, değişmeler onun etkisini azaltmaz. Çünkü bu kavram şarta şurta bağlanamaz.

Hem bu kadar yazılıp, çizilen, anlamını koruyan hem de gerektiği gibi, yeterince olgunlaşmadığı düşünülen ama yaşanılması arzulanan "sevgi" denen olgunun nasıl bir frekans olduğunu gelin isterseniz bir de araştırmacı-yazar Üstad Ahmed Hulûsi'nin kaleminden yansıyan ile anlamaya ve anlamlandırmaya bakalım.

SEVMEK

Kişi sevdiğiyle olmak ister!

Sevdiğinin hâliyle hâllenir... Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!

Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için, çoğunlukla, "beğeni" ile "sevgi"yi birbirine karıştırırız...

"Beğeni", yanında "sahip olma" arzusuyla açığa çıkar!

Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın...

Bu tüm mahlûkatta çok yaygın bir duygudur!

Kimi, beğendiğini cebine sokar; kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister; kimi yakalayıp inine sürükler... Her mahlûk yaradılış fıtratına göre, beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.

"Sevmek"ise bundan çok farklıdır...

Sevince, yalnızca sevdiğin için yaşamak istersin!

Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak, yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin! Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!.. Yakınlık bile uzak gelir sana!..

Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!

Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın! Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!

Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!.. Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!

Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni; ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde sevdiğini görürler de, "Sen o olmuşun" derler!

Beğenen sahip olmak ister...

Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!

Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; "aşığım" sanır! Ama sevdiği uğruna, fedakârlık etmeye gelince sıra, o koku siliniverir üzerinden "kopamama" sabunuyla!

Parasından kopamaz... Mevkiinden kopamaz... Yakınlarından kopamaz... İçinde yaşadığı ortamın güzelliklerinden kopamaz... "Etraf"tan kopamaz!

Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde... Eksiklikler görmeye başlar, yetersizlikler görmeye başlar... Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini; uzaktan acıyarak seyretmeye başlar... Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları! Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur! Beğeniyi, sevgi sanmıştır!

Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse, bu defa "nefret"e döner "beğeni"; ondan intikam alma duygusu gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında bir o yana, bir bu yana sürüklenir durur; terk edilmişliğin, uzaklaşmanın, lâyık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!

Oysa yalnızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır! Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için, mevki-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış; sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş; yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir...

Seven ise göze almıştır kopmayı... Dışlanmayı... Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı...

Fıtratından gelir sevgi! Kulluğu sevmek üzeredir! Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan... O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!

Seven, karşılıksız sever!..

Beğenen karşılığını ister!

Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!

Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu! Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi... Karınca gibi çalışır; maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar... Ama pervane gibi sevemez! Atamaz kendini ateşe!

Sevgi sonunda yanmayı getirir! Beğeni ise sonunda kaçmayı!

Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, "sevgi" delilikten bir türdür! Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip, her şarta katlanmayı! Ve "delillik bu" derler...

Beğenme bir tür "hobi"dir!.. Bazen ömür boyu sürer, bazen birkaç yıl, bazen birkaç ay!

Sevgi bir ömür boyudur!.. Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!

İçinde, özünde hissedilip açığa çıkaramadığını karşısındakinde bulduğun anda onu sevmeye başlarsın... Özünde sevgin kadardır karşısındakine aşkın!

Çoğunlukla karşısındakinden, ondakinin yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana!

Bazen de özünden gösterir yüzünü O!.. O zaman onlar için derler ki, "Allâh'a âşık oldu"!

"Kendine seçtikleri"dir sevenleri bir çehreden!.. Özünden sevgiyi yaşayanlardır, "mukarreb"leri!..

Hünerlerini sergilemek için yaratmıştır her şeyi...

Sevmek için yaratmıştır sevilenleri!

Gözlerinde seyretmek için gözleri olarak yaratmıştır "aşk"ı yaşattıklarını!

Avam anlamaz ve bilmez bu aşkı! Bunun aşk olduğunu!

Oysa gerçek "aşk", O'nun ateşine pervane gibi atılıp; varlığını O'nda yitirip; O'nun "Bâkî"liğini yaşattıklarıdır gerçek "âşık"lar!

Özel bir fıtratla gelmişlerdir onlar, "âşık" olmak için! Yaşamları boyunca bir değer taşımamıştır Dünya ve içindekiler! Parmaklarını bile kıpırdatmamışlardır Dünya için! "Allâh de ötesinde bırak onları hevâlarıyla oyalansınlar" hitabına maruz kalmıştır programları; ve hücrelerine nüfuz etmiştir bu hitap!

Gerçek anlamıyla onlar "yaşarlar aşkı"; "Yaşar onlarda aşkı"; sever, acır, merhamet eder onlarda kullarına; çünkü bu sıfatlar için yaratmıştır onları!

Var gel dostum, biz dönelim dünyamıza; bu masal gibi gelen sözler yeteri kadar ıslattı bizi!.. Şimdi kurulanmak zamanı!

Dönelim dünyamıza, koşalım, çalışalım, didinelim; insanları sevindirmek için onlara bir şeyler verelim; ve gönüllerini hoş etmek için güllâbicilik eyleyelim!

Sonra da, bunları hep "Tanrı -pardon Allâh- için yapıyoruz!" diyerek vicdanlarımızı tatmin edelim!

Gönül "aşk" için yaratılmamışsa, neye yarar bunca demek!..

İyisi mi, "hobi" kabilinden "dinle ilgilenip", günümüzü gün eylemek!

AHMED HULÛSİ

2.8.1998

New Jersey - USA

https://twitter.com/sufafy

abdurrahman balcilar bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgide şart-şurt olmaz da.. Hadi gel de bunu günümüz gençlerine anlat. Geçenlerde tam evlenme arifesindeki bir arkadaşım ayrıldı. Sebebini sordum. Vallahi sevgiliyken gayet mütavazı gözüken nişanlım, evlenirken tam bir canavara dönüştü. Ne istekleri bitti, ne de marka tutkuları.. Eee baktım olmadı, pes ettim, ayrıldım abi. dedi. Gel de bu yazıyı onlara oku!.. Allah hem yazanlardan mahrum etmesin, hem de okuyanlarla dost etsin inşaallah...

Ümit Oltu 
 08.09.2013 16:18
 

Bir de şu Suriyedeki,Mısırdaki Müslüman katliamına dair yazsanız usta...Hazır bu kadar okunurken "kardeşlerinize" bir yardımınız dokunmuş olmaz mı?...Selam

ali açıköz 
 22.08.2013 0:50
 

Bir adam Rasûlullah (s.a.v) efendimize geldi: -Seni seviyorum ya Rasûlullah.. dedi. -O halde fakirlik hâline razı ol.. Bir kişi yine geldi: -Ben Allah’ı seviyorum.. dedi. Efendimiz: -O halde belâ gömleğini giy. Allah ve Resulünün sevgisini fakirlik hâli ve belâ takip eder. Bundandır ki, birçok iyiler şöyle derler: -Belâ Velîlere (Allah dostlarına) gelir. Tâ ki, bir iddia peşinde koşmayalar. Böyle olmasaydı herkes Velîlik iddiasında bulunurdu. Hz. Abdülkadir GEYLÂNÎ (ilahi armağan) Sevgi dendiğinde dışarıdaki bakış ve bu hadisteki bakış oldukça farklı.Seviyorum demek kolay fakat yaşamı hadistende anlaşılacağı üzere oldukça ağır şartlara tabiyet getiriyor.Üstadın söylediği gibi sevgi en yüksek frekanstır.En yüksek frekans olması itibariylede en yüksek şartları yanında getiriyor.Ve zorluyor.Ortaya koyulması istenenler hayatlar.O zaman karşılığını anca buluyor.

Ozan Ardor 
 20.08.2013 4:28
 

Beğeni ile sevgi arasındaki en önemli fark, sahip olma duygusu imiş. Doğru, kesinlikle, teoride özellikle.. Ama pratikte bu çook zor! Öyle değil mi? Nasıl sahiplenmeyeceksin ki. Gelenekler, töreler, adetler, şarkılar, yaşananlar hep sahiplen diyor. ‘’Ya benimsin, Ya toprağın’’ ,’’ Saçın tenine değse, tenini kıskanırım’’. Gerçi bunlar demode oldu. Yerlerini ‘’ Aşk her şeyi affeder mi’’, ‘’ Yakalarsam ..’’ vs sözlere bıraktı. Sahi aşk her şeyi affeder mi? Bu durumda: evet.. Eğer beğeni değilse yaşadığınız, maalesef aşk her şeyi affedecektir. Hatta yazıdaki gibi bir sevgide, daha da ötesi …

kemal satı 
 20.08.2013 4:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1991
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10246
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster