Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
864
 

Sevgili Ergün Tufan'a yanıt!...

Sevgili Ergün Tufan'a yanıt!...
 

“Ay, çok sevdim bu yaşlarımı!...” adlı yazıma sevgili Ergün Tufan şöyle bir yorum yazmış:

hayat öğretiyor ama acıtarak öğretiyor.
Gülgün hanım öncelikle çok güzel ifade ile anlatmışsınız hakikaten çok keyifle okudum yazınızı ve okuduktan sonra yüzümde tatlı bir gülümseme oluştu, çünkü sanırım benzer şeyler hep benim de aklımdan geçen şeylerdi ve sanki benim de aklımdan geçen şeylerin aynası gibi hissettim yazdıklarınızı. Bu arada insan hakikaten yaşadıkça öğreniyor da pek çok şeyi bu arada bunları öğrenirken de çok ağır bedeller ödüyor.Hayat öğretiyor ama çok acıtarak öğretiyor maalesef. Acısız ve bedel ödemeden, daha keyifli bir öğrenme yöntemi yok mudur acaba:))?? Sevgilerimle........ “

Cevap veriyorum Ergün Bey: Cıkkkssss….

Kişisel görüşümdür elbette, ukalalık yapmış da olmayayım ama bence keyifle öğrendiklerimiz becerilerimizi geliştirdiğimiz şeylerdir, doğal olarak da özünde “ben” duygusu vardır… Yaşamı özümsemek için ise daha çok “biz” olgusu şarttır!

Mezelerin tadını keyifle öğreniriz, tat duygusu bireyseldir, o keyfin o masada dostlarda bir arada bulunmak anlamında olması için ise dostluğun önemini bilmek gerek, bunu öğrenebilmemiz ise yalnızca öyle yada böyle bir şekilde yalnızlık duygusu hissetmemizle ilintilidir…

Aşk keyifli bir öğrenmedir ama bedeli er ya da geç mutlaka ödenir!

Babasını kaybetmeden “babasını kaybeden birini anlamak” mümkün değildir…

Mutsuzluğu yaşamadıkça mutluluğun anlamını bilemediğimiz gibi, yaşamsal öğretiler maalesef can acımadan öğrenilmiyor…

Keyifli öğretiler ise bireysel ve o nedenle “vay be neymişim ben” ya da “helal bana ama hak da ettim doğrusu” diyoruz…

Çiçekler yalnızca hoş ve güzel şeylerdi gençliğimde, öyle kendimle doluydum, öyle kendimle ilgiliydim ki, bahçedeki güller bu sene pek mi coşmuş, aaa ne güzel de rengi varmış, erguvanlar ne hoşmuş…

Umurumda bile değillerdi, saçım düzgün mü kurumuş, o yakışıklı çocuk bana mı vurulmuş, offf ne giysem acaba bugün… Bütün derdim, ilgim bunlardı…

İş hayatı, evlilik, çocuk vesaire, birkaç yıl öncesine kadar hiç fark etmemiştim doğanın mucizesini!

Ben bir mucizeydim neredeyse, çünkü…

Kendimle uzlaşıp, barışıp, artık nasıl göründüğümü umursamadığım zamanlarda bakmaya başlamışım etrafa…

Ve… O zamanlar da tahminen kırklı yaşlara denk geliyor, ne anlamsız şeylerle boğuşmuşuz meğerse dediğimizde, canımız acıyor elbette, onca haybeye üzülmelerimize…

Diye düşünüyorum naçizane ve atladığım eksik bir şeyler kalmış ise tamamlamanızı ya da yanlış mantık yürütmüş isem düzeltilmemi rica ediyorum, bu da bir çeşit anlamaya çalışma sonunda, hep birlikte öğreniriz yeni bir şeyler…

Sevgilerimle…


Gülgün Karaoğlu

Haziran,26/08

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gülgün hanım öncelikle çok teşekkür ederim benim bu soruma oturup kafa yorup, böyle güzel bir yorum ve yazı hazırladığınız için.Hakikaten çok mahcup oldum size karşı. Evet haklısınız hayat öğretileri malesef hep olumsuz şeylerin yaşanması sonucu oluyor malesef.İyi ve güzel şeyler sanırım insanların egosunu şişirdiği için öğreti anlamında insana hiç bir şey katmıyor sanırım.Ama ego devreye girdiği anda her türlü insan ilişkisini zedeleyen ve bozan bir şey.Herkes egosunu kontrol altında tutabilse,bencil davranmaktan vazgeçebilse,empati yapıp karşısındaki insanı anlamaya çalışsa ve onun düşüncelerine ve kişiliğine saygı göstermeyi öğrense sanırım insan ilşkilerinde çok ciddi mesafeler katedilebilir.Değerli yorumlarınız için tekrar teşekkürler.Sağlıkla ve mutlu kalın...

ET 
 27.06.2008 9:20
Cevap :
Ben de teşekkür ederim efendim, sevgilerimle...  27.06.2008 23:03
 

Ben, burada anlatmak istediğiniz olguya yıllar önce bir kavram kılıfı geliştirmiş ve görecelik teorisinden hareketle, "DUYGUSAL GÖRECELİK HİPOTEZİ"nı öne sürmüştüm. Buna göre, her duygu eşsizdir, sahibine aittir ve paylaşıldığı zaman iki kişi arasındaki paylaşım oranı ve biçimine göre değer ve şiddet kazanır. O halde tüm duygular görecelidir. Bir hissedenle bir diğer hissedilen arasındaki özel ve benzersiz ilişkidir her nefret, her sevgi, her kıskançlık vs... Yani siz "gıpta etme" duygusunu başka algılar ve yaşarsınız, ben daha başka.. ve 6,5 milyar gıpta türü oluşur böylece. Bilmem anlatabildim mi efendim? Esin verdiniz. Sevgiyle... MS

Mehmet Sağlam 
 26.06.2008 8:34
Cevap :
Hipotezinize tümüyle katılıyorum, benzer şeyleri düşünmüşüz, benim de bazı yazılarım var o konuda, ama bu yazıdaki amaç daha çok "öğrenmenin keyifli tarafı olamaz mı" sorusuna yanıt olduğundan, duygusal görecelikden ziyade iki öğrenme şekli arasındaki farkı saptamaktı... Okurum yazınızı... Teşekkür ve sevgilerimle...  26.06.2008 13:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1286
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster