Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
326
 

Sevgili yorumcuya cevaben…

Sevgili yorumcuya cevaben…
 

Bir okurum, okurum diyorum ya, bir anda kendimi köşe yazarı gibi hissettim vallaha, hani bir Ece Temelkuran, ki kendisi en favori köşe yazarlarımdandır, bir Ayşe Arman, bir Sarıkız, ya da İlhan Uçkan gibi…

Neyse… Konuyu dağıtmamayım her zamanki gibi, ki konuşurken de ben böyle konuşurum ama topluyorum sanıyorum ki bir yerlerinden insanlar “sus ay ne olur” demiyorlar ama şarkı söylerken diyorlar vallaha!

Efendim, bir okurum aşağıdaki yorumu yazmış, sorular çok, cevaplar uzun, hal böyle olunca bende bu şekilde yanıtlayayım istedim kendisini…

Aşk zor ! Bulunmuyor....
Bazıları kafalarında oluşturdukları evlenecekleri kişi profili,profil dedigimde pek kişilikde degil aradıkları;meslegi şu olsun,boyu kilosu şu olsun vs...Peki o şartlardaki kişiyi bulduğu taktirde Aşk geliyor mu?Bu tip beraberlikler ne kadar sürüyor? Beraberlikler çok kısa,sevgi saygı yitirilmiş sanırım !Aşk gel deyince gelmiyor ki...Cvp verirseniz çok sevinicem Sevgilerle hoşçakalın 2008de umarım bende eşimi bulurum :)

Aşk gel denildiğinde gelmiyor gerçekten ama git denildiğinde de gitmiyor mübarek!

Gel dendiğinde aşkın gelmemesi ile ilgili epey bir düşünmüşlüğüm vardır ancak tam olarak meseleyi çözmüş de değilim, ama kim bilir, bölük pörçük biriktirdiklerimi tamamlayacak birileri de çıkar…

Aşkı herkes bekler, beklemesi de gerekir zaten, de… Beklemek meşakkatli bir iştir, hele ki yol uzadıysa, yorar da yorar insanı… Sıkılır insan beklemekten, sıkıldıkça gerilir, gerildikçe gerer etrafındakileri!

Yaş gereği zaten kendinde beğenmediği bir ton şeyi vardır, ya burnudur, ya saçları, mutlaka olmazsa olmaz vücudunda bir kusuru, ki ilerleyen yaşlarda ancak anlayabilir aslında onların pek de hoş olduğunu, bu bekleme gerginliği ile kusurlar birleştiğinde kat kat yüklenir bakışlara ve de dudak kıyıcıklarına, ki üstelik bir de kişilik sorgulamaları devam etmektedir bu arada…

Genelde olan halimiz değil de olmak istediğimiz hallerimiz vardır o aralar aklımızda!

Olmak istediğimiz halimiz de genelde pek de yakın değildir sahip olduğumuza.

Ehh… Bu şartlar altında sağlıklı bir aşk uğramaz zaten kapımıza, uğrasa da ya kıskançlıkla boğulur ya da fazla ilgiyle…

İlk tezim budur gel denildiğinde aşkın inatla gelmemesi üzerine…

Aşkı bekleyen insan, her yeni tanıştığı ve de elbette ki iyi kötü kafasındaki beyaz atlı prense ya da pembe yanaklı prensese uyan birine “acaba bu mudur?” gözüyle bakar. İnkar etmeyelim,öyle bakar ayy, ben de baktım oradan biliyorum!

Garip bir çelişkidir, büyük bir ihtimalle de toplumuzun bu konuda getirisi, aslında götürüsüdür, çok fazladır.

Erkekler kendileriyle ilgilenen kadınları pek severler ama ruhlarında avcılık vardır, avlamak isterler… Kadınlar ilgilenmeyi severler, anaçlık doğalarında vardır, yaparlar, adamın üzerine gidiyor olurlar, yapmamak için çaba harcadıkça kendileri olmazlar, yapış yapış bir riya hem kendilerine hem de etrafındakilere bulaşır…

Yapışık adamlar, yapışık kadınlar vardır, bana göre yapışıktır da, başkası için sevecendir!

Arz talep olayıdır bu sanıyorum! Annesinden az sevgi gören bir erkek, çok ilgiye tapabilir, ya da tersi de olabilir, anneye olan kızgınlığını tetikleyebilir, tetiklediği için de kıza kızabilir…

Olayın en altında yatan faktör ise sanıyorum ki insanoğlunun doyumsuzluğu!

Doyumsuzluğun da getirdiği ne istediğini bilememe durumu…

Bir açlığımızı doyurduğumuzda diğer bir açlık başlıyor, tamam noktamız yok!

Başımız ağrır, önce sağlık deriz, ağrımız geçer, diş macunu neden ortadan sıkılmış deriz.

Sevecen bir eş isteriz, sevgisinden sıkılırız, birileriyle karşılaştırırız mutlu oluruz, yanında mutsuz, hanım hanımcık bir karım olsun denir, öyle biriyle evlenilir, fıkır fıkır bir kadına aşık olunur!

Fıkır fıkır kadına aşık olunur da evlenilir, hanım hanımcık ol denilir!

Sıkıldım artık her yazımda toplumumuz, toplumumuz demekten,sizde sıkılmışsınızdır muhtemelen, ama gerçektende toplumsal bir problemdir bu!

Biz ne isteriz değil de toplum bizden ne ister şeklinde büyüdük, büyütüldük ya…

Toplumu oluşturan bir birey değil de, toplumun bir bireyiyiz ya!

Hani toplumsal kuralları biz insanlar koymadık da, toplum biz insanlara kurallar koymuş gibi algılanır ya, işte maalesef bu kurallardan kimse aslında memnun, mesut değil iken, uyma gereği hissedip, hatta uydukları için alkış beklerler ya, uymayanları da kışkışlarlar ya,bu yüzden de hep maskelerle dolaşılır ya… Neyse…

İlişkilerin çabuk bitmesi ile ilgili söyleyebileceğim bir kaç şey var:

Öncelikle, aşk acayip bir enerjidir, hakikaten alır götürür ama bir insanın metabolizması onca enerjiyi kaldırmadığından mıdır, yoksa doyumsuzluğumuzdan mıdır bilinmez, süresi kısıtlıdır! Süresiz olan sevgidir, aşk sevgiye dönüştürülebilirse ilişki uzun solukludur ama bunun için de uyum ve kişilik olarak zedelenmeme gereklidir. Yani saygı! Saygı kişiye değil, kişiliğe saygı olarak algılansa sanırım içi biraz daha dolacak, çünkü saygının düğme ilikleme, bacak bacak üstüne atmak yada atmamak gibi karman çorman edildiği bir toplumda gerçek anlamını yitirdiği konusunda kuşkum var.

Bu arada, tüketim toplumu haline geldiğimiz de bir gerçektir! Tüketiyoruz! Alıyoruz, muhtemelen de çöpe atıyoruz…

Meyve alıyorum marketten, bir dolu, içim rahat, vicdanım rahat ama ne ben yiyorum ne de oğlum, ama aldım, görevimi yaptım!

“Reset” lemeyi öğrendik, bilgisayarlardan, problem mi çıktı, resetle gitsin!

İlişkide problem mi başladı, resetle şekerim, nasıl olsa her gün yeni bir modeli çıkıyor telefonların, kızların da!

Chat sitelerinde tonla erkek, resetle şekerim!

Ahh, yanlış anlamayın lütfen, bunlar yanlış demiyorum, üstelik benim de kaç tane dostum oldu bu chat siteleri sayesinde, yalnızca demem o ki, tüketimi hızlandırıyor bu teknoloji… Tv… İnternet… Cd…

Alternatifler çoğaldıkça bünyemiz hazır olmadığından mıdır nedir, ne istediğimizi bilemez halde saldırıyoruz her şeye, açık büfe gibi, her birinden tatmak istiyoruz, ya midemiz bozuluyor ya da tatlar karışıyor, ya da bir bakıyoruz ki aslında çoğunda aynı malzeme… Tek fark birinde brokoli, birinde karnabahar, diğerinde havuç var!

Atlanmaması gereken bir konu daha var ki, ille de toplumda öne çıkmış meslekler, kişilikler, arabalar arar insanlar! Kadınlar yaşı kendinden üç yaş büyük, yakışıklı, eğitimli, maddi gücü yerinde, arabası, evi, yazlığı olan, kişilikli, sevecen, kültürlü, nazik… Vs.. Vs… Dayanamayacağım her bir özelliği yazmaya…Yok güzelim, yok!... Bunları isterken aynaya baktın mı, en önemlisi kendi içine bakabildin mi sen?

Erkekler, çıtır olsun isterler ama aynı zamanda oturup konuşabileyim, bir konuyu tartışabileyim isterler, kaprissiz olsun, leb demeden leblebiyi anlasın derler, de… Çıtırlar kapris dönemindedirler, sohbet yerine hep kendilerinden konuşulsun isterler…

Kategoriler uyuşmuyor şekerim, tercihlerde sakatlık var!

Kadının beğendiği erkek, özellikle 30 yaş üstü içindir bu görüşlerim, daha gencini, güzelini arar, erkeğin beğendiği kadın daha yakışıklısını, daha karizmatiğini, ki, tutmaz bir türlü bu demler...

Yine geliniyor aynı noktaya, alternatifler çok aslında, ama kendini tanımazsan eğer, gerçek sen ne istiyor bilemezsen, ve de en önemlisi sen kendini sevemezsen, her bir ilişkin zarar verir en sonunda, hoş, bu da kayıp değildir, yaşaya yaşaya öğreniyoruz en sonunda!

Yine de, sağlık veririm ki, ne hak ile veriyorsam, bağışlayın, köşe yazarı sandım ya bir an kendimi, önce kendinizi tanıyın, gerçek kendinizi, toplumsal yaptırımları, filmleri, annenizin, babanızın öğrettiklerini olabildiğinizce bir kenara koyarak…

Sonra… Sonrası kolay… Bir kez bulmaya görsün insan kendisini… Kendini bulan insan kendini sever!

Kendini seven insan ise, sevilmeye layık bulur kendisini ki en büyük eksikliğimizdir bu…

Hem kendini seven hem de sevilmeye layık bulan kişi ise kendi kendine mutludur, ki, mutlu olması için ille de birine, birilerine ihtiyacı yoktur!

İhtiyaç olmadığı durumda ise doğal bir mutluluk, huzur söz konusudur ki, o da zaten yüze, göze, beden diline yansır ki, belki de çekim buradadır…

Bu durumda da seçmek size kalmıştır…. Gerçek size uygun hangisiyse…


Gülgün Karaoğlu
Ocak,04/08

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öncelikle merhaba Daha önce hiç yazınızı okumadım herhalde.Yeni sayılırım buralarda. Ancak bakışlarınız ve tebessümünüz çok güzel belirtmek istiyorum. Hayata güzel baktığınız yüzünüzden ve yazınızdan belli oluyor. Hayata dair ipucları için ise ayrıca teşekkürler. Sevgi ve saygılarla ...

basak_33 
 04.01.2008 10:00
Cevap :
Çok teşekkür ediyor, hoşgeldiniz diyorum! Sevgilerimle...  04.01.2008 12:39
 

merhba canım nasılsın gercekten yazını okudum çok begendım ınan çok haklısın senı sevıyommmmmmmmmmmm:)

hüzünler şehri.... 
 04.01.2008 9:08
Cevap :
:))) Sağol tatlım, bende seni seviyorum...  04.01.2008 13:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1283
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster