Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1565
 

Sevginin kokusu toplatır sevgilinin yerdeki saçlarını

Sevginin kokusu toplatır sevgilinin yerdeki saçlarını
 

Aşk diyemeyeceğim ama sevgi böyle bir şey galiba.

İhanete uğradığını düşünsen bile, giden sevgilinin ardından, banyodaki saçlarını yerden toplayıp saklamaktır bence sevgi.

Gidişinin ardından, uyuduğu yastığı yıkamadan günlerce dolabın içinde saklayıp, geceleri uyurken sarılmak, sarılınca da derin nefesler çekerek kokusunu o yastıkta aramak da…

Ya da onun kullandığı parfümü kendi üzerine sıkıp, bütün gün ve gece boyunca kokusunu hep genzinde hissetmeye çabalamak da…

Veya, "O"nun verdiği gülleri bağlayıp, baş aşağı asıp kuruttuktan sonra, ayrılık acısına inat her dakika görebilesin diye sehpanın üzerine koyup, o güllere bakıp bakıp hüzünlenmek de sevgi.

Hepsi sevgi bunların ama hepsi de buram buram kokan sevgiler.

Sevgiden veya sevgiden arta kalan izlerden kurtulmaya, ya da tam tersine onları korumaya çalışırken de sevginin taşıdığı koku bizim için öylesine önemli ki! Sanırım hepimiz farkında olarak veya olmayarak sevginin kokusunu içimize çekiyor  ve tabii ki arıyoruz da ısrarla.

 

Biten bir sevginin izlerini korumaya veya o izlerden kurtulmaya çalıştığımızda dahi fark eden hiçbir şey olmuyor. Silmeye çalıştığımızda da, anımsamak için deliye döndüğümüz anlarda da hep koku oluyor ilk aradığımız veya ilk kurtulmaya çalıştığımız. Saçları, uyuduğu yastığı veya parfümü…Ya da sembolik olarak da olsa kokuyu temsil eden veya belki de hala o günlerin kokusunu çağrıştıran bir çiçek mesela… Güller gibi…. Hep "O"na ait kokuyu barındıran, "O" gibi kokan, "O" verdiğinde o zaman sevgiyle koklanan her şey.

Beş duyunun birden çalışması elbette ki çok önemli gerçek sevgiyi yaşayabilmek ve hissedebilmek adına. Gözler kesinlikle görmek, kulaklar ısrarla ve bıkmaksızın en güzel sevgi sözcüklerini duymak, dillerimiz bu sevginin tadına bakmak, ten(ler)imiz dokunmak ve dokunulmak için delicesine sabırsızlanıyor. Ama ya koku? Sevginin kokusunu alamıyorsa burnumuz ve aldığı kokuyu sevdiğinin olmadığı ortamlarda da aramıyorsa çok şey eksik kalmıyor mu sizce de?

İşte sırf bu yüzden "Özledim, teninin kokusunu özledim" diye besteler yapılıyor…

İki aşık ilk sarılma anında başlarını birbirine gömerek şiddetle birbirinin kokusunu çekmeye çalışıyorlar içlerine. Filmlerde bile sevgiliden gelen her şey, bir tutam saç, bir mektup veya bir hediye paketi… Hiç fark etmiyor. Hemen burna götürülüp delicesine bir hasretle koklanıyor.

Ama iki aşık veya iki sevgili olmak bir yana; en güzeli, dünyanın en saf, en karşılıksız sevgisi de koklayarak başlamıyor mu zaten? Dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebe, annesinin göğsüne yattığında kokusunu ciğerlerine doldurup, daha sonra bu kokunun izinden sürmüyor mu sevgisini?

Belki de, koku ciğerlere doldurulduğu içindir, ayrılıkların ardından ciğerinin yanması insanın.. Kimbilir?

Doğduğumuzda alıyoruz sevginin kokusunu ilk ve doymamacasına, yıllarca, bıkıp usanmaksızın kokusundan sürüyoruz tüm sevgilerimizin izini. Sürüyoruz… Kokluyoruz…Seviyoruz!

Neşe İleri bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eskimeyen bir yazı yazmışsınız. Sevgili Çetin iyi ki bu linki vermiş. Ona da size de teşekkürler. Herşey unutulsa da zamanla, kalıcı olan tek şeydir koku. Haklısınız.

Nilgün Akad 
 24.06.2008 22:49
Cevap :
Sizi sayfamda ağırlamak ve arka sayfalarda kalmış bu yazıma yorum almak da öyleydi Nilgün hanım :)) Sağlıcakla kalın...  25.06.2008 10:17
 

yazar ece temelkuran'ı yaklaşık 10 yıldır yazılarıyla takip ederim. anlatımındaki sadelik yalınlık akıcılığını sağladığını düşünürüm hep. ya hocam siz o değilsiniz değil mi?

mehmet ersoy 
 22.08.2006 7:57
Cevap :
:)) Zannından doğan iltifatın için çok teşekkür edrim. Birikimine. gözlem yeteneğine, kalemine saygı duyduğum yazarlardandır beni ''O'' sandığın kişi. Pek çok gazete köşesini parsellemiş bulunan, yediğini, içtiğini, gezdiğini, denediği marka yatağı veya parfümü, ayakkabıyı yazdığını sanan! pek çok bayan yazar müsveddesinin yanında, beni Ece Temelkuran'a benzettiğin için tekrar teşekkürler! Çocukluğumda sorulan ''ne olacaksın?'' sorularını hep''YAZAR Olacağım'' diye yanıtladım ben. Kimbilir? Hani derler ya!? Belki de Allah söyletiyordur ve zamanın birinde benim de daha geniş kitlelerle duygu ve düşüncelerimi paylaşmama imkan tanıyacak bir köşe pencereciğim olur! SAĞOLASIN dostum!  22.08.2006 21:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 889
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2109
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster