Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
200
 

Sevginin Sesini Duydun mu Sen 4

Gecenin üçü dahi olsa düş kurarken uyuklasa da insan, bir düş de kaybettiklerine aittir, kalansa kendine azdır ki, düşünce sonrası dalar gider insan...

Artık bundan sonrası uzar gider zaman, kurguların peşi sıra, unutulacak çok şeydir art arda dizilen ki bakarsın yarım kalmışsın yaşamda ki işte o zaman yaşamın en ağır acılanmaları ile pişmanlıkları başlar ve ardından tüm aceleciliği ile pişmanlıklar başlar...

İşte o an sonrası artık benlikte varlık savaşı başlar...

Duvarlar art arda yön ve yer değiştirir düşlerin ucunu tutmak aslında imkânsızlığa yakındır.
Sadece kendine bir kaç cümle söylemeye çalışırsın derken, gün ışımaya başlar ve sanki durgun bir yaşamdır artık bundan sonrası...

Kendine sakladığın ne varsa artık dökülür cam pervazlarından gitmesi gereken yere doğru yolculuk başlar düşüncelerde...

Aslında giden ömürdür veya ömre dahil olmuş yaşamın azından artan kaybettiklerine ait her şeyin eksileceği yerine artarak çoğalsa da artık kendine söz geçirme zamanı da geçmiştir…
Giden zaten gitmiştir, hiç bir zaman da gözleri ardında kalmadan gitmiştir ki asıl vurgun artık bundan sonra başlamıştır...

Ama bundan sonra ise haykırışların sadece yazdığın satırlarda kalır sanırım hem de zamanının bitişini bile tahmin edemeden

Yaşam bu galiba oldukça hafife aldım…
Nerede duracağımı bilemeden hep koştum yön tarifinden uzak.
Sevdim dedikçe hep bedenimden bir şeyler kopuştu, en değerli dediğim çok şey hep geride kaldı.
Düşmek çok kolay olsa gerek hep denediğimdi bu. Sonraları ise kopuştu umutlar ve yalnızlık sahip olduğum tek yetenekti sanırım gerisi ise boş verilmiş duyguların içinde birikiyor…

Uzak bir köşe kapmacasıydı bu birbirine uzak köşelerde yaşam varken adına ayrılık adına boşverilmişlik derken tek tek nefes almalardı bu yaşam birbirine uzak sevgi sözlerine duyarsız kalıp düşünceye dalan bakışların uzakları görme umudu ile, tüm düşüncelere hasret sadece umudun gölgesinde el sallamak sevgiye…
Dünsüzlüğün boşvermişlikleri idi bu günkü çaresiz ve umutsuz çırpınışlarla bir yaşam kopuşu sahnesiydi bu…

Ve karanlıkta kalmış o kopuş sahnelerinin an zamanları uzadıkça düş kurmaların sonu gelmezken umutsuz sözler yapışır bakışlarına insanın adaletsiz sorgulamalarla…

Geleceğin beklentisizliğine sebepti ansızın gidişler.
Ansızın kayboluşlarla tüm geçmişi bir anda inkâr edişle geleceğe umutsuz bakmak..
Kaç yıl oldu o sabahın erken saati ile bir araçla önümde sabit ve umutsuz bakışlarının
donukluğu ile bu şehri terk edişin…

Islak topraklarda kaymalara sebep olan o donuk ve umutsuz bakışlarının ardından kaç yıl oldu kaç yıl oldu kayboluş zamanlarında inkârcı bir hayat yaşayışı bir hayat…

Umarsız veya boşvermişlikle yaşayışının başlangıcından bu yana kaç yıl oldu…
Kaç yıl oldu telefonumu, vapur iskelesinin önünde, park ederek birilerini beklediğim zamanda çaldırışından bu yana kaç yıl oldu…

Kaç yıl geçti en son “yanımda sen olamazsan” deyip gözyaşlarınla sesin kısıldığından, bugüne kaç yıllık özlem oluştu…
Sevmenin asilliğini öğretirken bana kaçışlarının anlamını anlatan hangi cümlen var, yoksa, “seni sevemezsem ölürüm” derken, zamansız bir cümle miydi bu süresi belli olmayan …

“Seni sevemezsem ölürüm” demen hangi zamana ve hangi duyguya sığdı ki bu güne kadar geçen onlarca yıla rağmen?

Sevemediğin kaç yıl yaşandı ki kaç yılın sorgulanması bu?
“Seni sevemezsem ölürüm” cümlesinin zaman boyutu neydi gözyaşlarımın düşme zamanı ne olarak hesaplandı ve yıllar günlere devşirirsek kaç gün veya kaç saat oldu be sevgili, “sevmezsem ölürüm” derken, kaç hesapsız ölgün nefesler aldın, ben gibi?

Senden sonra yaşadığım günleri işaretledim takvimlere. Sonra ayların tümünü gün olarak çizdim, daha sonra takvimdeki tüm ayları çizdim, gidişinin işareti olarak…

Biliyor musun sevgili, kaç duvar takviminde kesilen ay ve gün sayfaları,üst üste duruyor masamda, nefret ve öfke ve de tiksinti ile baktığım…
Yaşadığın bu günlerin her saniyesine öfkem var.
Her saatinde küskünlüğüm var, her ayına, her yılına sorgulamalarım var, neden, neden sorusu ile…

Şimdilerde bu öfke birikimi ve küskünlüğü ile yaşıyorum…

Günlere ve aylara, hele seninle buluştuğum saatlere biriken öfkelerim var…

Direniyorum yaşama ve benden sonraki zamanlara, küskünlüğüm var…
Ömrüme dolaşan sen varlığına küskünlüğüm…
Bana yazdığın ve hâlâ yazmaya devam ettiğin yazılarına şaşkınlığım ve “ne kadar iyi insanmışım ki bu iyi insanlığıma küskünlüğüm…
Geçen zamana, vah edişim ki bunun adına sevgi denilir ki ona da saygım var…

Sevmekti yaşamımı bu günlere taşıyan. Sevgi idi bu günlerde bana yaşam hırsı veren ki şimdi de sen nankörlüğün gereği iyi ki gitmişsin dersin, iyi ki gitmişsin hayata bu pencereden de bakmayı öğrendim ben…

Bu şehirdeki beni, bendeki bu duyguları, ömrümün uzadığı kadar zamanda, sana ileteceğim…
Mustafa yılmaz
 

Hüseyin Başdoğan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 104
Kayıt tarihi
: 21.10.11
 
 

Hayat mı hırçındı yoksa yazı mı? ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster